Alexa
Medya Siyaset

Cumhuriyet’in İlanından Bir Gün Sonra

Cumhuriyet’in İlanından Bir Gün Sonra

Tarih, 30 Ekim 1923.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü’yü Çankaya Köşkü’nde ağırlar. Amaç İnönü’nün Başbakanlığa atanacağının bildirilmesidir.

Cumhuriyet’in ilanından bir gün sonra gerçekleşen görüşmede, önce Atatürk’ün hazırlattığı raporlar masaya yatırılır.

Rapor’da, Türkiye’nin “hali pür melali” (içinde bulunduğu acı durum) anlatılmaktadır.

Yeni devletin devir aldığı yokluk, yoksulluk ve tükenmişlik ile ekonomik, mali, sosyal, kültürel sorunları sıralanmıştır. Konuşurlar, danışırlar, gelecekle ilgili kararlarda buluşurlar.

Cumhurbaşkanı Atatürk, asıl konuya girer ve İsmet Paşa’ya hitaben:

“Sevgili Paşam;

Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme.

Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor.

Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun.

Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.

Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim.

Sorunlarımız ne kadar çok, imkânlarımız ne kadar az, bilmeni istiyorum.

Bize yazık ki geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı.

Yoksul bir köylü devletiyiz.

Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. Kışın batağa döndüğü için geçilmesi çok zor. 4.000 km. kadar demiryolu var Anadolu’da. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz bir demiryolu ağı. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.

Denizciliğimiz acınacak durumda.

Köylümüzü her halde topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz.

Sen de, ben de o cephede çalıştık. Durumu yakından gördük. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor.

Çok az tarım mühendisimiz var. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.

Şu andaki doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, 150 kadar ilçede doktor yok. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Ebe sayısı çok az. Kırk küsur bin köye karşılık diplomalı ebe sayımız 136. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta denebilir. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyormuş.

Nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun oldukça önemlice bir bölümü yerleşik değil, göçebe.

Telefon, motor, makine yok denecek düzeyde. Teknolojiden yoksun bir ülkeyiz.

Bütün sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremit’i bile ithal etmekteyiz. Avrupa’nın her çeşit malı için açık Pazar halindeyiz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.

Düşmanların tümüyle yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. Göçmenlere ordunun yiyecek stoklarından yardım ediyoruz.

İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı bir haldedir. İktisatçımız da çok az. Çoğu bilip okuduğu kuramların dışına çıkamıyor. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi ise hiç çözülmemiş bir sorun olarak duruyor.

Oysa Cumhuriyet’i yaşatmak için onun insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. İki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığında bir hars (kültür) şubesi kurmuştuk. Bu şube Anadolu kültürü ile ilgili eşyaları, belgeleri topluyordu. Ödeneği yükseltilmediği için bu hizmet gelişmedi. Birçok kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.”

Atatürk, raporların kopyalarını İsmet Paşa’ya verir ve konuşmasını şöyle sürdürür:

“Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler. Bütçemiz yetersiz, gelir kaynaklarımız kıt.

İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. İzmir İktisat Kongresi’nde Mahmut Esat Bey aracılığı ile duyurmuştum. Tartışılmadı bile. Daha acil, zor konular vardı. O konulara eğildiler. Bu düşünceyi günü gelince ayrıntılı olarak konuşuruz. Şimdi erken. Ama hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.

Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.

Cumhuriyete uygun bir anayasaya gerek var. Uzman sayısı az.

Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.

Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkımızı kurtarmak için mümkün olan hızlı sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.

Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız.

Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız.

Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.

Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu.

Büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun.”

***                                      ***

Cumhurbaşkanı Atatürk, Başbakanlığa İsmet İnönü’yü atadığını, Meclis Başkanlığına bildirir. Atama yazısı ve Bakanlar Kurulu listesi Meclis’in öğleden sonraki oturumda okunur. İnönü, hükümet programını açıklar, Meclis oy birliği ile kabul eder.

