Alexa
Medya Siyaset

Ergenekon / Giden Geri Gelmiyor

Ergenekon / Giden Geri Gelmiyor

12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir evin çatısında ele geçirildiği iddia edilen el bombalarının bulunmasıyla başlayan “Ergenekon Davası”, nihayet sona erdi.

Tüm sanıklar, “silahlı örgüt kurmak, yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık” suçlarından beraat ettiler.

Geçte olsa adalet yerini buldu.

Buldu da;

Çile çeken, acı çeken, hasta olan, sakat kalan günahsız insanların kayıplarını kim ödeyecek?

Gece yarıları evleri basılan, kütüphaneleri dağıtılan, yatak odalarına kadar girilen,anaların, babaların yaşadığı entişenin bedelini kim ödeyecek?

Nenelerin, dedelerin, çocukların yüreğine giren korku dolu saatlerin bedelini kim ödeyecek?

Yıllarını cezaevinde geçiren asker, gazeteci, yazar, siyasetçi ve sanatçıdan çalınan günlerin, haftaların, ayların, yılların bedelini kim ödeyecek?

Bilim adamlarına yapılan haksızlığın bedelini kim ödeyecek?

Cezaevlerinde ilgisizlikten, bakımsızlıktan hasta olan, hastanelere gönderilmeyen, tedavileri yapılmayan, sakat kalan, cezaevlerinde ölenlerin diyetini kim ödeyecek?

Onursuzların yaydığı yalana, karalamaya canlarıyla kafa tutan canların bedelini kim ödeyecek?

Yitirilen zamanı kim geri getirecek?

***

Ergenekon yalanına inanan öngörü yoksunu “aydın”, sen de tertipçiler kadar suçlusun.

Rozet Atatürkçüler, sahte Kemalistler siz de.

Korkaklar, yüreksizler, vatansızlar siz de.

Gazetesini, TV’sini, köşesini tertipçilerin emrine veren haberci, köşe yazarı sen de.

Kurgulu program yapımcıları, sen de.

“Liberal” takımı sen de.

“Demokrat” yapılı sen de.

“Solcu” ünvanlı sen de.

Sorgulamadan sahiplendin.

Perdenin arkasındakini görmedin.

“Siyasi İslamcıların” yalanına kandın.

“Askeri vesayet” dedin, “FETÖ” demedin.

“Elit takımı” söylemini yaydın, “paralel yapıdan” söz etmedin.

Polis, evde, ofiste sözde “suç unsuru” delilleri, belgeleri, krokileri kendisi koymuş gibi buldu, alkışladın!

Gazetelere sarılı silahlara  ulaşıldı; gazetenin tarihi ile silahların gömüldüğü iddia edilen tarih arasındaki uçurumu görmedin.

Savcılık makamının hazırladığı iddianamedeki çelişkileri fark etmedin.

Kurulmamış dernekler kurulmuş, olmayan caddeler varmış gibi yazılmıştı…

Doğmamış çocuklar, eylem hazırlığı içindeyken yakalanmıştı!

Asker, “Fatih Camii bombalayacaktı”, “kendi uçağımızı düşürecekti!”

“İrtica Eylem Planı” hazırlamıştı!

İstanbul’da, dünyanın gözü önünde ihtilal provası yapıştı!

Darbe ortamı yaratıp, seçilmiş hükümeti düşürecekti!

Aklına, mantığına danışmadın.

Eline verileni, postana gönderileni irdelemeden yayınladın.

Kalemini kirlettin, köşeni kirlettin, vicdanı kirlettin.

Bugün utanmadan, o savcılara, o yargıçlara verip, veriştiriyorsun.

İş işten geçtikten, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra yazsan ne yazar, yazmasan ne yazar?

Dürüst ol, dürüst.

Dün öyleydin, bugün böylesin, öbürgün ne olacağın şüpheli.

Yüzsüzsün, arsızsın, yüreksizsin, onursuzsun; ALÇAKSIN.

***

Her şey Danıştay cinayeti ile başlamıştı:

Abdullah Gül, Emniyet ve MİT’ten bilgi almış ve kendisine anlatılanların belgelendirilerek, savcıya verilmesini emretmişti.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin “süprizlere hazırlıklı olun” demişti.

Başbakan Erdoğan, davanın “savcısı” olmuştu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, özel görevli yargıç ve savcılara övgüler düzmüş;

“Onlara bütün Türkiye’nin demokrasi adına büyük bir borcu var, Türkiye iyi bir noktaya gidiyor. Bu sıkıntılar, sancılar bir taraftan doğum sancısıdır. Bir taraftan da bağırsakların temizlenmesidir” açıklamasını yapmıştı.

