Alexa
Medya Siyaset

Devrimci Atatürk (2)

Devrimci Atatürk (2)

Atatürk’ü ve gerçekleştirdiği devrimleri anlayabilmek için, neyi niçin yıktığını, neyi niçin kurduğunu bilmemiz, anlamamız ve özümlememiz gerekiyor.

Yıl 1934.
Halkevleri’nin kuruluşunun 2. yıldönümü nedeniyle hazırlık çalışmaları vardır.
Halkevi yöneticlerinden Necip Ali ve Nafi Atuf Kansu, hummalı bir çalışma içindedirler.
Geçmişte yapılan etkinlikleri, gelecekte atılacak adımları ve karşılaştıkları sorunları rapor haline getirirler ve Atatürk’ün huzuruna çıkarlar. Yapılan ve yapılacak etkinlikler ile yurt genelinde kurulacak halkevlerinin açılacağı kentlerin isimlerini sayarlar.
Atatürk, teşekkür eder ve “yeni şubelerin ne zaman açılacağını” sorar.
Necip Ali ve Nafi Atuf Kansu mahçup bir şekilde:
“Hazırlıkların tamamlandığını ancak bina bulmakta, kaynak yaratmakta zorlandıklarını, mali sıkıntıları aşamadıklarını” söylerler.
Atatürk, “Gerekli koşullar için yanlış yapıyorsunuz” der ve sözlerini şöyle sürdürür:
“Yeni halklevi açacağınız yerlerde, sürekli olarak cansız maddelerden söz ediyorsunuz. ‘Bina’ diyorsunuz, ‘olanaklar’ diyorsunuz… Oysa bana adamdan söz etmeniz gerekir… Filan yerde ‘Ali Bey var’ deyin. Onu bana tanıtın. Eğer bu Ali Bey istenen adamsa binayı da, parayı da, çevresine toplayacak kitleyi de yaratır. Taşa, toprağa değil, insana değer verin!”
***
Atatürk, yaptığı devrimleri hayata geçirmeden önce, neyi, nasıl, ne zaman, kimle yapacağını tayin eder, bilim ve düşün adamları ile konuşur, yakın arkadaşları ile tartışır, ortamı hazırlar ve sonra halkla buluşurdu.
Atatürk’ün başarısının sırrı, insandır.
Kimle, nereye kadar gidileceğini, kime güvenip, kime güvenmeyeceğini bilen insan sarrafıdır.
Samsun’a çıkmadan önce İstanbul’da güvendiği asker, sivil yurtseverlerle görüştü. Samsun, Sivas ve Erzurum’da gerçekleştirdiği toplantılara yurtsever insanları davet etti. İstanbul’da kapatılan “Meclis-i Mebusan” üyelerini Ankara’ya çağırdı.
Atatürk, inanmış, namuslu, yürekli insanları yanına almış, mali sıkıntıları da onlarla birlikte aşmıştır.
Atatürk, izlediği yolu şöyle özetliyor:
“Ben, milletin vicdanında ve geleceğinde hissettiğim büyük gelişme kabiliyetini bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak peyderpey bütün bir topluma uygulatmak mecburiyetinde idim… Uygulamayı birtakım safhalara ayırmak, olaylardan ve olayların akışından yararlanarak milletin duygu ve düşüncelerini hazırlamak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur.”
***
Yıl 1924.
Erzurum’da deprem olmuş, evler yıkılmış, halk perişan bir haldedir.
Atatürk, depremin merkezi Pasinler’e gelir, depremin yıktığı kerpiç evleri görür, zarar gören ahali ile dertleşir, ihtiyar bir köylünün hali dikkatini çeker, yanına gider:
“Depremden çok zarar gördünüz mü baba?”
Yaşlı adam anlamamış gibi bakar.
Atatürk:
“Hükümet sana kaç lira verse zararını karşılayabilirsin?”
İhtiyar:
“Valle pedişeh bilir!”
Atatürk gülümse, yumuşak bie sesle:
“Baba padişah yok, onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım zararın ne?”
İhtiyar:
“Pedişeh bilir!” sözünü tekrarlar.
Kaşlarını çatan Atatürk, kaymakama döner:
“Siz daha devrimi yaymamışsınız” çıkışında bulunur.
Kaymakam, yanıt veremez.
Orada bulunan Yazı İşleri Müdürü:
“Köylere genelge yolladık Paşam” diyerek, kaymakamı zor durumdan kurtarmak ister.
Atatürk, sert bir ifade ile:
“Oğlum, genelge ile devrim olmaz!” der.
***
Atatürk, bu sözü ile; “Genelge” yolu ile ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal devrimlerin tabanda karşılık bulmayacağını vurgulamıştır. Şeklin değil özün yaygınlaştırılmasını, devrimlerin halkla buluşturulmasını istemiştir.
Halk dalkavukluğu yapmadan, halkın kuyruğuna takılmadan ama halkı da hakir görmeden ileriye, doğruya, güzele, çağdaş uygarlığa ulaşmanın yollarını açmıştır.
Makam ve yetki sahibi kişilerin milletin hizmetinde olmasını, halkın mali, sosyal, kültürel sorunlarına deva olmalarını dilemiş; ahlak dışı, akıl dışı, bilim dışı gelenek ve göreneklerle mücadele edilmesini buyurmuştur.
Atatürk, “yaptım oldu” anlayışı ile hareket etmedi, milleti yanına aldı, millet te Atatürk’e güvendi.
Atatürk diyor ki;
“Devrimimiz, bu ihtilal safhasında dursaydı, kısır kalırdı. Halbu ki o, genişliyor, derinleşiyor. O, henüz son sözünü söylemiş, son eserini vermiş değildir. Bu tesviye edilmiş, temizlenmiş, düzeltilmiş zemin üstünde, yarınki Türk toplumunun kendine özgü ve kendine uygun, yani taklit olmayan, ama numune olan yapısını kurabilmek için, devrimimizin genişlemesi ve derinleşmesi lazımdır…”
“Devrim, tarafsız bir düzen değildir. Onun içinde yaşayanlar, taraftar olsunlar veya olmasınlar, akışına ve şartlarına uymaları lazımdır…”
“Dünya gidişinin garip bir belirtisi var: Her yararlı ve yeni şeye karşı mutlaka bir kuvvet çıkar. Buna bizim dilimizde irtica derler. İşte bu irticanın ortadan kaldırılması için gerekli önlemlerin önceden alınmış olması gerekir. Bütün millet güvensin ve rahat olsun. Devrimi yapanlar bu gibi olumsuz kuvvetleri, çıktığı noktalarda yok edecek kudret ve beceri ve önlemlere sahiptirler. Kesinlikle belirtirim ki, ulusun egemenliği sonsuza dek sürecektir.”

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