Alexa
DOLAR
8,3342
EURO
10,1813
ALTIN
500,58
BIST
1.463
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
29°C
Ankara
29°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
27°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
30°C
Cumartesi Gök Gürültülü
23°C

Dünya Kadınlar Gününde Örnek Bir Türk Kadını

Dünya Kadınlar Gününde  Örnek Bir Türk Kadını

Dünya Kadınlar Günü, bütün dünyada kutlanan bir gün olarak evrensel bir değer taşımaktadır. 1857 yılında ABD’nin New York kentinde gerçekleşen işçi kadınların protestoları nedeniyle gündem olan ve yapılan müdahaleler nedeniyle öldürülen kadınların da hakkının savunulması gereken bir gün olarak tarihe geçmiştir.

Toplumda kadının değeri yapıcı ve temel bir durumdadır. Bu pozisyonun değişmesi mümkün değildir. Kadınlar toplumu meydana getiren ana unsurlardır. Toplumun bir arada birlik ve beraberlik içinde, barış ve huzur ortamında yaşaması, başarıların sağlanması, değerlerin korunması gibi durumlar kadınların varlığı ve ailedeki rolüyle korunmaktadır.

Yüce Allah’ın insan yaratma eylemini anne rahminde sürdürüyor olmasının kadının öneminin bir tanrısal tescilidir.

Buna rağmen Ortadoğu’da kadını “kuluçka makinesi” gibi gören ve onu yaşamdan eve kapatarak koparmaya çalışan bir ilkel, çağdışı zihniyetin hâlâ hüküm sürdüğü görülmektedir. Bunun çarpıcı bir örneği olarak 23 Aralık 2015 tarihinde Suudi Arabistan’da Fahd El-Ahmedî’nin konuşmacı olarak katıldığı “Kadın İnsan mıdır?” konulu bir seminer düzenlendiği[1] bilinmektedir.

Bu seminerden yüz yıl önce Türkiye’de durum ise çok farklıdır. Şöyle ki:

Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir” diyen Atatürk’ün, daha 1916’da “Kadın insandır ve aklı başındadır” ifadesiyle de konuyu ne kadar önemsediği ve değer verdiğinin açık bir göstergesidir.

Atatürk’ün Türk Kadınına, ana sütü kadar helâl olan haklarını vermesinin nedeni, sadece bir hak teslimi değildi. Yüce milletimizin onlara olan bir şükran borcunun da ödenmesiydi.

İşte bu şükran borcunu oluşturan olaylardan tarihi bir örnek:

Kastamonu Satı Köyünden Şehit Şerife Bacı

(Yazı Görselden Sonra Devam Ediyor)

Kastamonu Satı Köyünden Şehit Şerife Bacı

“1921 yılının Şubat ayı çok yaman ve zorlu geçi­yordu. Birdenbire bastıran kar, yolları kapıyor, cepheye giden taşıt kolları, geceye kalmadan yakın hanlara sı­ğınmak zorunda kalıyorlardı. İşte böyle fırtınalı, tipili bir gecede, cephane yüklü bir kağnı arabası, Kastamonu kışlasının ancak önüne kadar gelebilmişti. Gelebilmişti ama görünümü, insanı dehşete düşürüyordu: Bir kar tümseği içinde geviş getiren bir çift öküz ve hemen ar­kasında yine kar örtüsü altında hayal meyal sezilen bir insan…”

“Bu tablo, genç bir Türk anasının idare ettiği ve cepheye mermi taşıyan bir kağnı idi. Ve genç kadın, kutsal yükünün başında donmuştu…

“Bu her nasılsa kafileden, taşıt kolundan geri kalmış genç bir Türk ana­sının Tanrı katına ulaşmasının destanıydı. Aziz Türk anası, cephane yüklü kağnısı ile kar tipi demeden, ölü­me meydan okuyarak kışla önüne kadar gelebilmiş ve şehrin girişinde, şose kenarında donmuştu. Arabadaki kıymetli yükü korumak için üstüne yorganını örten bu genç kadın, bir eliyle üvendire tutuyor diğer eliyle de yorganın üzerine yaslanmış hareketsiz ve sessiz duruyordu.”

“İşte bu korkunç manzarayı ilk gören şahsın ilgili­lere haber vermesi üzerine Menzil Mıntıka Komutanı olay yerine iki çavuş göndermiştir. Olay yerine gelen çavuşlar şehidin üzerindeki karları temizlemiş ve onu kollarından ve ayaklarından tutup kaldırırken, yorganın altından gelen bir çığlıkla irkilmişlerdir. Bu çığlık, şehit Türk anasının yorgan altında koruduğu yavrusunun çığ­lığı idi. Çocuk varlığını haber veriyordu. Bu durum kar­şısında şehit ana, saygıyla bir yana konmuş ve yorgan hafifçe açılmıştır. Görülen tablo şudur: Otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş çulların içinde kun­daklı bir kız çocuğu… Uyanmış ve anasının sütünü isti­yordu…

Cephanesi ve yavrusu uğruna kendini feda eden bu kahraman anayı ve yavrusunu gören Mıntıka Menzil Komutanı Osman Bey, herkesi bir dakikalık saygı duruşuna davet ettikten sonra, gözleri yaşararak ve dudak­ları titreyerek ancak şu sözleri söyleyebilmiştir:

