Alexa
Medya Siyaset

Eğitim Sistemi ve aksaklıkların giderilmesine dair…

Eğitim Sistemi ve aksaklıkların  giderilmesine dair…

Tam yazacak bir konu
belirlemeye çalışıyordum ki,
fikir ve düşüncelerine her daim
önem verdiğim Araştırmacı-Kişisel
Yatırım ve Strateji Danışmanı
Değerli Kardeşim Oğuz Tümer aradı.

Hoşbeş ettikten bana:
“Ne zamandır eğitim ile ilgili
bir şeyler yazmıyorsun.”
dedi.

“Hayırdır kaçırdığımız
bir şeyler mi var?”
diye sordum.

“Yok Ağabey bildiğin konular.”
dedi ve
bir şeyler anlatmaya başladı.

Öyle bir anlatıyordu ki,
konuşmasını kesmek zorunda
kaldım.

Bana bir şeyler yazıp yollamasını
rica ettim. Sağ olsun bana telefonda
anlattıklarını kağıda dökmüş.
***
Ben de hiç dokunmadan siz
Değerli takipçilerimize aktarıyorum.

Eğitim sistemi dediğimizde aklımıza
ilk gelen yedi yaşına gelişmiş
bir çocuğun okula gidip okuma yazma
öğrenmeye sayıları hesaplamaya başlaması
olarak değerlendirebiliriz. Ancak eğitimin
tarihini, amacını ve insana kattığı değerleri
tekrar gözden geçirmekte fayda var.

Eğitimin tarihi kökenine inecek olursak;
binlerce yıl öncesine Sümerler’in
ilk okul modelini inceleyebiliriz.

Çağın imkanları doğrultusunda
kil tabletler üzerine yazmaya başlayarak,
Okur-Yazarlık seviyesini en üst düzeye
çıkartıp, kurmuş olduğu şehir devleti ile
dönemin altın çağını yaşayan ve o günlerden
günümüze kadar bizlere bir çok eser
bırakmış olan bu devlet, eğitime
büyük önem vermiş, başlattığı akımla
dünya sisteminde aydınlık bir çağın
başlangıcında önemli bir rol oynamışlardır.

Yaşadığımız gezegende binlerce yıl önce
yakılan bu mum ışığı binlerce yıl sonra
yerini büyük bir bilim ve teknoloji çağına
bırakacaktı.

Sonraki yıllarda gelen her medeniyet
Sümerler’in başlattığı eğitim sisteminin
içerisine yeni bir öğreti eklemiş ve
sistemin ilerleyip gelişmesine katkı
sağlamıştır. Tabi bu durum tarihte
zaman zaman kültür erezyonlarının ve
din paradigmalarının yanlış kullanımında
kalarak ilerlemeyi durdurmuş yerini
duraklamaya yahut gerilemeye bırakmıştır.

Fakat gelişen dünyanın gerekliliği olarak,
ilerleme ve çağdaşlaşma neticesinde
gerileme kendini ilerlemeye bırakmıştır.
Hz Ali’nin şu sözünü özellikle burada
belirtmek isterim; “Bilgi ile dirilen ölmez”
sözü ile ilerlemenin asla durdurulamayacağı
tezinin ne kadar doğru olduğunu
bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Aslında bakarsanız eğitim ilk olarak ailede
başlar ve okul ile birlikte öğrenimle
devam eder. Unutulmamalıdır ki tarihe
hükmetmiş diktatörü de geleceğe
yön vermiş bilimin ışığı olmuş her bilim
adamını da bir öğretmen yetiştirmiştir.

Dünyada hemen hemen her devletin ve
kültürün kendine has eğitim sistemi vardır.
Her kültür kendi tarihinden alıntılar yaparak
eğitim sistemlerine entegre etmiştir.
Eğitime ve bilime milattan sonra en büyük
değeri müslümanlar ve Türkler vermiştir.
Hz Muhammed’in:
“İlim Çin’de de olsa gidip alınız”

ve yine,
Hz Ali’nin:
“Bana bir harf öğretenin
kırk yıl kölesi olurum”
sözleri İslam’ın
eğitime verdiği önemi gözler önüne
sermiştir.

ATATÜRK ÇİZGİSİNDEN UZAKLAŞINCA

Eğitim ve öğretim dediğimizde
aklımıza sadece
okur ve yazarlık gelmemeli
burada ki derin anlamı görebilmek ve çağdaş
toplum bilinci ile çağlar sonrasına ışık
olabilmektir. Tarihte eğitime verilen değer
neticesinde bir çok ilim ve bilim adamları
yetişmiş ve bıraktıkları eserler ile bilim ışığının
daha da güçlü yanmasına  vesile olmuş,
bugünkü çağdaş seviyeye ulaştırmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu
dönemdeki medrese eğitim sistemini
inceleyecek olursak matematik fizik kimya ve
felsefede en üst noktalara kadar ulaşmış,
medeniyetin ve bulunduğu çağın ilerisinde
bir modelle eğitim vermiştir. Bugün bile
bir çok eğitim sisteminin temellerine
indiğinizde Osmanlı’nın eğitim modelini
görebilirsiniz.

