Alexa
DOLAR 7,8658
EURO 9,5256
ALTIN 462,623
BIST 1325,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 16°C
Parçalı Bulutlu

Eğitimde Özgün Bir Aydınlanma ve Kalkınma Modeli “Köy Enstitüleri”

Eğitimde Özgün Bir Aydınlanma ve Kalkınma Modeli “Köy Enstitüleri”
16.04.2020 - 23:00
A+
A-

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü Milletin Efendisidir”  sözünün vücut bulmuş hali, eğitim tarihimizin altın sayfası ve hala yolumuzu aydınlatan özgün bir kalkınma modelidir Köy Enstitüleri.

Köy Enstitülerinin kuruluşu 3803 sayılı “Köy Enstitüleri Kanunu”nun kabulü ve öğretmen okullarının Köy Enstitüleri ‘ne dönüştürülmesi tarihi olan 17 Nisan 1940 olarak kabul edilir.  Ancak köy enstitülerine giden yol uzun ve zor bir yoldur. Süreç daha kurtuluş savaşının top sesleri altında atılan adımlarla başlamıştır.

Tarih 15-21 Temmuz 1921 Eskişehir-Kütahya Savaşları yapılmaktadır. Sakarya’da asker doğuya çekilmektedir. İşte böyle bir zamanda ‘I. Öğretmenler Kongresi’ Ankara Öğretmen Okulu salonunda 180 kişiden fazla katılımcıyla toplanır.

Büyük önder Atatürk kongredeki konuşmasında öğretmenlere şöyle seslenir:  “…milletimizi yetiştirmek gibi kutsal bir görevi yüklenmiş olan, gelecekteki kurtuluşumuzun yüce önderleri…”

17 Şubat 1923 tarihinde ‘I. İzmir İktisat Kongresi’ açılış konuşmasında: devletin bütün ilkelerinin, bütün programlarının iktisat programından çıkması gerektiğinibelirten Atatürk; eğitimde çocuklarımıza verilecek bilgi ve anlayışın  “…ticaret, ziraat ve sanat dünyasında ve bütün bunların faaliyet alanlarında verimli, etkili, çalışır… “olmasının gerektiğini belirtmiştir.

02.04.1923 tarihinde Kütahya’da öğretmenlere yaptığı konuşmasında ise: “Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluk hedefine ulaştırmak içi iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran irfan ordusudur.”  demiştir.

İşte böyle bir anlayışın ve geleceğe bakışın eğitim politikaları elbette ki bütünü kucaklayacaktı. Elbette ki yurdun en ücra köşesine kadar ulaştırılacak; üretim olacak, bolluk ve bereket olacak, aydınlanma ve çağdaşlaşma olacaktı.

Koşullar çok ağırdı. Nüfusun %80’i köylerden oluşmaktaydı. Ülkede 40 bin köy bulunuyordu.  Köylerin % 80’inin nüfusu 400’ün altındaydı. 16 bin köyün nüfusu ise 150’nin altındaydı. Ayrıcı 40 bin köye bağlı birçok alt yerleşim birimleri (mahalle, oba, kom vb.) bulunuyordu. 40 bin köyün yaklaşık 5 bininde ilkokul bulunmakta ve bunların da çoğu üç yıllık okullardan oluşmaktaydı.

Köylerde üretim Ortaçağdan kalma ilkel yöntemlerle yapılıyordu. Köylü sağlık önlemlerinden yoksundu. Köylerde sıtma, verem, trahom gibi hastalıklar kol geziyordu. Bu konularda önlem alacak köylüye rehberlik edecek kimseler yoktu.

Bütün bu sorunları çözecek politikaların “her köye okul ve öğretmen” dar görüşünün ötesinde köylüyü aydınlatıp, çağdaşlaştıracak ve üretimi artıracak özgün bir yapıda oluşturulması gerekmekteydi. Yani oluşturulacak eğitim politikalarıyla: Eğitimin içinde üretimin, üretimin içinde de eğitimin olması sağlamalıydı. Gelin bu konuda Köy Enstitülerinin mimarlarından olan o zamanın İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’a kulak verelim.

“Bataklığı kurutmak,  sıtmalıya kinin vermek, trahomlunun gözüne ilaç damlatmak, okul binası yapmak, yaralının yarasını sarmak, gebeye çocuğunu doğurtmak, pulluğun nasıl kullanılacağını ve tamir edileceğini öğretmek, bozuk köprüyü onarmak, ıslahedilmiş tohumu tarlaya saçmak, fidan dikerek onu büyütmek ve step köylüsünün ‘dal’ diye adlandırdığı ağacı gerçekten ağaç haline getirmek ulemanın işi değil, kahraman teknisyenler ordusunun işidir.”

Çözüm sorunun içindeydi. Köy çocukları köyün kalkınmasına önderlik edecek alanlarda yetiştirilecek ve köylerde öğretmenlik yapacaktı. Köylü bilgilendirilecek, bilinçlendirilecek;  eğitimde, sağlıkta, tarımda atılımlar yapılacaktı.

