Alexa
DOLAR
8,0659
EURO
9,6646
ALTIN
459,31
BIST
1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Mevzi Sağanak
22°C
İzmir
22°C
Mevzi Sağanak
Cumartesi Çok Bulutlu
28°C
Pazar Sağanak Yağışlı
27°C
Pazartesi Gök Gürültülü
24°C
Salı Gök Gürültülü
21°C

Cumhurbaşkanı Başkomutan Değildir

Cumhurbaşkanı Başkomutan Değildir

Cumhurbaşkanı ve çevresindeki yetkililer zaman zaman Cumhurbaşkanı’nın başkomutan olduğunu iddia etmektedirler.

Bu yazıda başkomutanlık kavramının tarihi geçmişi ve hukuki statüsü incelenmeye çalışılacaktır.

Başkomutanlık nedir?

Türk Dil Kurumu(TDK)’nın hazırladığı Türkçe sözlükte başkomutan şöyle tanımlanmıştır:

“Başkomutan:  savaşta bir devletin bütün kara, deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan, Başkumandan, serdar.”[i]

Bu tanımlardan açıkça anlaşıldığı gibi başkomutanlık ancak savaşhalinde söz konusu olabilmektedir. Devletin hukuken (TBMM kararı ile açıkça ilan edilmiş bir düşmana karşı) savaş durumunda olmadığı hallerde “başkomutanlıktan” söz etmek, “başkomutanlık” iddiasında bulunmak doğru değildir.

Tarihi Geçmiş

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk anayasası olan 1876 anayasası7. Maddesinde padişahın yetkilerini sayarken:

“devleti ecnebiye ile harp ve sulh ilanı;

Kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası;

Harekat-ı askeriyenin icrası

Hukuk-u mukaddesei padişahi cümlesindendir” denilmektedir.[ii]

Bu günkü Türkçe ile:

Yabancı devletlerle savaş ve barış ilanı, kara ve deniz kuvvetlerinin komutası, askeri harekatın yürütülmesi padişahın kutsal haklarındandır.

Görüldüğü gibi Osmanlı’ anayasasında başkomutanlıkyetki ve sorumluluğu savaş hali ile sınırlandırılmış ve padişaha verilmiştir.

1921 Anayasası:

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş döneminde Birinci Meclis tarafından 20 Ocak 1921’de kabul edilen 1921 anayasası, kurtuluş savaşının ağır koşulları gereği yasama ve yürütme organlarını tek elde (TBMM’de) toplayan “kuvvetler birliği  (meclis hükümeti) sistemini benimsemiştir.

1921 anayasasının temelini oluşturan ve “Halkçılık Programı” olarak bilinen metinde silahlı kuvvetlerin görevi ve başkomutanlık şöyle ifade edilmiştir:

Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin hayat ve istiklaline suikast eden emperyalist ve kapitalist düşmanların tecavüzatına karşı müdafaa ve bu maksada aykırı hareket edenleri tedip azmiyle kurulmuş bir orduya sahiptir. Emir ve kumanda selahiyeti Büyük Millet Meclisi’nin şahsiyeti maneviyesindedir.”[iii]

Mondros mütarekesi ile dağıtılan Osmanlı ordusunun yerine TBMM hükümeti tarafından 1920’de yeniden kurulan bu günkü TSK’nın tarihten gelen asli görevi, ulusu emperyalist ve kapitalist düşmanların saldırılarından korumak ve işbirlikçilerini yola getirmektir.

1921 Anayasasını 2. Maddesi şöyledir:

“İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder.”[iv]

O günlere en önemli ve öncelikli yürütme (icra ) faaliyeti, ise kuşkusuz kurtuluş savaşınınbaşarı ile sevk idaresi ve iç isyanların bastırılması idi. Bu nedenle savaşın yönetimi yani başkomutanlık yetkisi de doğal olarak TBMM’de olmaktadır 1924,1961 ve 1982 anayasalarında “başkomutanlık TBMM’nin manevi varlığından ayrılamaz” hükmünün kökeni 1921 anayasasıdır.

