Alexa
Medya Siyaset

Elveda Rumeli!..

Elveda Rumeli!..

İki aydan daha kısa bir sürede kaybettiğimiz vatan topraklarına hasret,
katliamda hayatını kaybedenlere ve yollarda kaybolanlara rahmet,
şehitlere ve kahramanlara minnet duygularımızla…

Bugünler Balkanları kaybettiğimiz sürecinbaşladığı günler. 8 Ekim’de Karadağ’ın savaş ilanı ile başlayan, 13 Ekim’de diğer Balkanlıların notası ile hızlanan süreç kısa sürede sonuçlandı. Artık Türk vatanı Rumeli kaybedilmişti. 632.408 Müslüman (Türk) katliama maruz kalmış, 500 bin Türk yurdundan yuvasından olmuş, devletine sığınmıştı.

***

Nogales De Mendez Birinci Cihan Savaşı’nda müttefikimiz Almanların Türkiye’de görevlendirdiği bir generaldir. Uzun savaşta değişik cephelerde askerimize komuta etmiştir.

Askerimizi yakından tanıyan Nogales “İkinci Türkiye Notları” adlı kitabında askerimizle ilgili düşüncelerini yazmış.

Ben Nogales’in kitabını okumadım. Nogales’in askerimiz hakkındaki düşüncelerini Sayın Cazim Gürbüz’ün Yeniçağ’da çıkan 12 Mart 2019 tarihli yazısından öğrendim. Nogales’in kitabını bulabilirsem almayı düşünüyorum. “Edirne’de bozguna uğradıktan sora Türk ordusu Bulgarlar tarafından izlendiği halde İstanbul’a doğru çekiliyordur. Bu sırada açlıktan ve hızlı çekilmeden yorulan bir asker arkasından bir sigara  ister yol kıyısındaki kayalardan birine sırtını yaslar. Bu askerin davranışı diğerlerine örnek olur ve sigara içmek için yolun kıyısındaki kayalıklara otururlar. Asker açtır ve yorgundur, kaçacak takati kalmamıştır. Oturdukları yer de kendilerini takip eden Bulgarlarla çarpışmaya elverişlidir. Silahları ve mermileri de vardır. Kendilerini takip eden Bulgarlarla çarpışmaya başlarlar.”

Nogales Çatalca savunma hattının böyle kurulduğunu anlatıyor. Bozguna uğrayan ordumuzu takip eden Bulgarların hedefi İstanbul’dur. İstanbul’da hükümet de tehlikeyi görmüştür. Acele Çatalca’ya asker sevk eder ve Çatalca’yı tahkim eder. Silah kullanacak yaştaki binlerce Türk genci gönüllü olmuş orduya katılmış, Çatalca’ya koşmuş Bulgarların karşısına dikilmiştir.

İstiklâl Savaşı kahramanlarımızdan, 63 gönüllü arkadaşıyla Balkan Savaşına katılan Topal Osman da Çatalca’dadır. Topal Osman, Çatalca savaşlarında bir şarapnel parçasıyla bacağında yaralanmış, aldığı yara sebebiyle topal kalmış, bu savaştan sonra Topal Osman adıyla anılmıştır.

Donanmamız da boş durmamış denizden Bulgarları devamlı bombalamış, Bulgarlara ağır kayıplar verdirmiştir.

Önünü göremeyince arkasına dönen komutan

Çatalca’ya çekilmeden önce ordumuz, Lüleburgaz Meydan Savaşı’nda Bulgar ordusuyla savaşmış, bu savaşta yenilmiştir.

Ordumuza, Birinci  Ferik Abdullah Paşa kumanda ediyordu. Karargâhı Lüleburgaz’ın Sakız Köyü önündeydi, karşısındaki Bulgar ordusuyla çarpışıyordu.

Askerlerimizden bazıları siperlerini terk etmiş kaçıyorlardı. Abdullah Paşa kaçan askerleri gördü, onları yanına çağırdı konuştu. Bu askerler Paşa’ya ordumuzun bozulduğunu söylediler. Paşa, cepheyi terk eden askerlerin sözlerine inanıyor ve cephe komutanlarına ricat emrini gönderiyor.

Abdullah Paşa’nın cepheyi terk eden askerlerin sözlerine inanarak ricat emrini gönderdiğinde, ordumuz Bulgar saldırılarına direniyordu. Aksine 28 Ekim’den beri devam eden savaşta askerimizin direnişi, Bulgarları yıldırmıştı.

