Alexa
Medya Siyaset

Çocukluğumun İlacı, 23 Nisan’lar…

Çocukluğumun İlacı, 23 Nisan’lar…

50 yaşındayım. Çocukluk yıllarımı hatırlamıyorum, ama fotoğraflardan anlıyorum, nasıl yokluk çekildiğini. Ancak “yokluk” varmış yokmuş bilmiyorum. İnsan varlığını bilmediği şeylerin yokluğunu da bilmiyor ki.

Arada bir şey giymek isterim, kırmızı bir ayakkabı ya da bir şey yemek, bisküvi lokum mesela… Canım çeker ama yok ki. Unuturum gider. Hiç de önemli değildir, olmasa da olur bunlar. Sevgiydi bu yaşların en önemli ihtiyacı.

23 Nisan’lar… Tüm çocukların güzel kıyafetler içinde, becerilerini sergileyerek ailelerinin, arkadaşlarının, komşu teyze ve amcalarının önünden geçtiği ve güzel şeyler yapmış olmanın, yeteneklerini sergilemenin geride bıraktığı müthiş güven duygusu. Okulumuzda çok zengin yoktu, sadece dikilen güzel kıyafetlerin kumaş kalitesiydi aradaki fark, hepimiz çocuktuk. Öyle büyük masraflara gerek yoktu. Her çocuk bir yıldız heyecanı ve ruhuyla hazırlanırdı bu gösterilere. Kimimiz flüt çalar, kimimiz mandolin ya da bando takımında trampet, yahut folklor ekibinde… Öyle büyük salona da ihtiyacımız yoktu. Bütün caddeler bizimdi. Seyirci desen, zaten hazır. Neredeyse tüm halk gelirdi, çünkü 23 NİSAN herkesin bayramıydı.

İlkokulda, öğretmenimi Atatürk’e benzetirdim. Onun sevgisini kazanınca Atatürk’ün sevgisini kazanmış gibi hisseder, dahası kendimi Atatürk’e benzetirdim. Öyle olunca da dünyanın en mutlu çocuğu olurdum… Olurdum da, ne benden on yaş büyük abimin lastik ayakkabısını giymeyi dert edinirdim, ne de ablamdan kalan rengi solmuş naylon siyah önlüğü giymeyi. O yıllar anladım ki, çalışkan ve iyi insan olunca seviliyordum. Bu durum kendimi güvende hissetmemi sağladığı gibi, gelecek için de güven duymamı sağlamıştı. Çalışınca istediğim her şeye sahip olabilirdim.

14-22 yaşlarım yatılı okulda geçti, aynı okulda okuyan onlarca kardeşin arasında. Sevgi, yine sevgi. Orada da sevgi önemliydi. Yine çalışınca ve iyi insan olunca işler yolundaydı ve güvendeydim. Çünkü Atatürk’ün Türkiye’sindeydim. Kendim gibi ülke de hep ileriye gidecekti.

Arada düşmeler, kalkmalar, hayal kırıklıkları olmadı değil. Ama hayat buydu zaten. Onlardı beni ben yapan. Güvendeydim. Bu arada doğmamış kızlarıma söz vermiştim, hem de yazılı! Hala saklarım o kağıtları. Demiştim ki; en iyi şekilde yetişmen mutlu olman için elimden gelen herşeyi yapacağım. İyi bir anne olacağım!

Sahip olduğum imkanları sundum onlara, doğru bildiğim değerleri Atatürk’ü, çalışkan ve iyi insan olmayı, dua etmeyi…

Ama şu son on yıl yok mu şu son on yıl!

Hele şu son yıl!

Hele son günler!

Bana güven veren değerlerim sanki yerle bir edildi…

Çalışkan olmak, sevgi, güven, Atatürk, 29 Ekim, 23 Nisan, 30 Ağustos, 19 Mayıs… Her gün Atatürk’ten kadına, Lozan’dan çocuklarımıza, dinden imandan her konuda küfür gibi konuşanların arasında adeta boğuluyorum.

Kırmızı ayakkabıyı sorarsanız istemediğim kadar, bisküvi lokum zaten sağlığıma zarar. Her şey var da ya sevgi ve güven?

İşte 23 Nisan’lar o fakir çocuklara, sevgi ve güven veren günlerdi.

Hasretle anıyorum.

Dr. Gülhan Seyhun

 

Medya Siyaset
Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. “Tıp Tarihimizde Askeri Sağlık Hizmetleri, II. Dünya Savaşı Dönemi” kitabını yazdı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