Alexa
Medya Siyaset

Depremin Değil Ama Zararın Sorumlusu İktidardır!

Depremin Değil Ama Zararın Sorumlusu İktidardır!

Erdoğan,Afrika ziyareti öncesi depremle ilgili önlemleri yetersiz bulanlara “Depremi durdurma şansımız var mı?” yanıtını verdi. Gerçekten depremi durdurma, engelleme ve öteleme şansımız yok, hiç değilse şimdilik! Ama depremden göreceğimiz zararı, ziyanı ve can kayıplarını engellemek ve en aza indirmek mümkün. Bunun yolu; sorgulayıcı akıl ve yaşamda tek yol gösterici olan bilim ve onun ışığında alınan tedbirlerdir.

Bir ülkede bilim “tu kaka” yapılıyor ve sorgulayıcı aklın yerine biat eden, dindar ve kindar toplum peşinde koşuluyorsa; o ülkeyi deprem her seferinde daha kötü vurur. Bir ülkede dini tarikatlar ve cemaatler çoksa; o ülkenin deprem dâhil doğal afetlerden gördüğü zarar ve can kaybı çok büyük oranda olur.

Çocuk Evliliklerinin Yasaklanması Tetikledi

Dua ederek, ayet okuyarak iç huzuru sağlayabiliriz ama depremlerden ve etkilerinden asla ve kat’a korunamayız.Etrafta okuyarak ve üfleyerek depreme karşı korunma sağladığını iddia eden çok sayıda şarlatanlar,hatta “Çocuk evliliklerinin yasaklanması depremi getirmiştir” diyen, isminin başında akademik bir kariyer olan Prof. Dr. etiketi olanlar bile var! Çağdaş bir ülkede, böyle bir açıklama yapanın üniversite hocalığına son verirler ve sapık diye tecride kapatırlar.

Dünyanın pek çok yerinde deprem, tayfun, kasırga, sel, heyelan gibi doğa olayları olur ve can ve mal kayıpları oluşur. Meydana gelen bu doğa olaylarının şiddetini, bölgelerini, orada yaşayan toplumun yapısını, dünya görüşünü, can ve mal kayıplarının oranını analiz ettiğimizde çok dikkat çekici bir sonuç göze çarpmaktadır.

Analizin Sonucu

Depreme maruz kalan toplum eğer aklın ve bilimin egemen olmadığı bir toplum ise orada bu doğa olayının meydana getirdiği felaketin derecesi de çok yüksek oluyor. Japonya dünyada depremleri en şiddetli ve en yaygın şekilde yaşayan ülkelerden biri. Böyle olmasına rağmen, can ve mal kayıplarında en düşük orana sahip! Çünkü Japon toplumu, depremlerin Allah tarafından verilen bir ceza olmadığının bilincinde.

1999’da yaşadığımız Gölcük merkezli Marmara Depremi sonrasında bir kızımızın elinde tuttuğu ve üzerinde “7.4 yetmedi mi?” yazan tabelayı anımsıyor musunuz? Bu zihniyetin temsilcileri bugün iktidarda. Bu zihniyete göre depremler,Allah’ın gazabı ve cezalandırmasıdır. Aydınlanmanın gerçekleştiği, sorgulayıcı aklın ve bilimin egemen olduğu dünyada ise deprem, bilimsel açıklaması olan bir doğa olayıdır.

Tüm Yumurtalar Aynı Sepete Konmaz!

1999 Marmara Depremi’nin,en son 24 Ocak 2020’de yaşadığımız ElazığDepremi dedâhil,tarihte daha önce yaşanan depremlere kıyasla Türkiye’yi daha fazla vurmasının nedeni; bu bölgenin hem nüfus bakımından yoğunluğu hem de her bakımdan ülkemizin kalbi ve itici gücü olmasıydı. Uzun dönemde, plansızlık nedeniyle tüm ekonomik değerlerimiz bu bölgeye yığılmıştı. Doğru bir deyişle; yumurtalarımızı aynı sepete koymuştuk. Bu nedenle yediğimiz darbe çok büyük oldu.

18 yıldır iktidarda olan bu zihniyet;akıl, bilgi, bilim ve planlauzaktan yakından alakası olmayan icraatları ileTürkiye’nin tüm yumurtalarını yani tüm imkânlarını, kabiliyetlerini ve güç unsurlarını İstanbul’a ve yakın çevresine doldurmaktadır. İstanbul’un nüfusunun kaça ulaşmasını planlıyorlar? 30 milyon mu, yoksa 40’mı?Emin olun, akıllarına bile gelmemiştir bu soru!

Kanal İstanbul ve Deprem İlişkisi

Kanal İstanbul;Türkiye’nin güvenliği, savunması ve egemenliğine vereceği zarar ve İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin doğasına, ekolojik dengesine ve su kaynaklarına yapacağı tahribatın yanında,yaratacağı cazibe ile İstanbul’un nüfusunu radikal bir biçimde artıracağı için muhtemel bir depremde Türkiye’nin tamamen tuş olmasına neden olacaktır.

Deprem araştırma önergelerini reddeden, deprem toplanma bölgelerini ranta kurban eden, deprem vergilerinin hesabını veremeyen, vermek istemeyen, depremi azan ve günah işleyen toplumlara Allah’ın gazabı olarak gören, muhtemel depremler için bilimsel anlamda hiçbir tedbir almayan, alınmasını isteyenlere düşmanlık eden bir zihniyetin temsilcilerinin deprem dolayısıyla ağlamaya, sızlanmaya ve yakınmaya hakkı yoktur. Böyle bir deprem İstanbul’da olsa; yıkım ve can kaybı çok ve nedeni de iktidar olurdu.

YAZIYI ERHAN GÖKAY AKSOY’UN SESLENDİRMESİYLE DE DİNLEYEBİLİRSİNİZ

Türker Ertürk

Türker Ertürk

1957 yılında Trabzon’da doğan Türker Ertürk, ilköğrenimini İstanbul’da, orta öğrenimini ise Ankara ve Trabzon’da tamamladı. 1971'de Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesi'ne başladı. Lise ve müteakiben o zaman yine Heybeliada’da bulunan Deniz Harp Okulu mezuniyetinin ardından, 1979 yılında subay olarak donanma saflarına katıldı. 2008 – 2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı. Bu görevde de birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan Ertürk, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı icra edilen psikolojik savaşta komutanlarının bu süreci iyi yönetemediği ileri sürerek 9 Ağustos 2010 tarihinde istifa etmiş ve mücadelesine siyasi yaşamda devam etme kararı vermiştir. Türker Ertürk askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra birçok televizyon ve radyo programına katılmış, makaleleri yayınlanmış, çok sayıda konferansta konuşmacı olarak katılmıştır. Özden Ertürk ile evli olan Türker Ertürk'ün Deniz Sinem Ertürk İlhan ve Berrak Ertürk adlarında iki kız çocuğu vardır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