Başkomutanlık Kanunu (5 ağustos 1921)

10 Temmuz 1921’de taarruza başlayan Yunan ordusu 17Temmuz’da Kütahya’yı ele geçirmiştir. Ertesi gün (18 Temmuz) sabah saat 0500’de TBMM Başkanı Mustafa Kemal Eskişehir’e Gelerek Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü)ile durumu değerlendirmiş ve Sakarya nehrinin doğusuna çekilme kararını vermişlerdir.[v]

Böyle stratejik bir çekilme ile vatan topraklarının düşmana kaptırıldığını düşünen bazı milletvekilleri TBMM’de Mustafa Kemal aleyhinde büyük bir kampanya başlatmışlar ve Mustafa Kemal’in sorumluluğu üstlenmesini istemişlerdir. Uzun tartışmalardan sonra kürsüye çıkan Mustafa Kemal sorumluluğu almaya hazır olduğunu söylemiş ve bu yönde bir takrir(kanun teklifi) vermiştir.

5 Ağustos 1921’de aynen yasalaşan bu kanuna göre:

“Başkomutan ordunun maddi ve manevi gücünü azami surette çoğaltmak veyönetiminin bir kat daha sağlamlaştırılması konusunda TBMM’nin bu yoldaki yetkisini meclis adına fiilen kullanmaya izinlidir.[vi]Mustafa Kemal kendi kurdurduğu TBMM’ne ve demokrasiye saygısını göstermek için bu yetkinin üç aylık süre için geçerli olmasını (üç ayda bir meclise hesap vermeyi) de istemiştir.

“Başkomutanlık Kanunu” olarak bilinen bu kanunda da görüldüğü gibi Mustafa kemal TBMM’nin tüm yetkilerini değil, yalnızca ordunun güçlendirilmesi ve savaşın sevk idaresi ile ilgili yetkilerini almıştır. Yani başkomutanlık savaşkoşullarında ve savaşla ilgili bir kurumdur.

MustafaKemal’e üçer aylık sürelerle verilen başkomutanlık yetkisi; 30 Ekim 1921,4 Şubat 1922, 6 Mayıs 1922tarihlerinde üçer aylık ve son olarak da 20 Temmuz 1922 tarihinde süresiz olarak[vii]uzatılmıştır. Bu nedenle Atatürk “ebedi başkomutan” olmuştur.

Mustafa kemal başkomutanlığı döneminde başkomutanlıkyetkisi ile çıkardığı ulusal yükümlülük (tekalüfü mililye) emirleri ile ordunun lojistik seferberliğini tamamlamış, Sakarya meydan muharebesi ile düşmanın Sakarya nehrinin doğusuna geçerek Ankara’yı işgaline engel olmuş ve nihayet 30 ağustos 1922’de Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi ile düşmana kesin sonuçlu darbeyi indirerek vatan topraklarını işgalcilerden temizlemiştir. Başkomutanlığı saraylarda, konferans salonlarında parti kongrelerinde, TV konuşmalarında veya törenlerde değil; Dua Tepe’de, Çiğil Tepe’de, Zafer Tepe’de icra etmiştir.

1924 Anayasası

Cumhuriyetimizin ilk anayasası olan 20 Nisan 1924 tarihli anayasanın 40. Maddesi başkomutanlık konusunun şöyle düzenlemiştir:

“Başkomutanlık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yüce varlığından ayrılamaz ve cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.(yerine getirilir değil C.D.) Harp kuvvetlerinin komutası barışta özel kanununa göre Genelkurmay Başkanlığı’na ve seferde bakanlar kurulunun teklifi üzerinecumhurbaşkanı tarafından tayin edilecekkimseye verilir.[viii]

Görüldüğü gibi 1924 anayasası da 1921 anayasası gibi başkomutanlığı TBMM’nin manevi (yüce) varlığından ayırmamıştır. Zira 1924 anayasası da selefi gibi yasama ve yürütme güçlerini TBMM’de toplayan “meclis hükümeti” hükümet sistemini benimsemişti(md.5).

