Alexa
Medya Siyaset

Cumhuriyeti Numaralandırmak

Cumhuriyeti Numaralandırmak

Geçtiğimiz yıl referandumda kabul edilen ve 2 ay önce oy kullandığımız erken seçim sonrası yürürlüğe giren yeni anayasa, en son 10-11 yıl önce tartışılan bir konuyu gündeme getirdi.

İlhan Kesici 10 Temmuz’da “Cumhuriyetimizin 3. Dönemi 09.07.2018 tarihi itibariyle Sayın Devlet Başkanı-Cumhurbaşkanımızın TBMM’de yemin etmesiyle başlamış bulunmaktadır. (..) Devletimiz ve Cumhuriyetimiz ilelebed payidar olsun.” şeklinde bir tweet attı. Çeşitli çevrelerden tepki görünce de “Bir evvel yazmış olduğum twitin bazı önemli yanlış anlaşılmalara sebep olduğunu görüyorum. Ben hiçbir şekilde 3. Cumhuriyet demedim, demem; böyle bir sınıflandırmayı da yanlış bulanlardanımdır. Benim dediğim önemli bir sistem değişikliğine geçmiş olduğumuzdur. “Cumhuriyetimizin 3. Dönemi” demem şu demektir:

1-Dönem 1923-1950: Tek Partili Parlamenter Sistem dönemi. 2. Dönem 1950-2018: Çok Partili Parlamenter Demokratik Sistem dönemi. 3. Dönem, Partili Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi dönemi. Bu sadece bir tesbit ve sınıflandırmadır.”  şeklinde toplam 2 tweet daha attı. Kesici’nin maksadı “3.Cumhuriyet” şeklinde bir tanım olmasa dahi, o tarihlerde bu konu hakkında yazmaya karar vermiştim. Ancak bu haftaya kadar zaman bulamadım, bu sırada da #Tarih Dergisi’nin Ağustos sayısında Ahmet Kuyaş bu konuda bir yazı yazdı.

Ben de bu yazıda ilk olarak cumhuriyet numaralandırma geleneğinin kökenleri olan ülkelerden söz edeceğim.

Numaralandırmanın Merkezi: Fransa

Türkiye’de cumhuriyet numaralandırması, sıkça zannedildiğinin aksine, 1960’larda başlamamıştır, daha öncesi vardır. Ancak 1960 öncesindeki numaralandırma düşünceleri derli toplu değildi ve pek de kullanımda kalmadı. O halde 1960’lı yıllar için değerlendirme yapalım. Bu yıllarda cumhuriyeti 1. ve 2. olarak ayırma hususunda esinlenme kaynağı Fransa olmuştur.[1} 27 Mayıs sonrasında kamuoyunda tanınırlığı oldukça artan isimlerden İsmet Giritli, “Bilindiği gibi cumhuriyeti numaralandırma örneğini 1792, 1848, 1871, 1946 ve 1958’de Fransa’da cereyan eden olaylarda görmekteyiz.” demiştir.[2]

Peki Fransa’da numaralandırma ne zaman ve hangi dönemler için yapılmıştır? Cumhuriyetin başına “birinci”, “ikinci”, “üçüncü” gibi sıfatların getirilmesi esasen 2.Cumhuriyet’le mümkün olmuştur. 5 cumhuriyet dönemi yaşanmıştır. 1792’de cumhuriyet ilan edilmiştir, 1804’te ise İmparatorluk Dönemi başlamıştır. 2.Cumhuriyet ise 1848’de ilan edildi, 1852’ye kadar sürdü. III.Napolyon’un mağlubiyeti sonrası, 1871’de de bir cumhuriyet ilan edildi ve 3.Cumhuriyet olarak anılmaya başlandı. 3.Cumhuriyet en uzun ömürlü(Günümüzde devam edeni de dahil edersek) olan cumhuriyet oldu. 2.Dünya Savaşı sonrası ilan edilen 4.Cumhuriyet ve sonrasında 1958’de ilan edilen 5.Cumhuriyet ile tarih ilerledi.[3]

Numaralandırmalarda kıstas neydi? Yürürlüğe giren her yeni anayasa, yeni bir cumhuriyet olarak kabul edilmiştir. De Gaulle dönemindeki anayasa değişimi bir örnektir.

Türkiye’de Numaralandırma Fikirlerine ve Tartışmalara Dair Kısa Notlar

Az önce belirttiğim gibi, numaralandırma geleneğimiz 1960’tan da önceye dayanıyor. DP çiziğinde yer alan Zafer’in 15 Nisan 1950 tarihli nüshasında eski asker yeni siyasetçi Seyfi Kurtbek, “2nci Cümhuriyet!” başlıklı bir yazı yazdı. Milli Şef sistemine yönelik eleştirileri sonrasında “Evet Türk Cumhuriyeti yeniden kurulacaktır. (..) Gelecek nesiller yazık edilen 26 yılın hesabını soracaktır. İkinci Cumhuriyet kurulacak ve bu tarihi şeref Demokrat Partinin nasibi olacaktır.”[4] Yazının yayınlandığı tarih de, DP’nin kazanacağı ilk genel seçimin 1 ay kadar öncesidir. Bildiğimiz kadarıyla bu yazıda ilk kez 2.bir cumhuriyetten söz edilmiştir.

