Alexa
Medya Siyaset

Çok Zıpladık Sonunda Tosladık

Çok Zıpladık Sonunda Tosladık

Son gelişmelerin nedenlerini geçmişte aramak gerekiyor. Kriz birden bire gelmedi. Yıllardır geliyorum dedi ama biz umursamadık. Şimdi tam anlamıyla çöken stratejik derinlik, BOP gibi projeler döneminde Türkiye’nin İslam aleminde ufaktan da olsa yıldızı parlamaya başladı.

Suriye ile vizeler kalktı, karşılıklı ziyaretler ve birlikte tatil geçirmeler başladı. Tam bahar havası. İşid’in devreye girmesi ile Türkiye dış siyasetinde kırılmalar oldu. Stratejik derinlik politikası fos çıktı.

Türkiye’nin İşid’e yardım ettiği söylendi, Esad ABD’nin değil Rusya’nın yanında yer aldı ve olaylar zinciri başladı. Rusya Suriye’ye yerleşti Türkiye saf değiştirdi. Rusya ve İran’a yanaştı.

Suriye topraklarını güvenlik hattı oluşturmak için ele geçirdi. Bütün bunlar bilinen olaylar ama unuttuğumuz olaylar. Rus uçağının düşürülmesi, Rusya ile savaşın eşiğine gelinmesi. Şangay birliğine girme girişimleri, yüz bulamamız bunun üzerine Türkiye AB’nin parçası diyerek çark edilmesi.

ABD ve AB den uzaklaşma girişimleri derken bugünlere geldik. Ülkesinin % 78 ini kaybeden Suriye bugün % 66 sına egemen. Çok yakında bu oran % 100 olacak. Nitekim Rusya Türkiye’ye işgal ettiğin topraklardan çekil dedi. Artık Türkiye’nin arkasında ne ABD ne Rusya ne de AB var. Çok hazin bir tablo.

Türkiye’nin Rusya’ya yakınlaşması ve işbirliği içinde olması ABD’yi çıldırtmış oldu. Ayrıca Türkiye’nin İran’a karşı yaptırımlara destek vermemesi ve tam aksine İran’a yakınlaşması ABD’nin Ortadoğu’da ki hakimiyetini de tehlikeye soktu.

Bu arada Türkiye’nin ABD olmazsa başka müttefik mi yok gibi diplomatik söylemlerin dışındaki tehditler birer birer Türkiye’nin eksi hanesine yazıldı. Konuyu fazla uzatmadan yakın zamana gelelim. Kozmik odaya girişi hatırlayın. Buradaki bilgiler Fetöcülerin eline geçti, Türk ordusu darma dağın edildi. Ayrıca tüm kripto belgeler Fetöcüler aracılığı ile ABD nin eline geçmiş durumda. Siyasi iktidara kızgın olan Fetöcüler Türkiye’den böylece intikam almak istemekteler. ABD ne diyor: Fetö ve ABD karşıtlığını sonlandırın, rahipte dahil ABD li tutukluları derhal iade edin ve benzeri konularda emir veriyor. Türkiye’ye doğrudan müdahale ediyor.

ABD Türkiye’ye kızgın. İslamcı söylem ve eylemlerden dolayı tedirgin. İsrail karşıtlığını bırakın, Kıbrıs sorunun çözümünü engellemeyin diyor. Özetle bana biat edeceksin diye dayatıyor. Türkiye’nin dış politikasının iniş ve çıkışlarla dolu olması, güvenilir bir ülke olmaması ABD çıkarlarına ters düşüyor. Türkiye’nin askeri ve mali sırları Fetöcüler kanalıyla ABD nin eline geçmiş durumda. Türkiye’nin kılcal damarlarına kadar girmiş durumdalar. Parasını aldıkları uçakları bile teslim etmiyorlar, Türkiye’ye ambargo uyguluyorlar, meydan okuyorlar. Özetle Türkiye’nin geleceğine çeşitli vasıtalarla hakimler. Son döviz krizi ABD nin Türkiye’yi dize getirme krizidir. Mali sırlar elindedir. Dünya sermaye grupları, bankaların ve borsaların % 65 i ABD nin denetimindedir. Türkiye’nin borç bulması ve ekonomiyi düze çıkarması ABD nin engelleri ile doludur.

Vurun abalıya

Dolaylı vergiler % 70, doğrudan vergiler % 30. Dolaylı vergiler halktan peşin alınırken, doğrudan vergiler kazanç sahiplerinden taksitle alınıyor. O da doğru dürüst ödenmiyor. Durmadan vergi barışı uygulaması yapılıyor. Üstelik birde teşviklerden yararlanıyorlar. Gariban yediği lokmanın dahi vergisini peşin olarak ödüyor.

Borsayla kim ilgileniyor? Parası olan tabi ki. Gariban borsa nedir bilmiyor bile. Üstelik borsanın % 65 ide yabancıların elinde. Gel de Milli ekonomiden bahset. Yabancılar istedikleri gibi manipülasyon yapıyorlar. % 65 ini kaptırdığın borsadan yabancılar manipülasyon yapıyor diye sızlanma sadece avutma/ avunmadır.