Mustafa Kemal 1924 anayasasının kabulünden önce 29 Ekim 1923’de cumhurbaşkanı seçilmiştir.Ancak son olarak20 Temmuz 1922’de süresiz olarak uzatılan başkomutanlık yetkisi de (ayrı bir kanunla kaldırılmadığı için) devam etmektedir. Yani Mustafa Kemal aynı zamanda hem başkomutan hem cumhurbaşkanıdır. Bu nedenle başkomutanlık yetkisinin cumhurbaşkanı tarafından temsil olunması o günkü koşulların doğal bir sonucudur.

1961 Anayasası

9 Temmuz 1961 Tarihli anayasa da başkomutanlığıkendisinden önceki iki anayasaya benzer şekilde düzenlemiştir

1961 anayasasının110. Maddesi şöyledir:

“Başkomutanlık Türkiye büyük millet Meclisi’nin manevi varlığından ayrılamazve cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.

Milli güvenliğin sağlanmasındanve silahlı kuvvetlerin savaşa hazırlanmasından TBMM’ne karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.

Genelkurmay Başkanı silahlı kuvvetlerin komutanıdır.”[ix]

1982 Anayasası

1982 anayasasında da başkomutanlık konusunda önceki anayasalara benzer bir düzenleme yapılmıştır:

md117: Başkomutanlık Ve Genelkurmay Başkanlığı:

Başkomutanlık Türkiye büyük Milet Meclisi’ninmanevi varlığından ayrılamazve cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.

Milli güvenliğin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından TBMM’ne karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.

Genelkurmay Başkanı silahlı kuvvetlerin komutanı olup savaşta başkomutanlık görevini cumhurbaşkanı namına yerine getirir.

….Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı başbakana karşı sorumludur”[x].

2017 anayasa değişikliğinden sonra “başbakan” ve “bakanlar kurulu”ifadeleri çıkartılmış, maddeşu hale gelmiştir:

“Başkomutanlık    TBMM’nin manevi şahsiyetinden ayrılmaz ve cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur. Millî güvenliğin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından       TBMM’e karşıCumhurbaşkanısorumludur. Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanı silahlı kuvvetlerin komutanı olup savaşta başkomutanlık görevini cumhurbaşkanı namına yerine getirir.”

Silahlı kuvvetlerin savaşa hazırlanmasından Cumhurbaşkanı’nın TBMM’ne karşı sorumlu tutulması asıl başkomutanın TBMM olmasının doğal sonucudur.

31 Temmuz 2016 tarihli KHK ile Kuvvet Komutanlıkları Genelkurmay Başkanlığı’ndan alınarak anayasaya göre emir komuta yetkisi olmayan MilliSavunma. Bakanı’na (MSB) bağlanmıştır. Genelkurmay Başkanı barışta komuta edemediği, harbe hazırlıklarını geliştirip denetleyemediği birlikleri savaşta sevk idare etmek durumunda bırakılmıştır. Son çıkartılan yasalarla Genelkurmay Başkanı’nın elindeki tüm yetkiler Bakana devredilmiştir. Bu durum anayasaya aykırıdır. En üst düzeydeki emir komuta ilişkileri karmaşık hale getirilmiştir

Silahlı kuvvetlerin sevk idaresi/savaşın yönetimi bu konuda özel bir eğitim ve deneyim isteyen ağır bir görevdir. Bizim cumhurbaşkanlarımız ise (asker kökenliler dışında) böyle bir eğitim ve deneyime sahip değillerdir. Anayasa koyucu bunu dikkate almış olacak ki savaşta başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı’na bırakmamış, onun namına Genelkurmay Başkanı’na vermiştir.

Bir komutanın en önemli görevleri astlarının hukukunu korumak, askerliğin namusunu, Türk sancağının şerefini yüceltmektir.

