Alexa
DOLAR
7,4126
EURO
9,0363
ALTIN
441,98
BIST
1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Sağanak Yağışlı
14°C
İzmir
14°C
Sağanak Yağışlı
Pazar Kuvvetli Sağanak
15°C
Pazartesi Kuvvetli Sağanak
16°C
Salı Gök Gürültülü
18°C
Çarşamba Sağanak Yağışlı
10°C

Ezberci Bilgeler

Ezberci Bilgeler

Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemenin delilik olduğu söylenir.

Öyle mi gerçekten?

Peki, farklı şeyleri söyleyip yapanlar için deli, aynı şeyleri söyleyip yapanlar için akıllı, uslu, saygılı nitelenenlerine ne demeli? Yani karışık iş doğrusu bu akıllılık, delilik meselesi!

Peki, delilik olarak nitelenen aynı şeylerin tekrarlanması bir ezber mi?

Bu sorunun yanıtını satırlara bırakmak istiyorum. Ancak tarihi çok eskilere dayanan ezber konusu insanı tüketen,potansiyelini yok eden ve onu edilgenliğe iten bir gerçekliktir.

Ezberle eğitilmiş insan emir kuludur. Fikirleri yoktur, aynı bakar, aynı görür, bir ömür aynı şeylere yapar ve yaşadığını sanır.

Bir de ezberci bilgeler vardır. Onları bilge yapan, güçleridir, makamlarıdır, paralarıdır.  Onlar her şeyin doğrusunu bilir ve yaparlar. Dalkavukları çok severler ve kendilerini göklere çıkaran bu dalkavuklarını vakti geldiğinde ödüllendirmesini de bilirler.

Ezberci bilgeler budamayı çok severler. İnandıklarını sopayla, ateşle, taşla ve ölümlerle korurlar. Çünkü kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayanlar düşmandırlar.

Elbette ezberci bilgelerin de efendileri vardır ve efendilerine koşulsuz taparlar.

Bu arada her şeyin en iyisini isterler. Biriktirmeyi çok ama çok severler!

Çözümsüzlüğü çözüm olarak dayatırlar ve o çözümsüzlükte ısrar ederler.

Sonra ne mi olur?

Duvara toslarlar!

Peki ya sonra? Hiç olur mu öyle şey? Onlar asla yanılmaz, yanlış yapmazlar.Onları yanıltan başkalarıdır.Gereği yapılır. Yapılanlar bir başkasına mal edilir ve kenara çekilinir.

Oysa içinde bulunduğumuz dünyada yaratıcı bilgelere ihtiyacımız vardır!

Yaratıcı bilgelikle,akıl ve bilimin aydınlık yolunda ilerleyebilen insanlardan söz ediyorum. İnandıklarını taşla, sopayla, ateşle, ölümle değil, bilgiyle koruyup, geliştirebilen, bilgiyi üretip yeni bilgilere ulaşabilen insanlardan söz ediyorum.

Yorgun ve hastalık derecesine varmış beyinlerin tekrarlarından değil, toplum önderi olabilen ve toplumu dönüştürebilen ve emeği bilgi ile üretebilen beyinlerden söz ediyorum.

Sadece kendi hayatını düzene sokup iyileştirmeye çalışanlardan değil, hayatın bütününü görebilen ve bütünü iyileştirmeye çalışanlardan söz ediyorum.

Anlamadığı bir dilde ibadet edenlerden değil,  endüstri 5.0 erişi düzeyindeki dünyayı görebilen ve o dünyaya uyarlanabilenlerden söz ediyorum.

Belki de; dünyayı yönetenler ezberci bilgeler mi, yaratıcı bilgeler mi? sorusunu yanıtlayarak işe başlamak gerekiyor ve devamında bu döngü en çok kimin ya da kimlerin işine yarıyor? Sorusunu yanıtlamak gerekiyor.

Yüzyıllar öncesinde insanın içinde bulunduğu derin yalnızlığı gören ve gerçeği sorgulamak isteyen Sokrates’in hayatına baldıran zehri ile son verilmişti. Oysaki Sokrates kendisini bir at sineği, Atina’yı da bir at olarak nitelendirmişti. Çünkü o, atın uyuşukluğunu gidermek için bir uyarıcıya ihtiyaç olduğunu düşünüyordu.

Çok şey değişmemiş gibi gözüküyor, ne dersiniz?

Peki, dünya ülkelerini yaratıcı bilgeler hiç yönetmedi mi?Bu noktada Türk milletinin altın sayfalarından birine dönmek istiyorum.

Milli mücadele bittiğinde, ülke uzun yıllar süren savaşlarla, yanmış yıkılmış, yorgun düşmüştü. Kurucu kadro aynı karanlığı tekrar yaşamamak için modern ve güçlü bir ülke kurmak arzusundaydı. Ancak, bunun için para yoktu, sanayi yoktu ve önderlik ettikleri halkın morali yoktu.Tek bir şeyleri vardı milli mücadelede olduğu gibi bitip tükenmeyen inançları…

Nihayetinde beklenen gün gelmişti. 29 Ekim 1923’te Anadolu’nun ortasında bir çoban ateşi yakıldı.Bu ateş büyüyerek bütün halkı kucakladı.Sonrasında eğitimde, sağlıkta, imarda, tarımda ve sosyal hayatta yapılan devrimlerle modern ‘Türkiye Cumhuriyeti’ kuruldu.

Bu gün bir milletin az zamanda neler yapabileceğini görmek isteyenler dönüp tarihimizin bu altın sayfasına baksınlar!

Bakabilirler mi? sanmıyorum çünkü ezberci bilgeler ezberlerini bozamazlar. Bu altın sayfayı kendilerini daha iyi gösterebilmek için ancak asılız bilgilerle karartmaya çalışırlar…

Yeniden Kuvayı Milliye ruhuna ve o ruhu halkımıza anlatacak toplum önderlerine ihtiyacımız var. Biz bunu emperyalizme karşı yapmıştık ve inanın yeniden yapabiliriz.

Sağlık ve mutlulukla kalın…

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.