AKP’li bakanların, milletvekillerin, bürokratların Fetullah Gülen’e toz kondurmadıklarını, özel ziyaretlerde bulunduklarını, elini öptüklerini, “hayırduasını” aldıklarını biliyoruz.

Okullarını açtılar, kordelasını kestiler.

Toplantılarına koştular, konuştular; “Hoca Efendi” yakıştırmasında bulundular, saygı, sevgi ve selam yolladılar.

Uyarılara kulak tıkadılar.

Yazılanları okumadılar.

Söylenenleri dinlemediler.

Milli Güvenlik Kurulu’nun tespitlerini yok saydılar.

***

Kim kaybetti?

Türkiye.

Kim mahçup oldu?

Siyasi iktidar, yandaş kalemler, gazeteciler, haberciler…

Adalet ne karar verdi?

Böyle bir örgüt yok.

Yargılanan insanlar masum.

Yanlış yerde durdunuz.

Terör örgütü mensuplarını başınızın üstüne çıkardınız.

Hainlere mevki ve makam dağıttınız.

***

Görünen köy kılavuz istemezmiş.

Her şey gözümüzün önünde gerçekleşti.

Onlar istedi, siz verdiniz.

Siz verdikçe, onlar azdı.

Milli Eğitim dediler, verdiniz.

Adalet Bakanlığı dediler, verdiniz.

Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı…

Verdiniz.

FETÖCÜ polisleri siz atadınız.

FETÖCÜ müşteşarları siz atadınız.

FETÖCÜ generalleri siz atadınız.

FETÖCÜ yaverleri siz atadınız.

FETÖCÜ korumaları siz seçtiniz.

FETÖCÜ YÖK başkanını siz getirdiniz.

***

Gizli tanık uygulamasını siz seçtiniz:

PKK hükümlüsü ile yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymiş kişiler “gizli tanık” oldu.

PKK kurucusu katil, Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, “Ergenekon’un başı“olduğunu söyledi.

Mahkeme, Başbuğ’a ceza yağdırdı.

Gizli tanık (Osman Yıldırım) gördüğü el bombalarının bulunduğu evi gösteremedi.

Aleyhinde ifade verdiği kişinin o tarihte cezaevinde yattığı ortaya çıktı.

Aleyhinde ifade verdiği kişiyi göstermesi istendi, gösteremedi.

Bir başkası, karacı subaya denizci, denizi subaya havacı giyisisi giydirdi.

Türkiye güldü, dünya güldü, tepki vermediniz.

***

O hakimleri, o savcıları siz atadınız.

Seçtiğiniz hakim; Yurt dışından geleni, kaçma şüphesi ile tutukladı.

Savunmaya sınır koydu.

Avukat’ı örgüt üyesi yaptı ve tutukladı.

Beğendiği bilirkişi raporunu dosyaya koydu, beğenmediğini yırtıp attı.

Sorgudaki “sanığın” ifadesi, canlı yayında aynen tekrarlandı, mahkemenin vermediği karar, TV’lerde verilmiş gibi duyuruldu.

Seçtiğiniz savcı itiraz etmedi.

MİT’in, biz de “Ergenekon” örgüt şeması yok yazısını dikkate almadı.

El bombalarını imha eden polisleri sorgulamadı.

Ve Türkiye, sözde Ergenekon hakim ve savcıları ile tanıştı.

Bunlarda diploma vardı ama liyakat yoktu.

Suçsuz, günahsız insanlara kanunsuz cezalar yağdırdılar.

***

Siz, onların başına zırhlı araç tahsis etmiştiniz.

Korumalarla gezdirmiştiniz.

Makam ve itibar kazandırmıştınız.

Verdikleri kararları alkışlamıştınız.

Hukuksuzluğu İtalya’daki“Temiz eller” operasyonuna benzetmiştiniz.

Önünüzün açılacağına, ortalığı temizleyeceğine inandınız.

Düz ovada keklik avlamanın kolaylığını yaşayacaktınız.

Al gülüp, ver gülüm oyunundan kazançlı çıkacaktınız.

Dikensiz gül bahçesi yaratacaktınız.

***

“Av’a giderken” avlandınız.

Genel Kurmay Başkanı İlker Bağbuğ, ADD’nin Genel Başkanı Şener Eruygur, ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Levent Temiz gibi önderleri;

İlhan Selçuk,Yalçın Küçük, Ergun Poyraz, Vedat Yenerer, Tuncay Özkan, Merdan Yanardağ, Müyesser Yıldız, Soner Yalçın gibi gözü pek yazarlar;

Kemal Alemdaroğlu, Fatih Hilmioğlu, Mustafa Yurtkuran, Ferit Bernay, Erol Manisalı, Mehmet Haberal gibi mesleğinde ün ve itibar kazanmış akademisyenler;

Emin Şirin, Turhan Çömez, Bedrettin Dalan gibi merkez sağın adamları;

Hurşit Tolon, Tuncer Kılınç, İsmail Hakkı Karadayı, Saldıray Berk, Engin Alan, Çetin Doğan gibi Kemalist askerler gözaltına alınırken şendiniz.

