Alexa
Medya Siyaset

Coronalı Günlerde Aklıma Dur Diyemediklerim

“…Türkiye Atatürk’ün bize bıraktığı akıl ve bilimi esas alan bir ülkedir ve bu krizi en az hasarla atlatabilecek kaynağa sahiptir.”

Coronalı Günlerde Aklıma Dur Diyemediklerim

Savaşlar olağanüstü bir durumdur. Salgın hastalıklar da öyle. Olağanüstü durumlar ise eldeki tüm imkanların yerinde ve zamanında seferber edilmek üzere tespit edildiği, önceden edinilen tecrübelere dayanan mevzuata, bilimsel verilere ve yöntemlere dayalı öngörülere göre oluşturulmuş planlarla ve gelişen yeni durumlar da dikkate alınarak yürütülür. Yani aslında tam bir savaş gibi.

Neden böyle bir yazı yazma ihtiyacı hissettim. Çünkü ülkemiz Covit-19 (Coronavirüs) pandemisi gerçeğiyle yüzleşmiş, tabiri caizse herkes nefesini tutmuş ve bu olağanüstü durumu en az hasarla atlatmayı ümit etmekte.Bir taraftan halk, bu salgına karşı dikkat edilecekler konusunda defalarca ve değişik uzmanlarca televizyon kanalları vasıtasıyla uyarılmakta, siyasiler günlük istatistiki bilgileri paylaşmakta. Diğer yandan da hastaların, hastanelerin en önemlisi sağlık personelinin yaşadıkları gerçekler gündemde.Amacım çok nadir nesillerin yaşadığı ve yaşayacağı bu kritik zamanda sesimi duyurmak. Faydalı olmak. Çünkü bu süreçte benim de hayatım tehlikede.Çünkü kendi canım üzerinde söz hakkına sahip olmak en doğal hakkım.

Dikkatimi çeken husus yapılan test sayısının azlığı. Bana test yapılmayan 13 Mart’tan beri testin neden yapılmadığını sorgulayıp şüpheli olanlara test yapılması ve vakaların tespit edilmesi gerekliliğini savundum. Zaten Türk Tabipler Birliği de bunu savunmakta.Neden daha fazla test? Çünkü daha çok test, daha çok hastanın tespit edilmesi demek. Böylelikle etkin bir karantina uygulanabilir ve hastalığın birden artışı engellenebilir. Çünkü görüldü ki bu hastalık birden artış gösterirse sağlık teşkilatı ve sağlık personeli yetersiz kalacak. Çünkü sağlık personeli yüksek risk altında. Çünkü eğer onları koruyamazsak tüm Türkiye zor durumda kalacak. Sağlık teşkilatı ve sağlık personeli yetersiz kalırsa İtalya örneğinde olduğu gibi hangi hastaların kurtarılmaya değer olduğuna karar verilecek. Nasıl acı bir durumdur bu!

Evet evde kalmamız, kendimizi izole etmemiz, temizlik önemli ve bunu inkar etmiyorum. Ama tıp biliminde özellikle salgın hastalıklarda yapılacak ilk şey, EĞER İMKANINIZ VARSA VAKALARI YANİ BU VİRÜSÜ TAŞIYANLARI TESPİT ETMEKTİR. Yani testtir. Test yapılır, kişinin yakın olduğu çevresi ve geçmiş günleri gözden geçirilerek kimlerle temas kurduğu ortaya konur, bu kişilere bilgi verilir ki onlar da şüphelidir. Bu şekilde bir bulaş ağı ve haritası çizilir. Amaç bilinçli hareket edilmesini sağlayarak salgın hızını yavaşlatarak önlemektir.