1936’da Atatürk’ün önerisi ile askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapanlardan seçilenler altı aylık kurslardangeçirilerek “eğitmen” olarak köylere gönderildi. 1937’de “Köy Eğitmenleri Kanunu” kabul edildi ve devamında Eskişehir-Çifteler, İzmir-Kızılçullu’da iki köy öğretmen okulu açıldı.  Bunları; Trakya-Kepirtepe, Kastamonu-Gölköy takip etti. 17 Nisan 1940’da Köy Enstitüleri Kanunununkabulü ile bu okullar Köy Enstitüsüne dönüştürüldü ve takiben yeni açılan enstitülerle sayı 21’e yükseltildi.

Bozkırları yeşertmeyi, 40 bin köyün tamamının yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedefleyen bu özgün model derin bir vatan aşkının ve her türlü geriliği, cehaleti ve kötülüğü yenme inancının sonucudur.  Çünkü çağdaş bir ulus oluşturabilmek bilinçli ve özgür bir halkın varlığı ile sağlanabilirdi.Gerçek bağımsızlığa da ancak bu şekilde ulaşılabilirdi.

Köy Enstitüleri çağdaş dünya görüşü ile kendi koşullarını birleştirmiş, böylelikle taklitçiliği değil,üretimi; ezberciliğin değil,  yaparak yaşayarak öğrenmeyi önceliklendirmişti.

Eğer biz büyük önderimiz Atatürk’ün Eylül 1924 tarihinde Samsun’da öğretmenlere yaptığı konuşmasındaki  “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”tespitini özümseyebilseydik ve Köy Enstitüleri modelini yaşatabilseydik, bu gün çok farklı bir noktada olacaktık.

Köy Enstitülerinin kapatılmasına giden yolda en önemli sebep köylünün yönetime ortak olmasının egemenliği elinde bulunduranların çıkarlarına aykırı oluşuydu. Başlatılan karşı propagandalarla ne yazık ki eğitim tarihimizin bu özgün ve örnek modeli yok edilmiştir.

Köy Enstitüleri 1946 yılında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un görevden alınmasıyla kan kaybetmeye başlamış, yeni Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer ile bu okulların kapatılmasına giden sürecin taşları döşenmiştir.

1951-1952 öğretim yılında Köy Enstitüleri son mezunlarını vermiş ve o tarihten sonra da Türkiye eğitim çıkmazına saplanıp kalmıştır.

Gelinen noktada karanlık ekenlerin çok yol aldıkları ortadadır.Ülkemizde ne köy, ne de köylükalmıştır.Ekilmeyen topraklarımız, açlık yoksulluk sınırı altında varlığını sürdürmek zorunda olan yurttaşlarımız!  Her geçen gün uzaklaşılan kamu hizmeti anlayışının yerini alan özelleştirmelerle varsılı yücelten yoksulu köleliğe iten politikalarla sürüp giden derin çıkmazımız…

Karanlıktan, yoksulluktan, gericilikten beslenenlerin bu gün eğitimi ve ülkemizi getirdikleri yer işte burasıdır. Bu tablo toplumların bilgisiz bırakılarak oylarının alınması rüzgârlarının ekilmesinin sonucudur. Ancak unutulmaması gereken şey,çıkarları uğruna rüzgâr ekenlerin günü geldiğinde fırtına biçeceğidir.

 Sağlıkla kalın…

ETİKETLER:
Hatice Topçu

Hatice Topçu

Rize’de doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini Rize’de tamamladı. Lisans Eğitimini İşletme alanında, Yüksek Lisans eğitimini Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Eğitim Yönetimi ve Politikaları Ana Bilim Dalı, Eğitim Yönetimi ve Teftiş Doktora Programına devam etti. Eğitim işkolunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. Şubat 2019 tarihinde kamudaki görevinden emekli oldu. Yazın hayatına çeşitli dergi ve antolojilerde yayımlanan şiirleri ile başladı. 2004 yılında “TODAİE Hazırlık Kılavuzu” adlı Orta Doğu Amme Enstitüsü Sınavlarına Hazırlık Kılavuzu yayımlandı. İlk şiir kitabı;“Karanlığın Elleri”2008 yılında, ikinci şiir kitabı; “Yasak Elma” 2016’da yayımlandı. Eğitimci, Şair ve Yazar’ın okul öncesi eğitim çocuklarına yönelik hazırladığı “Can Okulda Dizisi” olarak altı adet hikâye kitabı (Okul Heyecanı, Okulda İlk Gün, Can ve Cansu, Görüyor Öğreniyoruz, Balonlarla Dans ve Can Partiyle) 2017 yılında yayımlandı. “Çağları Delen Önder Atatürk” dizisinin ilk kitabı olan “Altın Saçlı Çocuk” romanının birinci baskısı Ocak 2019 yılında, ikinci baskısı Ağustos 2019 ve üçüncü baskısı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Serinin İkinci romanı “Hayallere İlk Adım” romanının birinci baskısı Ağustos 2019 yılında, ikinci baskısı Kasım 2019 yılında yayınlanmıştır. ‘Kül Rengi Dünya” romanı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Ayrıca yazarın, Eğitim Bilimleri alanında bilimsel makaleleri bulunmaktadır ve çeşitli gazetelerde makale yazmayı sürdürmektedir. İki çocuk annesidir.
Hatice Topçu Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.