Alexa
Medya Siyaset

Erkek Egemen Dinsel Yaşam ve İslam’da Bayramlar

Erkek Egemen Dinsel Yaşam ve İslam’da Bayramlar

Her toplumun kendine özgü kutlama günleri vardır. Bunlara “bayram” adı veriliyor. Bayram sözcüğünün Soğdça “Bazram” veya “Badram” kelimesinden geldiği yönünde görüşlere rastlıyoruz. Ancak sözcüğün Türkçe kökenli olduğuna ilişkin sav daha güçlü gibi görünüyor. Nitekim Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük’ünde sözcük, Türkçe kökenli olarak belirtiliyor.

Malum olduğu üzere; egemen dinsel anlayış bağlamında ifade etmek gerekirse İslam’da iki bayram vardır. Biri Ramazan Bayramı diğeri Kurban Bayramı…

Arapçada Ramazan Bayramı’na, “Iyd’ul- fıtr”, Kurban Bayramı’na ise “Iyd’ul- edha” denilmektedir.

Bayram namazı kılmak Hanefi mezhebinde vacip, Hanbeli mezhebinde farz-ı kifaye, Şafii ve Malikî mezheplerinde ise sünnet kabul edilir. Caferilikte ise bayram namazının hükmü müstehaptır. Lakin Caferi inancına göre “zamanın imamı” gaib değil de hazır ise o halde bayram namazı kılmak farzdır.

Araplarda İslam öncesi dönemde de bazı bayramların kutlandığını biliyoruz.  Hz. Muhammed Medine’ye vardığında Medinelilerin ( o zamanki adıyla Yesriblilerin) yılda iki bayram kutladıklarını görüyor. Hatta Medinelilerin İranî yahut Turanî bir bayram olan Nevruz Bayramı’ndan da haberdar olup kutladıkları belirtiliyor. Medinelilerin kutladığı iki bayram yerine Ramazan ve Kurban Bayramının ihdas edildiğini biliyoruz. Lakin Kur’an’da iki bayrama ilişkin de herhangi bir ayet bulunmamaktadır. Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına belirtelim ki, Kur’an’da Ramazan’a ve kurbana ilişkin ayetler vardır ama Ramazan ve Kurban Bayramına ilişkin bir ayet yoktur.

 

Bayramlar kutlama günleridir. Dolayısıyla neşenin, sevincin, mutluluğun, eğlencenin, huzurun egemen olduğu günlerdir. Lakin cari İslam’da bu kavramlardan, daha ziyade huzur kavramının öne çıktığını görüyoruz. Zira egemen dinsel anlayışta eğlence, aşırı sevinç ve aşırı neşe deyim yerindeyse taşkınlık alameti addedildiğinden bayramlarda dahi böylesi bir tavır hoş karşılanmaz. Bu nedenle cari İslam’da bayramlarda dinginlik yani huzur duygusu öne çıkarılır.

Aslında bu anlayışın kökünde cari İslam’ın “ertelenmiş mutluluklar” üzerine kurulması vardır. Buna göre Müslüman bu dünyada mutlu olmak için değil imtihan olmak için vardır. İmtihanı kazanırsa mutluluğunu öbür alemde cennette yaşayacaktır.

Ne var ki Muhammedî İslam anlayışı bu yaklaşımı kabul etmez. Muhammedî İslam’da hem bu dünyada hem de öbür dünyada mutluluk temel amaçtır. Öbür dünya mefhumu da salt ölüm sonrası yaşamı ifade etmez. Bu dünyadaki geleceği de ifade eder.

Cari İslam’daki eğlence ve mutluluk karşıtı yaygın tutuma rağmen bayramları eğlence günlerine çeviren Müslüman kitleler de vardır. Lakin onların hali arızî bir durum olarak telakki edilmektedir. Bu arada dinsel bayramları tatile çıkmak biçiminde değerlendirmeye çalışanlar da gelenek dışı bir eylemin failleri olarak görülüyor.

Carî İslam anlayışında bayramlarda bile ölüme ilişkin eylemler önemli yer tutar ki bunların en başında gelen de mezarlık ziyaretleridir. Hatta pek çok kimse için dinsel bayramlar, “ölüleri ziyaret günleri” gibi görülür. Nitekim dinsel bayramlar dışında mezarlık ziyaretleri pek adetten değildir. Olsa olsa istinaî bir durumdur.

