Alexa
DOLAR
8,4705
EURO
10,2921
ALTIN
502,04
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Gök Gürültülü
25°C
Ankara
25°C
Gök Gürültülü
Pazartesi Çok Bulutlu
24°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
28°C
Perşembe Çok Bulutlu
29°C

Direnme Hakkı

Direnme Hakkı

Son zamanlarda ülkeyi yönetenlerin hukuk (hatta kanun) tanımayan söyle ve eylemleri iktidar sahiplerinin meşruiyetini tartışılır hale getirmiştir. Zira demokratik ülkelerde iktidarlar meşruiyetlerini hukuktan alırlar.

Demokrasilerde halk seçtiği kişlere “seni seçtim ülkeyi istediğin gibi yönetebilirsin” yetkisini vermez.seçenler seçilenlerebaştaanayasa olmak üzere hukuk içinde kalmak koşulu ile ülkeyi yönetme yetkisi verirler. Seçilenler bu anlaşmaya uymazlarsa meşruiyetlerini kaybederler.

Meşruiyetini kaybeden yönetimlere karşı halkın DİRENME HAKKI doğar.

Direnme hakkı insanlığın binlerce yıllık demokrasi mücadelesinde acı deneyimlerle ortaya çıkmış, evrensel bir haktır.

1789 tarihli Fransız İnsan Ve Vatandaş Hakları Bildirisi,temel insan haklarını sayarken 2. Maddesindeözgürlük, mülkiyet, güvenlik haklarınınyanında “baskıya karşı direniş”(resistance a l’oppression) hakkını belirtmektedir.

Osmanlı’da padişahın yetkilerini kısıtlayan ilk metin olan Sened-i İttifak (1806) devletin keyfi davranışlarının önlenmesini öngörmekte, “Devlet veya taşra vezirlerinden (valilerden) bir saldırı gelirse ayanların buna birlikte karşı koyacakları”  hükmünü içermekte idi.[1]

1776 tarihliAmerikan Bağımsızlık Bildirisinde ise yetkilerini (meşruiyetini) yönetenlerin rızasından alan hükümetlerin vatandaşın haklarını garantiye alma görevleri olduğundan bahsetmekte; “herhangi bir yönetim bu hakları ortadan kaldırırsa, halkın oyönetimideğiştirme ve yerine bu hakları garanti edecek yeni bir yönetim kurma hakkı vardır” denilmektedir.[2]

Bağımsızlık Savaşımız bir yönü ile işgalcilerle işbirliği yaparak meşruiyetini kaybeden padişah yönetimine karşı halkın direnme hakkının kullanılmasıdır.

1961 anayasasının başlangıç bölümünde “anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışları ile meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanan Türk milleti” ifadesi bulunmakta idi.

Dünya tarihinde bunlara benzer başka örnekler bulmak mümkündür.

Anayasamız Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini sayarken (Md. 2) Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik hukuk devleti olduğunu belirtmektedir. Demokratik hukuk devletinde yöneticiler en üstün hukuk kuralı olan anayasaya bağlı kalacaklarına ant içerek göreve başlarlar. Anayasa yönetenlerle yönetilenler arasındaki toplumsal bir sözleşmedir. Sözleşmenin taraflarından birisinin sözleşmeye uymamasıhalinde diğer taraf için de sözleşmeye uyma yükümlülüğünün ortadan kalkması hukukun genel ilkesidir

3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana sistemli ve planlı bir şekilde;

  • Atatürk’ünbin bir zorluklar içinde kurduğu tam bağımsız demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri aşındırılmaktadır.
  • Ülke ve ulusun bölünmez bütünlüğü tartışılır hale getirilmektedir.
  • İktidar halkı “bizden olanlar” ve “olmayanlar” şeklinde bölmektedir. Bizden olmayanlar” dışlanmaktadır.
  • Yurttaşların anayasal haklarını kullanmaları devlet gücü ile engellenmektedir.
  • Tarikat ve cemaatler korunmakta, devlet içinde örgütlenmelerine göz yumulmaktadır.
  • Laik ve bilimsel olmayan çağdışı eğitim özendirilmektedir.
  • Devletin kurumsal yapısı ve entelektüel birikimi dışlanmaktadır.
  • Darbe paranoyası ile Türk Silahlı Kuvvelerine önemli zarar verdirilmiştir.
  • İdarede liyakat yerine sadakat esas alınmakta, yetersiz yöneticiler göreve getirilmektedir.
  • Dış kaynaklara bağımlı tüketim ekonomisi ile kaynaklarımız dışarıya aktarılmakta, geniş halk kitleleri yoksullaşmaktadır.
  • Gelir dağılımı adaletsizliği büyümektedir.
  • Emperyalizmin güdümünde ve ulusal çıkarlara aykırı dış politika ile devletimizin itibarı sarsılmaktadır.
  • Devletin temeli olan adalet güvenilirliğini yitirmiştir.
  • Hukuk iktidarı korumanın silahı olarak kötüye kullanılmaktadır.
  • Anayasa Mahkemesi kararları ve uymayı taahhüt ettiğimiz AİHM kararlarıyok sayılmaktadır.
  • Kuvvetler ayrılığıilkesiniyoksayan yürütme organı unsurları kendilerini yargı yerine koymakta, yargıya talimat vermektedirler.
  • Halk temsilcilerinden oluşan TBMM’nin etkinliği azaltılmıştır.Yürütmeyi denetleme görevini yapamamaktadır.
  • Demokrasi askıya alınarak ülke süratle “tek yönetici yönetimine”dönüştürülmüştür.

Halk bu iktidarı bunları yapması için seçmemiştir. İktidar “toplumsal sözleşmeyi” bozmuştur.

Bunların n yanında son zamanlarda pek çok yöneticilerin “ben bu anayasayı tanımıyorum” “ anayasa mahkemesi kararına saygı duymuyorum, uymuyorum”“anayasa ne derse desin” “AİHM kararları bizi bağlamaz” şeklindeki tutum ve davranışları yönetimin meşruiyetini yok ettirmiştir. En üstün hukuk kuralı olan anayasayı tanımamak hukukun tümünü tanımamak anlamına gelmektedir. Bu nedenlerle Türk halkının yönetime karşı direnme hakkı doğmuştur.

Bu hak, ancak, demokratik, barışçı ve örgütlü olarak kullanıldığı takdirde sonuç alıcı olabilir.

Bu nedenle tüm demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin, basının ve üniversitelerin direnme hakkını gündeme taşımalarının ve bu hakkı demokratik, barışçı ve örgütlü bir şekilde kullanmalarının zamanı gelmiştir.

[1] Bülent tanör, Osmanlı-türk anayasal gelişmeleri, YKY yayınları, istanbul,1998, s45

[2]Wethepeople, decleration of independence.

ETİKETLER:
Yorumlar
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Olağanüstü GÜNCEL, SOMUT VE NESNEL, tamamen HAKLI VE TEMELLİ, derin BİLİMSEL, tam DEMOKRAT, gerçek VATANSEVER, ulusal ve toplumsal ÖNEMLİ VE DEĞERLİ, baştan sona istisnasız her sözcüğü MUHTEŞEM VE MÜKEMMEL bir yazı ve çağrı. Çok değerli yazarı üstün komutan ve özgün bilim adamı sayın Cihangir DUMANLI’ya en yürekten tebrikler ve teşekkürler, içten sevgiler ve derin saygılar, en iyi dilekler ve yeni başarılar ve utkular.