Alexa
DOLAR 7,8158
EURO 9,4809
ALTIN 461,42
BIST 1330,87
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 20°C
Çok Bulutlu

Cumhuriyet Rejiminde Halifeliğe Yer Yoktur

Halife sözcüğü “din ve dünya işlerinde bütün Müslümanların önderi, aynı zamanda devlet reisi olan kişi” anlamında kullanılır. Atatürk halifeliği gereksiz bir kurum olarak görmüş ve Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmasını sağlamıştır.

Görüşleri şöyledir: Hilafet demek ‘yönetme’, ‘hükümet etme’ demektir. Tarihte hilafet diye ayrıca bir kurum hiç olmamıştır; ortaya çıkmış olanlar ‘emirlik’tir*, hükümettir. Bugün bağımsız bir Türkiye devleti vardır; devleti kuran milletin bir meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi vardır. Milletin ve ülkenin biricik gerçek temsilcisi bu kurumdur. Devletin bir başkanı vardır. Dolayısıyla devletimiz başka bir makam tanımaz.  “Yönetme” anlamında hilafet –yalnızca işlevi bakımından- hükümet ve cumhuriyet kavramında zaten mevcuttur. Dikkat: Hilafetin kendisi değil, kurum olarak değil, işlevi, görevi bakımından!… Bu işlev geneldir, hilafet kurumuna özgü değildir. Dolayısıyla yönetim işlevini yerine getiren bir hükümet varken, ikincisine yer vermek mantık dışıdır, tam bir tutarsızlıktır, hatta saçmalıktır.

Hilafet günümüzde hiçbir varlık sebebi olmayan geçmişe ait bir hayalden başka bir şey değildir. İslam birliği de bir ütopyadır. Müslüman ülkeler kendi varlıklarını korumakta zaten yeterince zorlanmaktadır.

Oysa düşmanlarımız, örneğin İngilizler, hilafetin korunmasını hep istemiştir. (Bugün de öyledir, Amerika da istemektedir!) Neden? Çünkü tek bir kişiyi, yani halifelik makamına oturtacakları kişiyi kontrol etmek kolaydır. İslam âlemine karşı baskılarını onun sayesinde kolayca sürdürecek, bütün İslam dünyasını elleri altında tutacaklardır!

Atatürk 29 Ocak 1921 tarihli Meclis konuşmasında konuya Vahdettin örneğinde şöyle değinir: İngilizler esaretleri altında bulundurdukları İslam âlemi üzerindeki baskılarını muhafaza edebilmek için değerli bir alete, bir araca muhtaçtı. Bu ihtiyaçlarını dönem dönem göstermişlerdir. Onların gözünde bu değerli araç, hilafet makamına oturtacakları zattı. İşte bu girişim içinde bulunan İngilizler; Mütareke’nin ardından o aradıkları aracı -ki kendi tabirlerince, kendilerinden işittim: “pek değerli şey” anlamında “ün şoz presiyöz” idi- o cevheri mutlaka avuçlarında bulundurmak gerektiği kanısındaydılar. Gerçekten de onu avuçları içinde buldular. İngiliz avucunun içine giren bu şey, Padişah Vahdettin’di [Ataname (2019) / Padişah ve Hükümet, 16].

Atatürk’ün halifelik kurumu hakkındaki görüşü özetle böyledir. Ben de aşağıdaki hususları eklemek isterim:

● Hilafet “yönetim görevi” demek olduğuna göre, halife; fiilen var olması halinde Millî Egemenliğe ortak olmuş olur ki, bu durum Millî Egemenliğin, Cumhuriyet rejiminin tanımlarına aykırıdır. Çünkü Millî Egemenliğe ortak olunamaz. Meclis’in ve hükümetin yanı sıra bir ikinci karar merciinin daha bulunması yanlıştır. Bu bir çelişki ve tutarsızlıktır, devlet yönetiminde iki başlılık demektir.

● Halifelikle Millî Egemenlik bir araya gelemez.

Hilafet olursa devlet yönetiminde Millî İrade temel referans olmaktan çıkar, ayrıca kısıtlanır. Artık ikinci bir referans vardır: Şeriat hükümleri… Halife dinsel esasları uygulamak zorunda olduğu için, dinin devlet işlerine karışması durumu ortaya çıkar. Bu, Laiklik ilkesinin yara alması, hattâ ortadan kalkması demektir. Ayrıca bilimsel gerçeklerin ve politikaların uygulanması da zorlaşacaktır.

Sonuç şudur ki, demokrasinin hâkim olduğu bir ülkede hilafet istemek, akla ve mantığa, sağduyuya tümden aykırı, saçma bir taleptir. Atatürk’ün hilafeti kaldırmakla ne kadar haklı olduğu açıkça görülüyor.

_______________________.

Emir: Araplarda ve diğer bazı Müslüman ülkelerde bir kentin, kavmin veya ülkenin başı; başkan, bey, reis.

ETİKETLER: ,
Prof.Dr.Cihan Dura

Prof.Dr.Cihan Dura

Cihan Dura 5 Mayis 1940’da Ankara’da doğmuştur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Şubesi’nden 1964 yılında mezun oldu. 1968’de iktisat alanında doktora yapmak üzere Devlet burslusu olarak Fransa’ya gitti Yurduna döndükten 2 yıl sonra, 1979’da Balıkesir İşletmecilik ve Turizm Yüksek Okulu’nda Dr. Asistan olarak hizmet imkânına kavuşabildi. O tarihe kadar Milli Eğitim Bakanlığı Planlama Araştırma ve Koordinasyon Dairesi’nde memur, (1975-1976), Ticaret Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü Yabancı Sermaye Şubesi’nde (1976-1977) uzman, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü’nde proje değerlendirme uzmanı (1977-1979) olarak çalıştı. Kasım 1982’de “iktisadi gelişme ve uluslararası iktisat” anabilim dalında doçent unvanını aldı. 1984 baharında naklen Erciyes Üniversitesi İİBF’ne atandı. O tarihten itibaren bu fakültenin İktisat Bölümü İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat anabilim dalında öğretim üyesi olarak çalıştı. Mart 1989’da aynı anabilim dalında profesörlüğe yükseltildi. Mayıs 2007'de emekli oldu. Cihan Dura Ekim 1977 de, Nevin Tüzün’le evlenmiştir. İki çocuk sahibidir.
Prof.Dr.Cihan Dura Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.