Alexa
DOLAR
8,2971
EURO
9,9864
ALTIN
477,49
BIST
1.337
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Parçalı Bulutlu
22°C
İzmir
22°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
24°C
Cumartesi Gök Gürültülü
25°C
Pazar Gök Gürültülü
24°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
23°C

Din Uğruna Katledilen ilk Kadın Bilim İnsanı

Din Uğruna Katledilen ilk Kadın Bilim İnsanı
Günümüzde bile kadının hem toplumdaki hem bilimdeki yeri tartışılırken, 1605 sene önce yaşamış İskenderiyeli Bilim İnsanı Hypatia (370–415), felsefe ve bilim alanına en temel  katkılarda bulunmuş ancak dönemin gerici ve dinci zihniyeti tarafından, onun “inanmadan önce sorgulama ve bildiklerinin arkasında durma” olarak diyebileceğimiz düşünce tarzı sebebiyle Hıristiyan Keşişlerce katledilmişti. Bu bilim dünyasının “din” uğruna ilk kaybıydı ve tarih boyunca da son olmayacaktı.
Mısır’ın İskenderiye kentinde yaşamış bu bilim kadını, dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilere devasa akustik arenalarda astronomi, matematik, felsefe dersleri veriyordu. Babası da dönemin ünlü bilim insanı Theon’du ve kızının ilk öğretmeniydi.
Sokrates Skolastikus, Kilise Tarihi isimli çalışmasında onu şöyle anlatır: “İskenderiye’de Hypatia isimli bir kadın vardı. Filozof Theon’un kızıydı ve kendi zamanındaki tüm filozofları edebiyat ve bilimdeki başarılarıyla geçmişti. Platon ve Plotinus’un okullarını takip ederek birçoğu öğretilerini dinlemek için uzak yerlerden gelen takipçilerine felsefenin ilkelerini öğretti. Zihnini geliştirmesi sonucu edindiği soğukkanlılık ve rahat tavırlarından dolayı sıklıkla yargıçların varlığında halkın içinde görünmekten çekinmiyor, ayrıca erkeklerden oluşan bir meclise katıldığında kendini mahcup hissetmiyordu. Erkekler sıra dışı asaleti ve etkileyiciliği nedeniyle ona daha da hayran oluyorlardı.”
Kız çocuklarına nadiren eğitim verildiği ve kadınların kendileri için belirlenen rollerin dışına çıkmasının yasaklandığı bir zamanda, akıl ve bilimden aldığı cesaretle ilerleyen büyük kişiliğin yaşamı, Roma İmparatorluğunun çöküş dönemine ve Hıristiyanlığın ilk yıllarına denk gelir. Erken dönem Hristiyan tarihçi Sokrates Skolastikus yine, onun babasının sıra dışı doğasını miras aldığını ve babasından aldığı matematik eğitimiyle yetinmeyip, fark edilir bir biçimde başka öğrenme yollarına da yöneldiğini anlatır.
İskenderiye’de o dönemde Platoncu akım hakimdi. Bu akım, hangi inanca, felsefi tarza sahip olursa olsun, herkese açıktı. Farklılıkları bir çatışma ve ayrışma unsuru değil, çeşitli görünümlerdeki temel bilgilerin cesurca asıl kaynağından alınarak, ortak kaynağa aktarılması ve insanlık tarihinin en temel bilgilerinin filozoflarca topluma aktırılmasını amaçlayan eşsiz örnekte bir akımdı.
Hypatia’nın günümüze uzanan bilimsel çalışmalarını tek tek sayarak sizleri sıkmak istemem ancak aradan geçen binlerce yıla rağmen özellikle müslüman toplumlarda “kadının yeri” tartışmalarında hala dinsel referanslara başvurulduğunu ve hep aynı noktada olunduğunu bilmenizi isterim.
Antik dönemde, Piskopos Cyril’in bir kadın olan Hypatia’nın, şehirdeki etkisinden ve liderlik özelliğinden hiç hoşlanmadığını ve O’nu şehirdeki en büyük rakipleri arasına almasını tarihten okuyoruz. Bir bireyin özellikle kadınsa, değersiz kılınarak katledilmesinin veya itibarsızlaştırılmasının yolu elbette kutsal kitaplara havale edilmesinden geçer ve nitekim, Hypatia’nın yok edilişinin gerekçesi İncil’den yapılan alıntılara dayandırılmıştır. “Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim. Suskun olacak ve sessiz kalacaktır. Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratılmıştır”.
Ademin yediği elma yüzyıllardır hep kadından soruldu.
Tarihte, bilimle yoğrulmuş hayatlar ancak dinsel safsatalarla şeytanlaştırılabilir ve halk kışkırtılabilirdi. Cyril Hypatia’nın ölümünü doğrudan emretti ve bu öyle bir linçtiki, Hypatia’dan geriye hiçbirşey kalmadı, yok edildi. Rönesansa kadar devam eden bu karanlık çağ, hepimizin bildiği kilisenin etkisizleştirilmesiyle son buldu.
Beşeri bilimle, teolojinin savaşı İslam’da halen devam ederken aynı mücadeleye daha kaç nesil vereceğiz bilinmez ama “tevekküle itaat et kainat senin olsun” kaderciliğini Tanrıya havale eden bezirganların elbet sonu gelecektir. Bu taraftan çok öteki taraf korkusuyla donatılmış zihinler, Tanrının Kulları için yarattığı dünyayı ıskalıyorlar ama dinciler, bu hayattaki ballı saadetlerine garibin tevekkülü ile devam ediyorlar.
Hepimize not; Görevi dini inançları ve İbadet yerlerini yönetmek olan Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesine 2018’de 7.7 milyar TL, 2019’da ise 10.4 milyar TL ödenek ayrıldı ve  kuruma 2020 yılı için 11.5 milyar TL, 2021 yılı için 12.3 milyar TL ve 2022 yılı için 13.1 milyar TL ödenek verilmesi öngörüldü.
Bu rakamlarla başta icracı bakanlıklar olmak üzere, Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, AB Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığını geride bıraktı.
Kör inançla us, duygusal değerle gerçek değer arasındaki kesin ayrımın bilincine varılmadıkça gerçek anlamda bir ilerlemenin mümkün olmayacağı açıktır.
ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.