Numaralandırma beyanlarının ve tartışmaların gerçek anlamda başladığı tarihler ise, 27 Mayıs’ın sonrasını gösteriyor. Örneğin Milli Eğitim eski Bakanı Hasan Ali Yücel; 20 Haziran 1960’ta Cumhuriyet’te “Birinci Cumhuriyetin Son Günleri” başlığı altında bir numaralandırma yapmıştı. Bu dönemde sadece köşe yazıları değil, kitaplar da numaralandırma geleneğine dahil olmuştu. Suat Erginer’in “İkinci Cumhuriyet’in Eşiğinde”, İsmet Giritli’nin “27 Mayıstan İkinci Cumhuriyete”, Hıfzı Oğuz Bekata’nın “Birinci Cumhuriyet Biterken”, Arif Hikmet Pamukoğlu’nun “İkinci Meşrutiyetten İkinci Cumhuriyete Türkiyede Demokrasi” adlı eserleri örnek verilebilir.

Kemal Karpat, Temmuz’da Cumhuriyet’te yazdığı “İkinci Cumhuriyet mi, Atatürk Cumhuriyeti mi?” başlıklı yazı dizisinde “İlk Cumhuriyetin, Atatürk Cumhuriyeti’nin amaçları halen gerçekleşmemiştir.” diyordu.

Peki Cemal Gürsel “İkinci Cumhuriyet” kavramını kullandı mı? Evet. Örneğin 27 Mayıs’tan 3 gün sonra, TBMM Genel Kurulu’nda

“İkinci Cumhuriyet’in Anayasa’sı, ilmin ve geçmiş uzun yılların acı tecrübelerinin ışığı altında, memleketin mümtaz ilim adamlarının geceli gündüzlü çalışmaları memleket aydınlarının bu çalışmalara anketler vasıtasıyla katılmaları suretiyle hazırlanmaktadır.” dedi. Ayrıca 6 Ocak 1961’de yaptığı Kurucu Meclis açış konuşmasında yine “İkinci Cumhuriyet” dediğine rastlıyoruz. Bu konu sadece demeçlerde kalmamıştır, Temsilciler Meclisi’nde uzun uzun tartışılmış ve bu kullanım reddedilmiştir. [5]

Bülent Ecevit’in Ulus’ta 9 Nisan 1961’de “Tek ve Ebedi Cumhuriyet” başlıklı yazısında numaralandırmaya katılmadığını görüyoruz: “‘Birinci’ ve ‘ikinci’ diye numaralanan bir müessesenin (..) yıkılıp yeniden kurulabilecek istikrarsız bir müessese olduğu zihinlere yerleşebilir. ‘İkinci’den sonra ‘üçüncü’nün de beklenmesi gibi huzursuzluk, güvensizlik verici bir durum ortaya çıkabilirdi.”

Hayat Dergisi’nin 21 Eylül 1961’de yayımlanan 39.sayısının arka kapağında Yassıada Kararları duyuruluyor ve “Birinci Cumhuriyet devri kapandı. Açılan ikinci demokrasi devri memlekete hayırlı ve başarılı olsun.” yazıyordu.

12 Eylül sonrasında Yağmur Atsız’ın 10 Kasım 1982’de yazdığı yazının başlığı “Üçüncü Cumhuriyet’in Yahut Kemalizm’in Ölüm Tarihi Nedir?” şeklindeydi. Yani, 27 Mayıs-12 Eylül arasını 2.Cumhuriyet, 12 Eylül sonrasını da 3.Cumhuriyet olarak görüyordu.

Turgut Özal döneminde tam olarak numaracılığa girilmese de, “yeni dönem” tanımlamaları söz konusu olmuştu.

1990’larda ise cumhuriyet numaralandırması, 1960’lardan daha farklı şekle büründü. Özellikle ve ilk olarak Mehmet Altan tarafından savunulan, “kurucu değerleri yırtıp atma” üzerine kurulu bir “2.Cumhuriyet” idealinden söz edildi. Aydın Menderes, Ahmet Altan, Mim Kemal Öke gibi isimler de destekledi ya da 2.Cumhuriyet tanımlamasında sakınca görmediğini dile getirdi.[6] Uğur Mumcu da, 1992’de kaleme aldığı bir Cumhuriyet köşe yazısında, “..Bu düşünce ve örgütlenme özgürlüklerinin önündeki en büyük engel, 12 Eylül ürünü cunta anayasasıdır. Gelin önce şu anayasayı değiştirelim. Anayasayı değiştirmek, cumhuriyet numaralamaktan daha güç iştir. ‘İkinci Cumhuriyet’ kahramanları, bre yiğitler, buyurun, önden buyurun.” diyerek yanıt veriyordu. Sonrasında karşı kanattan bu yazıya yanıt geldi mi, bilgi edinemedim.