***

O sözde hakimler, o sözde savcılar can aldılar.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan, evine yapılan baskından 1 ay sonra, 18 Mayıs 2009’da gözlerini yumdu.

Bağımsızlıkçı, aydınlanmacı yazar İlhan Selçuk,“örgüt üst düzey yeneticisi” suçlamasıyla gözaltına alındığında 85 yaşındaydı. Kaçma şüphesiyle tutuklandı. 2 gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı, fakat Türkiye’ye kurulan tuzağa, yetkililerin körlüğüne, aydınların ihanetine isyan eden kalbi bu yükü kaldıramadı 6 Haziran 2010 tarihinde aramızdan ayrıldı.

Ergenekon’un finansörü, “işadamı” Kuddisi Okkır 20 Haziran 2007’de tutuklandı. Akçiğer kanseri hastası oldu, hastaneye sevkini istedi kabul etmediler. Hastalık son haddeye geldi. 1 Temmuz 2008’de serbest bırakıldı, yapacak bir şey kalmamıştı. Ancak 5 gün yaşayabildi. Ergenekon’un “finansörü”belediyenin yardımı ile toprağa verildi.,

Yarbay Ali Tatar, bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı, ailesi ile kutlama yaparken, savcının yeniden tutuklanmasını istediğini öğrendi. Komutanı’na “suikast” iftirası onu kahretmişti. “O deliğe bir daha girmem” diyerek ergenekon savcısına meydan okudu, 20 Aralık 2009 günü intihar etti.

Turgut Özal’a, Süleyman Demirel’e, Tansu Çiller’e, Aydın Güven Gürkan’a, Hikmet Çetin’e, Deniz Baykal’a, Mesut Yılmaz’a danışmanlık yapan Erhan Göksel, 2009’da gözaltına alındı. Serbest bırakıldı 21 Mayıs 2010 tarihinde kahrından öldü.

Prof. Uçkun Geray Temmuz 2008’de gözaltına alındıktan sonra, 30 Ocak 2009’da hayatını kaybetti.

Kaşif Kozinoğlu, MİT görevlisiydi. Odatv davasında tutuklandı. 12 Kasım 2011’de Silivri’de yaşamını kaybetti.

***

Güzel insanlar; haksızlığa, hukuksuzluğa, yalana, iftiraya, ilgisizliğe, sahipsizliğe baş kaldırdılar.

Onursuzlara, namussuzlara, haysiyetsizlere, edebsizlere “ders” verdiler.

Yurtsever, temiz insanlar “aklandıklarını” görmeden bu dünyadan göçüp gittiler.

Geride gözü yaşlı analar, babalar, eşler, yetim çocuklar ve sırdaş arkadaşlar bıraktılar.

Bir de haklarında hazırlanan yalan fezleke.

Bir de onlara inanan halk.

Yüksek mahkeme, halkın vicdanında aklanmış vatanseverleri beraat ederek, tarihi bir karar verdi.

Yeter mi?

Bence yetmez.

Günaha ortak olanlar; uyarıları es geçenler, hukuk’u çiğneyenler, adaleti kör edenler, insanlık onurunu tekmeleyenler…  gaflet, dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunan ne kadar kişi, kurum varsa, hepsi hesap vermelidir. Mağdurların maddi ve manevi kayıpları ödenmelidir.

ETİKETLER:
Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. GÖNÜL PINAR ATACI dedi ki:

    Yurtsever subaylara ve aydınlara kurulmuş ve kurdurulmuş o en mel’un ve meş’um kumpasın tüm açık ve gizli, özel ve tüzel, doğrudan ve dolaylı kurgulayıcılarını, düzenleyicilerini, uygulayıcılarını ve destekcilerini teşhir, tel’in ve mahküm eden ve her cümlesi ve kelimesi çok derinden ETKİLEYEN, DUYGULANDIRAN ve bütün dürüst, namuslu, erdemli ve vatansever insanlar tarafından aynen ve tamamen PAYLAŞILMASI GEREKEN baştan sona MUHTEŞEM ve MÜKEMMEL bir yazı. Çok değerli yazarı sevgili hocamız sayın CELAL DURGUN’un eline, diline, kalbine ve kalemine en uzun bir ömür boyu sağlık ve esenlik. Üstün ve özgün yayıncısı sevgili MEDYA SİYASET’e ise özel tebrikler, sonsuz teşekkürler ve en iyi dilekler.

BİR YORUM YAZ