Mademki kuvvet elinde yaptırmayacaksın. Buna rağmen yapılıyorsa kendini sorgulayacaksın. Kamunun ve özel şahıs/kuruluşların borcu 438 milyar doları geçmiş vaziyette. Bu borç elde döviz olursa ödenir, olmazsa ödenmez. İcra ve ekonomik değerler yok pahasına aç kurtlar tarafından ele geçirilir. Döviz spekülatörleri için bulunmaz fırsat. Yandaş ve hükümet destekli bir çok firma yurt dışında da faaliyet gösteriyor, gerisini siz yorumlayın. Enflasyon ise iki haneli rakamların altına inmiyor, tefecilerin cenneti haline gelen Türkiye her gün borç batağına saplanıyor.

Parası olan gene zengin, kazanan gene tefeci. Güya borçlanarak büyüyoruz. Çok doğru paralar nereye gidiyor? Dönüşü olmayan inşaat sektörüne ve malum kanallara gidiyor. Son dönemde inşaat sektörü de dar boğaza girdi, konut balonu söndü, kiralar geriledi. Her gün zam üstüne zam gelirken halk her gün gelen zam oranında fakirleşiyor, yoksullaşıyor.

Ya ihracatımız yani sanayi, tarımsal üretimin dış satımı, dışardan aldığımız malın % 67 sini karşılıyor. Geri kalan % 33 açık yani borç. Ülkede tipik olarak dolarizasyon yaşanıyor. Döviz mevduat hesapları artış trendinde. Başkan dövizinizi bozdurun derken kimler bozduruyor?

Elinde olmadığı için halk değil tabi. Yandaşlar içinde üç beş kuruş dövizi olan takım  elindeki 50-100 dolarlık/avroluk dövizi bozduruyor ve bunu selfi yaparak havasını atıyor. Bakın ben reisin sözünü tuttum diyerek batan gemiden parsa toplamak istiyor. İşsizlik çift hanelerde seyrediyor, genç işsizler ordusu oluşmuş durumda. İstersen dört dil, istersen iftiharla mezun ol yandaş değilsen ancak işi hayal edebilirsin. Ya kişi başı milli gelir bırakın artmayı tam aksine geriye gidiyor. Siyasilerin 2023 gelir hedefi ise 25 bin dolar. Asgari ücretlinin 186 dolar aldığı bir ülkede milli gelirin 25 bin dolar olması pembe hayallerinde ötesinde. 81 milyon Türkiye’nin zenginleri paraya hükmedenleri sadece 126 bin kişi ve bunlar mevduatın yüzde ellisinden fazlasını ellerinde tutuyorlar. Makas hızla açılıyor, orta gelir sahipleri yoksulluğa, dar gelirliler açlığa mahkum ediliyor. Ya tarımda kendine yeterli ülke iken bugün et, saman, mercimek aklınıza ne gelirse çok sayıda tarımsal ürün ithal ediliyor. Tarım geçmişte ihracatın lokomotifi iken bugün perişan durumda. Ya eğitimimiz ne durumda derseniz? Eğitim gerici, yobaz, hurafe, safsataya dayananların eline geçmiş durumda. Medyada sarıklılar, cüppeliler, Atatürk’e saldıranlar, ölülere bile küfür edenler kol geziyor. Eğitim kaliteden yoksun ve çökmüş durumda. Kültür, sanat bilimde ise tam ortaçağ karanlığı yaşıyoruz. Tutucular, yobazlar bütün köşe başlarını kapmış durumdalar. Son üniversite imtihanları bu acı trajik  tabloyu bütün çıplaklığı ile ortaya koydu. Dar ve sabit gelirliler olan ücretliler, emekliler, emekçiler, çiftçiler ülke nüfusunu yüzde yetmişinin büyümediği bu kesim nefes alamaz durumda. Büyümenin kaymağını ise rantiye, yandaş müteahhit, sermaye sahipleri yiyor. % 70 avucun yalıyor, geçim sıkıntısı içinde kıvranıp duruyor. Açlık-yokluk sınırında yaşıyor. Ne acıdır ki siyasi partiyi iktidarda tutan bu kesimler, siyasi iktidar tarafından görmemezlikten geliniyor.

Ya halkımız ne yapıyor. Bu konuda geçmişte yaşanmış bir olayı özetleyeceğim.

ESTONYA SENDROM

1994’de Estonya ’da kıyıya çok yakın, sığ bölgede feribot su almaya başladı 987 yolcudan  850 si öldü. Sonradan yapılan bir araştırmada ölenlerin hemen hemen tamamının yüzme bildiği ortaya çıktı. Kaptan ve gemi yönetimi sakinleştirici anonslar yapmaya başlarlar. Yolculara “sakin olmalarını, bu feribotun asla batmayacağını” söylerler. İnsanlar feribot yan yattığı halde kamaralarına girip, can yeleği bile giymezler.

Estonya feribotundaki insanların psikolojisini, bugün “yüzde 11 büyüyoruz” diyen, “dünya bizi kıskanıyor” diyen ekonomiyi ve ülkeyi kaptan köşkünden yönettiğini zannedenlere inananların bir nevi “Estonya feribotu sendromu” psikolojisini yansıttıklarını düşünmek mübalağalı mı olur acaba?

Bahattin Ayhan

Bahattin Ayhan

Araştırmacı-Yazarı.Tarih Türklerle Başlar,Türkiye Halkları,Antik Dönemden Günümüze,Köken-Dil-İnanç adlı kitapların yazarı
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