Bugün ülkemizde kullanılmakta
olan eğitim
modeli Baş öğretmen
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün başlattığı
çizginin çok dışına çıkmış,
eğitim sistemimiz
maalesef siyasi iktidarların kendi oyuncağı
haline gelmiştir.

Atatürk döneminden sonra özellikle
son 18 yılda mevcut iktidar ile
her kabine değişikliğinde temelsiz eğreti
düzenlemeler yapılmış, sistemi öğretim
merkezinden alıp eğitimle alakası yok
denecek kadar uzak bir noktaya getirmiştir.

Ülkemiz yeni aydınlar yetiştirebilecek
gerçeklikten uzaklaşmış
mevcut sistemimiz
temel değerlerinden uzaklaştırılıp vehamet
içerisinde bırakılmıştır. Tarikat ve cemaatlerin
popülistliğinin yüksek olduğu ülkemizde
sorgulayıcı araştırmacı beyinler körleştirilmiş
aksine sorguya kapalı yönlendirilebilir bireyler
yetişmeye başlamıştır.

İMAM-HATİPLERİN SAYISI ARTINCA

Ülkemizin eğitim sisteminde ki aksaklıkları
saymakla bitiremeyiz fakat bazı
örnekler var ki,
bu duruma el atılmadığı sürece
durumun içler acısı halini hep birlikte
yaşayarak göreceğiz.

Sayısı sürekli olarak artmakta olan
imam hatip okullarının sürekli olarak
içi boş şekilde eğitim dönemine başlayan
özel okulların  ülkemize yakın gelecekte
ne kadar büyük zararlar vereceğini
görmezden gelemeyiz.

Okulun bir binaya sıkıştırılmasından
çok dünyaya açılan bir kapı olmasını
sağlamalıyız.

BAZI ARAŞTIRMALARIM

1-Öğretmen F.P: Meslekte 5. yılım.
Okullardaki özellikle köy okullarının
fiziki koşulları eğitimin kesintisiz ve
doğru bir şekilde ilerlemesine engel olmaktadır.
Örneğin okulun temizliği ve ısınması büyük
problem. Materyal yönünden sınıflar çok zayıf.
Binaların onarımı yetersizdir.

2-Okulların yönetimi ile ilgili de
şöyle bir sorun var. Yönetme beceri ve
bilgisine sahip olmayan idareciler
nedeniyle
eğitim ve öğretim alanında aksaklık ve
koordinasyonsuzluk meydana gelmektedir.
Ayrıca müdürlere verilen sınırsız sayılabilecek
yetkiler öğretmenleri zora sokmaktadır.

3-Okullarda yeteri derecede kadrolu
öğretmen istihdamı bulunmamaktadır.
Bu alandaki aksaklık ücretli öğretmen ile
giderilmeye çalışılmaktadır. Bu durum farklı
sorunlara neden olmaktadır. Örneğin,
sosyal bilgiler dersine fen bilgisi atanamamış
ücretli öğretmenin girmesi. Ücretli öğretmen
görevlendirilmesi yapılırken branş
öğretmenlerinin sınıf öğretmeni olarak derslere
girmesi ilkokula adım atan öğrencilerin okuma
yazma ve sonraki temel derslerde yetersiz kaldığı
görülmektedir. Kadrolu öğretmen atamalarına
öncelik verilmelidir.

4- Öğretmen E. K. Meslekte 5. yılımı
dolduran bir anasınıfı öğretmeniyim.
Bu alanda en fazla sıkıntı materyal eksikliğidir.
Ayrıca köy okullarına MEB tarafından yeterli
bütçe ayırılmamaktadır.
Eksikliklerimizi
öğretmenler arasından para toplayarak ve
yardımlarla karşılamaktayız.

5- Öğretmen E. D. : Meslekte 3. yılım.
Yaşanılan en büyük sıkıntılardan biri MEB’in
öğretmene verdiği hizmet içi eğitimlerin
nitelik açısından yeterli olmadığıdır. Ayrıca,
MEB tarafından verilen büyük masraflı
eğitimlere çeşitli üst düzey yöneticilerin
liyakatlı davranmayarak eğitimlere başvuran
öğretmenleri seçmeyip kendi istedikleri eğitimcileri göndermektedirler.

6- Öğretmen S. Ö . Meslekte 10. yılım,
idarecilikte ise 3. yılım. Köy okullarına yönelik
yapılan taşımalı eğitim MEB’in özverisiyle
takdire şayandır. Lakin servis ihaleleri
objektif şekilde gerçekleştirilmediğinden
yaşanan servis sıkıntılarında idarecilerin
bu sıkıntılarını paylaşacak merci olan
Milli Eğitim Müdürlüklerininde muhatap
bulamamaktadır.