Akşamüzeri Başbakan ve Bakanlar Ankara Valiliği’nde toplanır. Atatürk’te toplantıya katılmıştır. Bakanları tebrik eder ve önemli önerilerde bulunur:

“Efendiler! Yıkmağa çalıştığımız ortaçağın arkasında bin yıllık deney var. Bin türlü kirli oyun bilir. Cumhuriyetimiz ise daha yeni doğmuş bir çocuk. Cumhuriyeti kolayca boğuverirler. Bu nedenle çok dikkatli, uyanık olun.

İş arkadaşlarınızı özenle seçin. İstanbul’dan gelen bazı memurları gördüm. Bir devrim başkentine geldiklerinin farkında görünmüyorlar.

Koca Osmanlı gemisi durup dururken batmadı. Bunlar gibi ilgisiz, tembel, heyecansız, küçük kafaların büyük sorumluluğu var. Kötü bir memur vatandaşı devletten soğutur.

Osmanlı Devleti azınlıklara devlette görev vermiş ama son iki yüz yıl içinde Alevi yurttaşlarımıza vermemiştir. Bu akla ve mantığa aykırı duruma Milli Mücadele başlar başlamaz son vermiştik. Bu tutumu özenle sürdüreceğiz. Anadolu’da kim varsa hepimiz bir milletiz. Yurt ve kader kardeşiyiz. Milli Mücadele’yi böyle yürüttük, Cumhuriyeti de bu anlayışla yöneteceğiz. Bu anlayışın bozulmasına izin vermeyeceğiz. Bozulduğu zaman ne olduğunu iyi biliyoruz.

Yunan ordusu Sakarya’dan çekilirken, çoğu ahşap olan köy camilerini yakıp yıkmıştır. Son çekilişte de batıda ki büyük, taş camilerin dışındaki tüm şehir, kasaba, köy camilerini yakarak, yıkarak kaçtılar. Bunların sayısı birkaç bindir. Bu camileri yenilemek görevimizdir. Bu hizmeti nutuk atmadan, gösterişe kaçmadan, siyasete alet etmeden yerine getirelim.

İlkokulun zorunlu, eğitimin yükseköğretim bitene kadar parasız olması temel ilkemizdir. İsteyen herkesi, kız erkek ayırmadan okutacağız. Sağlık hizmetlerinin parasız olması da amacımızdır. Halkın geçimini kolaylaştırmak, güven içinde yaşamasını da sağlamak zorundayız. Devlet halk için, halkın bu ihtiyaçlarını karşılamak için var.

Bütçe denk, borcuna sadık, parası sağlam bir devlet olmalıyız.

Devletimiz artık kesin olarak padişahın, bir ailenin devleti değil, halkın devleti. Hepimiz halkın hizmetindeyiz. Efendimizin, sahibimizin halk olduğunu hiç unutmayacağız.

İdealimiz milli egemenliğe dayalı, uygar bir toplum ve devlet yaratmaktır. Hiçbir aşamada bu ideali gözden kaçırmayacağız.

Soru çok. Hepsini çözmeye ömür yetmez. Bizim yetişemediklerimizi yurtsever çocuklarımız tamamlar. Halkı saymak, aydınlatmak, eğitmek, sağlığını korumak, güven içinde yaşamasını sağlamak başlıca ilkemiz olacak.

Başarılar diliyorum.

 

KAYNAK: Cumhuriyet: Türk Mucizesi 2 / Turgut Özakman

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Dahi insan, ebedi başkomutan, ulu kurtarıcı ve büyük kurucu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yurda ve ulusa özel ve öznel sevgisini, ulusal ve toplumsal sorunların çözümü için üstün ve özgün duyarlığını ve kararlılığını, bilime ve tekniğe yürekten ve sonsuz inancını ve bağlılığını kanıtlayan belgeler ve bilgilerden biri daha. Yazarı, çok değerli ve sevgili hocamız Celal DURGUN’a ve yayıncısı, seçkin ve saygın sitemiz MEDYA SİYASETE özel tebrikler, teşekkürler, sevgiler, en iyi dilekler.

BİR YORUM YAZ