Cumhuriyeti Numaralandırmak ve Numaralandıramamak

Yukarıda gerek kendi kitaplığımdan toparladığım kesitlerden, gerekse alıntı yaptığım kitaplardan kesitlerden oluşan notlar paylaştım. Ancak tartışmalar bu kadar kısa ve az değil. Özellikle 1990’lar ve 2000’lerde yapılan tartışmalar bir kitap büyüklüğünde olacak düzeyde. Yukarıda değinmediğim ancak 2007 Anayasa Değişikliği ile Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi sonucu, bir nevi “yarı başkanlık rejimi” olarak değerlendirilebilecek düzenleme hayat buldu. Doktrinde 2007 değişikliğinin yarı başkanlık getirdiğine dair düşünceler vardır.

Numaralandırmayı kabul edenler kendi içlerinde bakış açılarına daha doğrusu ölçütlerine göre ayrılmaktadır. Sıralamak gerekirse, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 1982 Anayasası ve 2017 değişikliği sonrası yeni anayasanın ayrı cumhuriyetler oluşturduğunu düşünenler, Birinci Cumhuriyet’in halen devam ettiğini ancak kurucu değerlerin ve Kemalizm’in reddiyesiyle İkinci Cumhuriyet’in oluşmasını önerenler, bu ayrımın demokrasi üzerinden yapılması gerektiğini düşünenler, veya anayasa hukuku ölçütleriyle incelenmesi gerektiğini düşünenler. Bunların dışında numaralandırmaya gerek duyulmadığını düşünenler de vardır.

“Yazarlık tecrübesini ve anayasal tarih bilgisini geliştirmeye çalışan birisi olarak”, ben numaralandırmanın gerekli olduğu görüşünde değilim. Ancak yazının tümünde görüldüğü üzere “numaralandırma geleneği”, tarihimizde var ve doktrinde(Kısa bir süre kabul edilse dahi) tartışmaları yapılmıştır, yapılacaktır. Bu konuların konuşulmaması yönünde reflekslerin de konuyu talileştirdiğini düşünüyorum.

Peki illa ki numaralandırma olacaksa nasıl olmalı? Bu soruya yanıt vermek için 1921’den bugüne yürürlükte olan anayasaların beraberinde getirdiği rejimlere bakmak gerekir. 1921 Anayasası; parlamento hükümetini getirmiştir. 1924 Anayasası; parlamento hükümetini ve parlamenter rejimi, 1961 Anayasası parlamenter rejimi, 1982 Anayasası ise Cumhurbaşkanının güçlendirildiği parlamenter rejimi getirmiştir. 2017 Anayasa Değişikliği sonrası da Latin Amerika benzeri başkanlık rejimi yürürlüğe girmiştir. 1921’i bu ayrımda kullanmıyoruz. 1924’ü temel alırsak, ben 1924-2017, 2017 ve sonrası olmak üzere numaralandırma yapılabileceğini düşünüyorum. Bu değerlendirmede ana ölçüt olarak rejimi kullandım. Ancak buna yanıt olarak da “1924 karma rejimken neden 1961 ayrı bir Cumhuriyet olmasın?” denebilir, ama bu açıdan bakılırsa 1971, 1973, 2007 gibi önemli değişiklikler de ayrı cumhuriyetler oluşturmuştur denebilir, ki bu oldukça fazla ve gereksiz sayıya tekabül eder.

Toparlamak gerekirse, numaralandırma hususunda yakın tarihimiz oldukça büyük ve önemli tartışmalara sahne olmuştur. 2007’de tartışıldıktan sonra 10-11 yıl kadar rafa kalkan numaralandırma geleneği, tekrar tartışılmaktadır. Ben numaralandırmaya ihtiyaç duyulmadığını düşünüyorum. Eğer numaralandırma yapılacaksa da, anayasa hukukunun tüm nüanslarına hakim olmadan söylüyorum, az önce sıraladığım rejimler dolayısıyla 2017 Anayasa Değişikliği’nin devlet yönetimi açısından “farklı bir cumhuriyet” anlayışını ortaya çıkardığını söyleyebilirim. Gerçek anlamda bilimsel tartışma anayasa hukukçularına düşmekte.

[1]: #Tarih Ağustos Sayısı, Peki Şimdi Bu Kaçıncı Cumhuriyet?, Ahmet Kuyaş

[2]: Numaracı Cumhuriyetçiler, Orhan Koloğlu, sayfa 45

[3]: Quora, Why did France had so many republics?

[4]: Numaracı Cumhuriyetçiler, Orhan Koloğlu, sayfa 24-29

[5]: 1961 Kurucu Meclisi, Mehmet Utku Öztürk, sayfa 17

[6]: Numaracı Cumhuriyetçiler, Orhan Koloğlu, sayfa 87-96

 

 

Doğukan Temizel

Doğukan Temizel

"1998'de İstanbul'da doğdum. İlköğretim ve lise eğitimimi Bakırköy'de tamamladım. Şu sıralar üniversitede hukuk öğrenimine devam ediyorum. 2011'den bu yana çeşitli internet sitelerinde yakın tarih üzerine köşe yazılarım yayınlanıyor."
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