İslam’da bayramlar demişken egemen ve ortodoks İslam’ın kabul etmediği ve daha ziyade “öteki Müslümanlar” tarafından kutlanan başka bayramlar da vardır. Söz gelimi Alevi Bektaşi kitlelerce kutlanan ve Hz. Ali’nin doğum günü kabul edilen Sultan Nevruz Bayramı ve ayrıca daha ziyade Arap Alevilerin kutladığı, Hz. Ali’nin veli ilan edildiği gün münasebetiyle ihdas edilen Gadir Hum Bayramı bu kabildendir.

Yine ilaveten belirtelim ki gayri resmî İslam’ın dinsel bir içerikle kabul ettiği ve kutladığı Hıdırellez Bayramı da malum iki dinsel bayramın dışında kutlanan önemli günler arasındadır. Bilindiği gibi yaygın inanışa göre Hıdırellez Bayramı’nda Hz. Hızır ile Hz. İlyas bir gül ağacının altında buluşmaktadır. Yine inanışa göre Hızır karada, İlyas da denizde zor duruma düşenlerin imdadına koşmaktadır.

 

Carî İslam anlayışında neredeyse yaşamın her alanında olduğu gibi bayramlarda da erkek egemen bir yapı söz konusudur. Söz gelimi, gerek Ramazan Bayramı’nda gerekse Kurban Bayramı’nda icra edilen ritüellerde kadının pek yeri yoktur. Şöyle ki; bayram sabahlarında camilerde kılınan bayram namazlarına yalnızca erkekler iştirak etmekte, kadınların iştirak imkanı bulunmamaktadır. Oysa Muhammedî İslam’da tıpkı diğer bütün namazlarda olduğu gibi bayram namazlarında da kadınlar yer alırdı. Hz. Muhammed’in döneminde hem Cuma namazlarına, hem cenaze namazlarına hem de bayram namazlarına kadınlar katılmaktaydı. Lakin sonraki dönemde kadınların bu namazlara katılmalarına imkan sağlanmadı. Kadınlar toplu namazdan ve mabetlerden neredeyse dışlandı. Günümüzde özellikle Türkiye’de kadınların iştirak edebildikleri tek toplu namaz olarak Ramazan ayında kılınan teravih namazları ve öncesindeki yatsı namazları vardır. Kadınların Cuma namazlarına ve cenaze namazlarına katılmaları mümkün olmamaktadır. Cenaze namazlarında kadınlarımız sadece izleyici olarak bulunmaktadır.

Oysa gerek Kur’anî açıdan gerekse Nebevî uygulama bakımından, gayet net bir biçimde biliyoruz ki, kadın ve erkek, dinsel ritüellere birlikte katılmalıdırlar.

Söz gelimi, Kur’an’da Cuma namazı ile ilgili ayette (Cuma Bölümü 9. Söz) hitap bütün müminleredir. Ancak carî İslam bunu yalnızca erkelere özgü hale getirmiştir.

Bu cümleden olarak, kadın ve erkeği bayramlarda bile birbirinden ayıran ve dini erkek egemen bir hale sokan carî İslam anlayışına karşı Muhammedî İslam’daki kadın erkek birlikteliği ve kadın erkek dostluğunu ortaya koyan bir ayeti anımsatalım:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostları, yardımcılarıdır. Onlar, iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar…”  (Uyarı Bölümü 71. Söz / Berae Suresi  71. Ayet)

Sözlerimizi noktalarken mutluluğun, sevincin, eğlencenin, neşenin, barışın egemen olduğu, yoksulluğun ortadan kalktığı, ezilenin ezenden hesap sorduğu, sömürünün değil kardeşliğin ve emeğin hüküm sürdüğü gerçek bayramlarda buluşmak umuduyla herkese iyi bayramlar diliyorum.

CEMİL KILIÇ

İLAHİYATÇI YAZAR

Cemil Kılıç

Cemil Kılıç

1975 yılında İstanbul'da doğdu. Sinop nüfusuna kayıtlı. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbul'da tamamladı. İstanbul'da Küçükköy İmam Hatip Lisesi'nin ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümü'nü bitirdi. 1998 yılında aynı üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji Anabilimdalında Yüksek Lisans eğitimine başladı. 1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında; "Ümmet Sisteminden Ulus Devlete Geçişte Harf İnkılabının Kültürel Değişim Üzerine Etkileri" teziyle Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Atatürkçü Düşünce Derneği Fatih Şubesinin kurucuları arasında yer aldı. 13 Ağustos 2017 tarihinde "Atatürkçü, Cumhuriyetçi İlahiyatçılar" adıyla kurulan oluşuma öncülük etti. "Anlamak İçin Türkçe Kur'an" adlı meal çalışması da dahil yayınlanmış 9 kitabı bulunmaktadır. İslam bu kitabı yayınlanmıştır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