Oysa bu gün başkomutan olduğunu iddia eden Cumhurbaşkanı;

  • Başkomutanlığın gerektirdiği eğitim ve deneyime sahip değildir.
  • Ergenekon, balyoz gibi kumpas davalardakomutanlıkgereğinin tam tersine davranmış, suçsuz olduğu hükmen sabit olan general/amirallerinin,  subaylarının ve askeri öğrencilerininhaklarını korumamıştır.
  • 15 Temmuz darbe girişiminden sonra sokağa çıkan kalabalıkların Türk askerini aşağılamasına sesini çıkartmamıştır.
  • Darbe girişiminden sonra çıkartılan KHKlarla TSK’nın komuta yapısı, subay eğitim sistemi, askeri sağlık sistemi,  askeri yargı sistemi, üniforma  birliği konularında TSK’ya büyük darbeler vurulmuştur. Bu durum komutanlık görev ve sorumluluğu ile bağdaşmaz. Başkomutanlık kanununda belertildiği gibi başkomutanın görevi ordunun maddi ve manevi gücünü azami surette çoğaltmaktır.
  • Başkomutan Gara operasyonu gibi durmalarda sorumluluğu üstüne alır, askere, polise dağıtmaz.

Mevcut anayasaya göre:

Asıl başkomutan TBMM olmaya devam etmektedir.

Cumhurbaşkanı başkomutan değil, başkomutanlığın temsilcisidir (anayasa koyucu aksini düşünse idi “başkomutan cumhurbaşkanıdır” derdi, böyle yapmamıştır).

Sonuçlar

  1. Barış durumunda başkomutanlık söz konusu olamaz. Başkomutanlık savaşta yapılır. Barışta silahlı kuvvetlerin komutanı Genelkurmay Başkanıdır.
  2. Savaşta da başkomutanlık görevini yerine getirme Genelkurmay Başkanı’na verilmiştir.
  3. Bu durumda Cumhurbaşkanı’nın başkomutanlığı sembolik bir anlam taşımanın ötesine geçemez.
  4. Cumhurbaşkanı başkomutan değildir. Ancak asıl başkomutan olan TBMM’nin temsilcisidir. Bu temsilcilik de Kurtuluş Savaşı koşullarına hazırlanan 1921 anayasasından gelmektedir
  5. Bu gün başkomutan olduğunu iddia eden cumhurbaşkanı bunun gerektirdiği donanıma sahip değildir ve komutanlık sorumluluklarınıngereğini yerine getirmemektedir.
  6. Hain darbe girişiminin ardından TSK’ya zarar veren KHK  düzenlemeleri geri alınmalı, TSK 2016 öncesi duruma dönderilmelidir.

Yapılabilecek bir anayasa değişikliğinde başkomutanlık ve üst düzey emir komuta ilişişleri  açık, sade, anlaşılır, emir-komuta birliği harp prensibine ve TSK’nın geleneklerine  uygun şekilde yeniden kurgulanmalıdır. Konu yaşamsal ulusal güvenlik sorunudur.

Bu konuda en önemli görev asıl başkomutan olan TBMM’ne düşmektedir

[i] Türk dil kurumu, Türkç eSözlük, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1982cit 1s.154.

[ii]Suna Kili, Şeref Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Yyy,Yty S91.

[iii][iii] Bülent tanör, Osmanlı-Türk anayasal gelişmeleri, YKY yayınları İstanbul, 1998, s.248

[iv]Kili,  Gözübüyük, a.g.e. s91.

[v] Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Türkçesi Necdet Sender, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul,25. Basım Haziran 2013, s.315

[vi]Lord Kinross, Atatürk,Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Türkçesi Necdet Sender, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul,25. Basım Haziran 2013, s.323.

[vii] KİNROS a.g.e. S.362

[viii] Kili, Gözübüyük, a.g.e. s.118.

[ix] A.g.e. s.203.

[x] a.g.e.s.291.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.