Şevket Süreyya Aydemir “Tek Adam” kitabında: Cephede savaşan Mahmut Muhtar Paşa,  Bulgar askerindeki yılgınlığı, yorgunluğu görmüş, askerimizi Bulgarlara taarruz etmeye hazırlıyordu. Mahmut Muhtar Paşa taarruz emrini veremeden, Abdullah Paşa’nın ricat emri geldi. Başkomutanın emrine uyuldu. Taarruza hazırlanan orduya ricat emri verildi. Fakat ricat muntazam bir geri çekilme olmadı, ordumuz bozuldu. Askerimiz perişan bir şekilde, arkasında Bulgarlar, İstanbul’a doğru kaçmaya başladı. Bulgar ilerleyişi ancak Çatalca’da durdurulabildi. diye anlatır.

Başkomutan Abdullah Paşa’nın cephede çarpışan askerinden habersiz olduğu açıktır. Birçok savaşta, bilhassa acemi askerlerin silah sesine alışık olmayan askerlerin kaçtığı görülmüştür. Lüleburgaz Meydan Muharebesinde de böyle olmuştur.

Başkomutanın, kaçakların devamı gelmeyince firar eden askerin söylediklerinin doğru olmayabileceğini düşünmesi, kararını vermeden önce cephe komutanlarından bilgi alması gerekirdi. Oysa o, cephe komutanlarından bilgi almadan ricat emrini vermiştir. (2 Kasım 1912)

Bulgarlar, Çatalca hattını geçebilmek için 15-19 Kasım arasında bütün gücüyle saldırdı. Fakat Türk savunmasını geçemedi. Çatalca önünde çakılıp kaldı. Bulgarların Çatalca savunmasının çökertip İstanbul’a girmeleri mümkün değildi.

Ordu dayanırken mütareke talebi… 

Bizim Sadrazam Kamil Paşa Hükümeti mütareke talebinde bulundu. 3 Aralıkta Bulgarlarla mütareke yapıldı.

Mütareke talebinde bulunulması ve mütareke yapılması, düşünceme göre, yanlıştı. Mütarekenin yapıldığı 3 Aralık 1912’de, Bulgar ordusu Çatalca önlerindeydi. Yalnız Edirne, Yanya ve İşkodra kaleleri dayanıyordu.

Savaşın başlangıcında büyük devletler savaşı hangi taraf kazanırsa kazansın toprak kaybı veya kazancı olmayacağını açıklamıştı. Büyük devletler bu açıklamayı, Balkan devletlerini Türklerin kolayca ezeceği düşüncesiyle yapmıştı. Oysa ordumuz Edirne, İşkodra ve Yanya hariç hiçbir savaşta varlık gösterememişti. Bulgarlar, Çatalca önlerinde, İstanbul’a görmek hayaliyle çarpışıyordu. Bütün Rumeli işgal edilmişti. Bu durumda büyük devletlerin savaşın başında söylediklerini unutacakları kesindi. Mütareke istenmesi de Rumeli’nin gözden çıkarıldığı anlamını taşıyordu. Ayrıca Türkiye’nin Asya yakasında henüz savaşa sokmadığı askerleri vardı. Yapılması gereken Anadolu’da, Halep’te mevcut kuvvetlerin hemen savaşa hazır duruma getirilmesi ve savaşa sokulmasıydı. Bu sebeplerle Bulgarlarla mütareke yapılmasının yanlış olduğunu düşünüyorum.

Mütareke anlaşmasında; Bulgarların Edirne’den Türk ordusu içinden tren geçirerek, Çatalca önlerindeki ordularına yiyecek taşıyabilecekleri, fakat Türklerin aynı şekilde Edirne’yi savunanlara yiyecek  götüremeyeceği hükmü vardı. Anlaşmada bu hükmün kabul edilmesiyle Edirne’yi savunan ordumuzu açlığı terk etmiş olduk. Edirne’yi savunan askerimizin yeterli silah ve cephanesi vardı. Bulgar’la asla Edirne’ye giremezdi. Nitekim giremediler. Fakat Şükrü Paşa, askerin ve halkın yiyecek hiçbir şeyi kalmaması sebebiyle Bulgarlara teslim olmak zorunda kaldı.

Savaşı öngöremeyen siyasetçi asker terhis edermiş…

Balkan Savaşı öncesinde Türkiye’yi idare edenlerin öngörüleri yoktur. Balkanlardaki gelişmeleri değerlendirememişlerdir. Bağımsızlığını ilan eden Bulgaristan’ın Makedonya’da gözü vardır. Abdülhamid devrinde Makedonya’da büyük bir isyan çıkartmış, ordumuz kısa zamanda isyanı bastırmış, isyanın asıl hazırlayıcısı olan ve o tarihte Osmanlı’ya tabi olan Bulgaristan isyancılara açıktan yardım etmeye cesaret edememiştir.

Ancak Balkan Savaşı öncesinde durum değişmiştir. Bulgaristan bağımsızlığını ilan etmiştir.

Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ ve Sırbistan Osmanlı’nın Rumeli’deki topraklarının paylaşımı konusunda anlaşmışlardır. Rusya’nın desteğini sağlamışlar, toprakların paylaşımı konusunda ihtilafa düştüklerinde Rus Çarının hakemliğini kabul etmişlerdi.