7- Öğretmen G. D. Öğretmenlikte
13. yılımdayım. Sınıf öğretmeniyim.
Yaşadığım en büyük sorunlardan biri
öğrencilerin tarım işçisi olarak
çalışmaları nedeniyle okula devam
sorunu yaşamaktadırlar.
Dönemin ilk iki ayı ile son iki ayı rasındaki
sınıf mevcudları yarıdan aza inmektedir.
Öğrencilerin Türkçe bilmemelerinden dolayı
öğretmen ve öğrenci arasında iletişim problemi
yaşanmaktadır. Doğu ve özellikle Güneydoğu
bölgelerinde veliler okula karşı son derece
ilgisizler. 2019 yılında dahi bu bölgede
kız çocuklarının hala okullaşma oranı düşüktür.
Erkek çocukları ise çobanlığa gönderildiğinde
okul onlar için sadece dinlenme amacı
taşımaktadır. Genellikle öğrenci velilerinden olan
babalar Türkçe bilirken annelerin Türkçe
bilmemesinden kaynaklı olarak okuma yazma
oranı bu nedenle artmamaktadır. Okula
gönderilmeyen çocuklar için
gerekli yaptırımlar
öğretmenler tarafından uygulanmaya çalışılsa da
diğer kurumlar tarafından yeteri derecede
gerekli hassasiyet gösterilmemektedir.
***
Bugün 21.yüzyıl Türkiye’sinde yaşanan
eksiklikleri saymakla bitiremeyiz, ama sağlam
temeller üzerine oturtulmuş yeni bir modelle
eğitimde çağ atlatabiliriz.

Bir takım yapı taşlarının korunarak
yeni Türkiye’ye yeni bir eğitim modeli
artık vaz geçilemez bir gereklilik haline
gelmiştir.

Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı,
özünde milli birlik ve beraberliği benimsemiş,
kutuplaşma zihniyetinden ayrılmış,
liderlik olgusunu gençlerimize aşılayabilecek
yeterliliğe ulaşmış,

Tarikat ve cemaatlerin güdümünden
arındırılmış,
siyasi otorite baskısını hissetmeyen,
özgür hür düşünce ile eğitimi esas almış
kaliteli öz güveni yüksek eğitimciler yetiştirmekle
işe başlamalı, eğitimcilerimizin özlük haklarının
kendilerine hissettirilecek derecede yasal
güvenceleri kanunla korunmalı,
mevcut eğitim yerlerinin yani okulların
bir düzene sokulması, eğitimcilerin maaşlı
memur rolünden alınıp geleceğin liderlerini
yetiştiren birer öğretmen olduklarının
kendilerine hatırlatılması ve en önemlisi
öğretmenlerimize güvenilmesi olacaktır.

İnsana güven prensibini benimseyen
eğitimcilerimiz yeni nesillerin daha aydınlık
bir seviyede yetişmelerine olanak sağlayacaktır.

Eşit eğitimden hakkaniyetli eğitim
modeline geçtiğimizde değerlerimizin daha da
artacağına inancım tamdır.

Unutulmamalıdır ki eşitlik ve hakkaniyet
kavramları birbirinden farklı anlamlar taşır.

Farklı seviyelerdeki öğrencilere
aynı eğitimi değil,
ihtiyaçlara ve
koşullara göre farklılaştırılmış eğitimler
vermemiz gerekmektedir.
***
Konudan ziyade kavram derinliğine inmek
ezberci yapıdan ziyade konu ve çözüm odaklı
bireyler yetiştirmek eğitimin kalitesini
daha da artırıcı bir rol oynayacaktır.

Bütün çocuklar özeldir.
Bugünün çocukları ve  gençleri;
yarının liderleri, siyasetçileri, doktorları ve
öğretmenleri olacaklardır.

Yaşadığımız çağda baskıcı toplum
modelinden çıkıp hür fikirli özgür iradeli
genç nesiller için
hep birlikte elimizi
taşın altına koyup popülizmden uzak
müreffeh bir toplum haline gelmemiz
gerekir.

Düne ayna tutan ellerimiz
geleceğe ışık tutmalı.

Bugün dünyada ilk 10’da yer alan
Finlandiya’daki eğitim modeline baktığımızda
aslında bildiğimiz ama bir o kadar da
uygulamakta zorlandığımız bir çok konu ile
karşılaşmaktayım.

Yaşadığımız coğrafya Doğu ve Batı
medeniyetlerinin bir köprüsü
konumundayken
iç içe geçmiş bir ortak
kültürü yaşattığımız bu güzel ve eşsiz
coğrafyamızda yeni bir eğitim modelini
hayata geçirmek bizlerin öncelikli vazifesidir.
***
İşte bunları yazıp yollamış
Sevgili Oğuz Tümer…

Kendisine teşekkür ederim.

Milli Eğitim Bakanı başta olmak üzere
yetkili ve etkili kim varsa dikkate
alacaktır diye düşünüyorum.

Umarım ve dilerim…

Fethi Akar

Fethi Akar

"Bir hiç... Birlikten dirlik, sevgiden aşk doğar anlayışını benimseyen, Milli Birlik, Milli Beraberlik ve Milli Ruh peşinden koşan Türkiye Cumhuriyeti delisi..."
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