Türk kadını, dünyada misli bulunmayan kahraman bir anadır. Arkadaşlar!.. Milli Mücadeleyi kazanacağımızın en bü­yük delili, işte önümüzde yatan, biri ölü, biri diri, kutsal bu iki varlık ve benzerleridir.”[2]

Destanını okuduğunuz bu şehit Türk anası, Kastamonu İlinin Devrekâni İlçesinin, Seydiler Bucağının, Satı Köyünden Şerife’dir. Şerife’nin kağnı arabasında ağlayan yavrusunun adı da Sıdıka’dır ve 1950’li yıllarda rahmetli olmuş, Tanrı katına ulaşan anasına kavuşmuştur. Ruhları şad olsun!…

***

Milli Mücadelenin 100. yılında ülkemizde Kadın Hak ve Özgürlüklerinin Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerin çok gerisinde kaldığı da bir gerçektir.

Bugün yapılması gereken, kadını insan olarak görmeyen bir zihniyetten “kadının insan olduğunu”, ona doğuşundan itibaren erkekler kadar liyakatli ve hak sahibi olduğu tüm insani, uygar, çağdaş, hukuki, sosyal, siyasal haklarını (sadece kâğıt üzerinde değil uygulama ortamı ve iklimini oluşturup) vererek, kadını layık olduğu konuma ulaştırmak hem de Atatürk’ün verdiği önem ve öncelikle gerçekleştirmek gündemin birinci sırasında olmalıdır.

Her konuda olduğu gibi “kadın” konusunda da Atatürk’ten öngörülü özdeyişlere çok ihtiyacımız var:

“Bizce, Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi, bugün de, en saygın düzeyde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır.”[3]

Kadın varlığı, ulusun bin bir noktadan temelidir! Artık, kadını süs tanımak fikrini tazelemek doğru değil!”[4]

 Erkeklere ilk öğüdü, ilk eğitimi veren ve onun üzerinde ilk analık egemenliğini ve etkisini kuran, kadındır.”[5]

Pek yakın bir gelecekte, kadının her anlamıyla erkekle eş olacağı bir dünya doğacaktır.”[6]

***

 Ülkemizin dışarıdan görünüşü ne idi, ona örnek verelim:

Dünyanın en sağlam aile ocağı doğdu ve bu varlık hiçbir milletin tarihinde görülmemiş şekilde umumi hayatı inşa etti. Türk milletinin aile nizamını elinden alınız geride çok bir şey kalmaz.” Prof. Gaston Jezz

 Hazreti Muhammed’in Kadın Haklarıkonusundaki devrimleri nerede bitiyorsa, Atatürk orada başladı. () İsviçre Medeni Kanunu’nun kabulü ile kadını bağlayan zincirler düştü ve Peygamber’in tasarladığı kadın erkek eşitliği gerçekleşti. Prof. Dr. Vera Flory ELİZABETH[7]

[1] (http://odatv.com/kadin-insan-midir-2902161200.html (Son erişim, 17 Kasım 2016)’den aktaran: Sinan MEYDAN, 1923 Kuruluş Ayarlarına Dönmek, İstanbul, 2017, İnkılâp Yayınları, s. 413.

[2] Bkz. Sedat ŞENERMEN, Atatürk Ve Türk Kadını, İstanbul, 2018, Nergiz Yayınları.

[3] Perihan Naci ELDENİZ, TTK Belleten, c. XX, sayı: 80, Ankara, 1956, s. 740.

[4] Müjgân CUMBUR, ATATÜRK’ÜN El Yazısıyla Kadınlar Hakkında Düşüncesi, Türk Kadını Dergisi, sayı: 6, 1966, s. 19.

[5] 1930, A. AFETİNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s. 89, TTK Yayını, Ankara, 1969.

[6] A. AFETİNAN, Atatürk’ten Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1959, s. 58.

[7] H. Fethi, GÖZLER, Atatürk İnkılâpları, Türk İnkılâbı, İstanbul, 1985, s. 45.

Yorumlar
  1. GÖNÜL PINAR ATACI dedi ki:

    Yürekler yakan ve gözler yaşartan fakat kadınsal fedakarlık ve ulusal kahramanlık misali ve timsali olan tamamen gerçek bir yaşam öyküsü. Adları, Türkiye tarihinin altın sayfalarına geçmiş bulunan ulu anne ŞERİFE BACI ve sevgili kızı SIDIKA, tüm yurdun ve ulusun omuzları üzerinde uğurlanmış oldukları ölümsüzlüğün en ak, pak ve parlak ışıkları içinde yatsınlar ve yaşasınlar, yatıyorlar ve yaşıyorlar. Bu yüce yaşam öyküsünü, tüm kızların ve kadınların güncel ve yaşamsal ulusal ve toplumsal olgulara ve süreçlere katkıları açısından anlatan ve çok büyük bir onur ve gurur veren bu MUHTEŞEM yazının değerli yazarı sayın ŞENERMEN’e en içten tebrikler, sonsuz teşekkürler, derin saygılar ve en iyi dilekler.