Balkan Devletlerinin aralarında yaptığı anlaşmadan ve Rusya’nın desteğini sağladığından Osmanlı Hükümeti’nin haberi yoktu. Rusya da Osmanlıları uyutmak için elinden gelini yapıyordu.

Türkiye’ye Balkanlarda bir savaşa müsaade etmeyeceği teminatını verdi. Rusya’nın verdiği teminata inanan Osmanlı Hükümeti, Rumeli’de görev yapan 120 tabur askerini terhis etti. Balkan Devletleri bu fırsatı elbette değerlendireceklerdi.

Bulgaristan’la yapılan mütarekeden sonra Londra Konferansı toplandı. Konferansın toplandığı tarihte Yanya, Edirne ve İşkodra haricinde ordularımız hiçbir varlık gösterememiş, Meriç sınırına kadar bütün Rumeli işgal edilmiş, mütareke talebinde bulanan Kamil Paşa Hükümeti, herhalde savaşın başında büyük devletlerin, “savaşı kim kazanırsa kazansın toprak kaybı veya kazancı olmayacaktır” sözüne güvenmişti. Londra Konferansında bu teminatın Osmanlı’nın Balkan Devletlerini kolayca yeneceği ihtimaline karşı, Balkan Devletlerini korumak için verilmiş bir teminat olduğu acı şekilde anlaşıldı. Barış yapılmadan konferans dağıldı. Savaş tekrar başladı.

Balkan Devletleri Rumeli’deki 120 tabur iyi yetişmiş askerimiz terhis edilse de Osmanlılara galip gelemezlerdi. Yılmaz Öztuna, Harbiye Nazırı ve Başkumandan vekili Nazım Paşa için “Akılsız ve egoist bir adam” der. Abdullah Paşa’nın nasıl kumandan olduğunu anlattım.

Siyasetçi görmez, komutan kurşun sıkmaz…

Selanik’i savunmakla Tahsin Paşa görevlendirilmişti.  Tahsin Paşa tek kurşun atmadan kolordusunu bütün silahlarıyla Yunanlılara teslim etmiştir. Tahsin Paşa’nın bu hareketi ancak hainlikle açıklanabilir.

Tarihçi İlber Ortaylı “Atatürk” kitabında “…Selanik’e Tahsin Paşa gibi mazide hiçbir varlık gösteremeyen, iyi sicili olmayan bir adamı kolordu komutanı tayin etmişlerdir… Bunu buraya tayin etme sebepleri Abdülhamid’in zulmüne uğraması imiş denilmektedir… Oysa Abdülhamid hürriyetperverleri sürdüğü gibi ahlaksız işe yaramaz adamları da sürmüştür. Tahsin Paşa maalesef koskoca kolorduyla direnmeden Yunanlılara şehri teslim etmiştir. Biyografisinde, topladığı paraları Nice’de yediği söyleniyor…Mahmut  Şevket Paşa, Balkan Savaşı sırasında tayin edildiği cepheyi beğenmeyip verilen görevi kabul etmemiştir. Bu askerlikte büyük suçtur ve o kişinin kurşuna dizilmesini gerektirir…” der.

Oysa Mahmut Şevket Paşa adeta ödüllendirildi. Babıâli Baskınından sonra İttihatçıların isteğiyle Kamil Paşa’nın yerine Sadrazam oldu.

Mahmut Şevket Paşa’nın sadrazamlığı döneminde Edirne, Yanya ve İşkodra’da düştü. Büyük Devletler Sulh teklifinde bulundu. 30 Mayıs 1913 de imzalanan Londra Antlaşması ile asırlarca yaşadığımız Türk yurdu Rumeli’den vazgeçtik. Edirne dahi Bulgarlara bırakılmıştı. Allah’tan Balkan Devletleri kendi aralarında savaşa tutuştular. Enver Bey (Paşa) bu fırsattan yararlandı da Edirne’yi geri aldı.

Yukarıda anlattığım gibi Dünya Siyasetinden habersiz idareciler kifayetsiz, hatta kendisine teslim edilen koskoca kolorduyu tek kurşun atmadan silahlarıyla birlikte düşmana teslim eden hain komutanlar, vatan savunması için kendisine verilen görevi kabul etmeyen askerler sebebiyle  Rumeli’yi kaybettik.

ETİKETLER:
Talat Şalk

Talat Şalk

USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) İç Güvenlik ve Hukuk Uzmanı'dır. Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden emekli olan Talat Şalk, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı İmralı'da sorgulayan savcıdır. Şalk'ın çok bilinen davalarından biri de Beyaz Enerji olmuştur. "İmralı'da Öcalan'a Soruldu" adlı kitabın yazarıdır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