Daha fazla sayıda test yapabilecek ekonomik gücümüz mü yok? Eğer yoksa devletin buna göre önlem alması ve neyi var neyi yok tüm varlığını buna ayırarak test imkanına sahip olması gerekmez mi? Sürekli yeterli test kiti var denilip neden daha fazla yapılamıyor? Neden ünlülerin ve zenginlerin bu hastalığa yakalandıklarını duyuyoruz? Yoksa virüs insan mı seçiyor? Bilim kurulu test kriterlerine yönelik radikal bir karar alamıyor? Demiyorum ki kapı kapı dolaşılıp test yapılsın? En azından hastane kapısına gelen hastalara yığılma olmadan ve diğer hastane kapılarını çalmak zorunda kalmadan test yapılabilsin. Bu testi yapabilecek yetişmiş personel mi az? Öyleyse ona göre çözüm üretilsin. Ben mi çok bilmişim. Tabi ki değil, akıl ve bilim bunu böyle diyor. Tıp bilimi özellikle salgın hastalıklarla mücadele, matematik gibi fizik gibi pozitif bir bilimin içindedir. Benim aklım bu kadarını öngörebiliyor.Eminim şu anki mevcut bilim kuruluna ilave edilecek diğer alanlardaki bilim insanları (tıp, bilgisayar, psikolog, iletişim, halk sağlığı, mühendisler vb) ve tecrübeli komutanlarla daha çok etkin bir plan yapılıp buna göre teşkilatlanma yapılarak bu süreç yürütülebilir.

Test yapıldıktan sonra tespit edilen vakalarla (belirti veren veya vermeyen) ilgili bir ağ kurmak bu iletişim çağında çok mu zor? Birçok gencin bu ağda görev alacağından eminim. Dolayısıyla çok kısa sürede insanlar doğru bilgilendirilip “akıl ve bilim” yerinde ve zamanında kullanılmış olur.

Diğer bir konu mevcut durumla ilgili toplumu doğru bilgilendirmektir. Sadece “evde kal” demekle bu sorunun altından kalkılamaz. Artık insanlar haberleri sadece televizyon kanallarından takip etmiyor. Çünkü güven duymuyor. En çarpıcı örneğini rahmetli komutanımız Aytaç Yalman’da gördük. Bir ülkenin eski Kara Kuvvetleri Komutanı sessiz sedasız gömülür mü? Önce güven ortamı tesis edilmeli.

Türkiye Atatürk’ün bize bıraktığı akıl ve bilimi esas alan bir ülkedir ve bu krizi en az hasarla atlatabilecek kaynağa sahiptir. Bir an evvel bilim insanlarının bu kriz için görevlendirilmesi, birbiriyle koordineli bir çalışmaya geçilmesi gerekir ki onların önderliğinde topyekûn mücadele edilebilsin. Önce problemler madde madde tespit edilmeli ve yine madde madde yapılacaklar ortaya konulmalıdır. Tıpkı İkinci Dünya Savaşında 1.nci Ordu Sıhhiye Müfettişi Tümgeneral Abdülkadir Noyan’ın orduda görülen salgınlara ve diğer hastalıklara yönelik problemleri yerinde tespit ederek o probleme göre çözüm üretmesi gibi. Tıpkı dün televizyon kanalında Prof. Dr. Bingür Sönmez hocamızın bu süreçte hastanede çalışanların hangi zorlukları yaşadığını madde madde tespit ederek çözüm önermesi gibi.

İlk olarak sağlık personelini korumamız buna yönelik önlem almamız gerekir. Onları koruyamazsak kimseyi koruyamayız.

Her gün ölen sayısına bakıyoruz. Diyoruz ya “oh fazla artmamış.” Hiç de öyle değil her kayıp bir dünyadır. Önleyebileceğimiz bir can, bir annenin-babanın-çocuğun bütün dünyasıdır.

Dünyamız kararmasın.

Dr. Gülhan SEYHUN

Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. “Tıp Tarihimizde Askeri Sağlık Hizmetleri, II. Dünya Savaşı Dönemi” kitabını yazdı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyen olup halen Altınbaş Üniversitesi’nde görev yapmaktadır. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