Alexa
Medya Siyaset

Eğitimde Tutarsızlıklar, Tarih Eğitimi, Atatürk Ve Laiklik

Milli birlik ve beraberliğimizi sağlayan en büyük değerimiz Atatürk sevgisidir. Bizler öyle bir coğrafyada bulunmaktayız ki ne doğuyuz ne batıyız ve herhangi bir ırk, din, mezhep, cemaat, tarikat altında birleşemeyiz.

Eğitimde Tutarsızlıklar, Tarih Eğitimi, Atatürk Ve Laiklik

Toplumların geleceği, yetiştirdikleri nesillerin niteliğine, nesillerin niteliği de eğitime bağlıdır. Eğitim, kişilerin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla veya kasıtlı olarak istenilen yönde değişim meydana getirme süreci olup, ailede başlar, okul ve çevreyle devam eder.

Günümüzde televizyon ve sosyal medya da çevre kapsamının içinde yer almıştır. Çocuklarımızın eğitim ve gelişiminde büyük rol oynayan bu oluşumlarda tutarlı olunmalıdır. Aksi halde yaşanan tutarsızlıklar toplumda şiddetin, tahammülsüzlüğün, güvensizliğin, saldırganlığın daha da artmasına neden olacaktır.

Bu yazıda eğitimde tutarsızlığın yarattığı ve yaratacağı olumsuzluklara ve Türk toplumunda laikliğin ve Atatürk’ün önemine dikkat çekilmek istenmiştir.

Aile içi çocuk eğitiminde anne-baba tutumlarını inceleyen uzmanlar,  demokratik, işbirlikçi bir ortamda büyüyen çocukların kendilerine ve çevresine güven duyan, uyumlu, yaratıcı, bağımsız, sorumluluk sahibi,başkaları tarafından sevilen ve mutlu bireyler olacaklarını; ancak bir günü bir gününe uymayan veya rol model olan büyüklerin birbirinden farklı tutum sergilediği tutarsız ortamda büyüyen çocukların ise güvensiz, her şeyden şüphelenen, kararsız bir kişilik yapısı geliştireceği,tutarsız, dengesiz, aşırı isyankâr ya da hemen boyun eğen bir yapıya sahip olacakları sonucuna varmışlardır. Bu yüzden anne-babaların tutarlı davranışlarıyla çocuklarına örnek olmaları, onların en büyük sorumluluğudur.

Gelecek nesillerin kendine güvenen, kararlı, dengeli, özgür düşünebilen, yaratıcı, problemlere gerçekçi bakabilen ve gerçekçi çözüm yolları bulabilen nihayet farklı olsalar bile biriyle uyumlu olabilmeleri için aile tutumları kadar okullardaki eğitimin, televizyon yayınlarının ve sosyal medya paylaşımlarının da tutarlı olması gerekir.Çevremizde o kadar çok tutarsız paylaşımlar yapılmaktadır ki, bunlardan biri de tarihimizdir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tarihi, Türk vatandaşların milli bilincini oluşturmak, tarih birliğini, milli birlik ve beraberliği sağlamak için bilimsel ve tarihsel verilere dayalı olarak tespit edilmiştir. Ancak cumhuriyetin kuruluş felsefesinin ve Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili gerçeklerin çeşitli nedenlerle çarpıtılması, bir günden diğer güne değişen tutarsız bir şekilde paylaşılması çocuklar, gençler ve toplum arasında kafa karışıklığına yol açmaktadır.

Üniversite sıralarına gelen ve bu dersi alan öğrencilerde birbiriyle ve gerçeklerle çelişen, tutarsız kazanımların olduğu görülmektedir. Elbette farklı yorumların olması doğaldır ancak bu noktada bilgilerin göz ardı edilerek duygusal, herhangi bir bilimsel ve tarihsel gerçeğe dayanmayan, popülist söylemlerin egemen olduğu bir ortam oluşmuştur.

Üzücü ve düşündürücü olan nokta, okuyup araştırmadan, kulaktan dolma, slogan amaçlı paylaşımlara inanılmasıdır. Bu şekilde birbirinden farklı tarih bilincine sahip olan çocuklar, gençler ve toplum arasında tutarsız paylaşımların etkileri görülmeye başlamıştır.

Zaten çoğunluğu okuma ve araştırma alışkanlığı olmayan toplumda kendine ve birbirine güvenmeyen, bilime ve gerçeklere değil de duygusal bir şekilde hangi tarafa yakınsa o tarafın söylemlerine inanan, dengesiz, saldırgan ya da korkak insanlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu noktada okul, televizyon ve sosyal medyada gerçeğe aykırı, tutarsız paylaşımların yapılmaması son derece önemlidir ve kontrol altına alınmalıdır.

Devletin temel amaç ve görevleri arasında kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak yer alır.Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ile ilgili mevcut tutarsızlıkların giderilmesi, milli birlik ve beraberlik için “ne yapılmalı” sorusunun cevabının aranması gerekmektedir.

Milli birlik ve beraberlik için Milli Eğitim’in müfredat programlarında Atatürk ve laiklik ayrı bir ünite olarak eklenmelidir. Bu derslerde laik bir anlayış yerine tarikatçılığa, mezhepçiliğe, cemaatçiliğe dayalı bir anlayışın, insan hak ve özgürlüklerine verdikleri zararlar anlatılmalıdır.

Çünkü tarikat ve cemaatlerde insan hak ve özgürlüklerine dayalı kararların değil, tarikatın gücünü elinde bulunduran insanların aldığı kararlar geçerlidir. Tarikat ve cemaatler, insanların özgür düşünceye sahip olmasını engeller. Çünkü tarikat ve cemaatleri kuran kişilerin oluşturduğu dini kurallara, insanların kutsal din duyguları da sömürülerek kayıtsız şartsız boyun eğmesi istenir.

Laiklik olmadan asla özgür düşünülemez, özgür düşünceye sahip olmadan da insan hak ve özgürlüğünden bahsedilemez. Bir tarikat diğer tarikatı düşman görür, toplumun ayrıştırılmasına yol açar. Hukuka ve liyakate dayalı bir sistem de herhangi bir ırk, din, tarikat, mezhep, cemaat gibi oluşumların egemenliğinde değil, laik bir anlayışla kurulabilir.

Milli birlik ve beraberliğimizi sağlayan en büyük değerimiz Atatürk sevgisidir. Bizler öyle bir coğrafyada bulunmaktayız ki ne doğuyuz ne batıyız ve herhangi bir ırk, din, mezhep, cemaat, tarikat altında birleşemeyiz. Fakat diğer toplumların sahip olma şansının bile olmadığı “Türk Kültürüne” sahibiz. Asırlarca sahip olduğumuz özelliklere hem doğunun hem batının olumlu yönlerini alarak zenginleşmiş bir milletiz. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir”şiarıyla tek şemsiye altında toplanmışız.

Bu yüzden eğitimimizin temelini ırk, din, mezhep, cinsiyet farklılığı değil, insan hak ve özgürlüklerine dayalı bir anlayış oluşturmalıdır. İnsan hak ve özgürlüklerine dayalı yaşamak; hak ve özgürlüklerde eşit ve adaletli olmak; laiklik olmadan hayata geçirilemez.

Laikliği savunan ve hayata geçiren Atatürk’e sevgimiz bu yüzdendir.

Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. “Tıp Tarihimizde Askeri Sağlık Hizmetleri, II. Dünya Savaşı Dönemi” kitabını yazdı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