Alexa
Medya Siyaset

Fatma Öğretmen

Fatma Öğretmen

Fatma öğretmen, İstanbul Kız Öğretmen Okulu’nu bitirir bitirmez bir arkadaşıyla birlikte Adapazarı’na atanmıştı. Hanım öğretmenlerin de Anadolu’ya atanmaları başlamıştı.

Bunları yeni Çalıkuşu Feride’lerdi.

İki ay önce, annesiyle birlikte Adapazarı’na gelmiş, küçük bir ev tutup yerleşmişti.

Becerikli, çalışkan, onurlu bir kızdı.

Atandığı okul üç sınıflıydı. Müdürlük de yapan yaşlı bir erkek öğretmen vardı, bir de o.

Üç sınıf birlikte okutuyorlardı. Arkadaşı beş sınıflı bir okula verilmişti.

Adapazarı’nı, işini, öğrencilerini sevmişti. Alışverişi kendisi yapıyordu. Kimi kez annesi de geliyordu. İkisi de sıkma başlıydı. Manto giyiyorlardı. Böyle giyenlerin sayısı azar azar artıyordu.

Bu hanımlar garipseniyor ama kimse rahatsız etmiyordu. Çoğunluk hala çarşaflıydı.

Burada da Öğretmenler Birliği şubesi kuruldu.

Müdür Bey Lokal de güzel toplantılar yapıldığını anlatınca, Fatma Öğretmen de heveslendi, gitmek istedi.

Müdür Bey, “Olmaz kızım” dedi, “Halk henüz böyle kadınlı erkekli toplantılara hazır değil. Dedikodu olur. Bu yüzden seni Lokale almak istemeyenler çıkacaktır. Üzülürsün.”

Fatma Öğretmen konuyu akşam annesine açtı. Annesi Çanakkale Savaşı sırasında kurs görüp yaralılara hizmete koşan gönüllü hastabakıcılardandı.

“Bu kafayı bilirim” dedi, “Yaralı erkeklere dokunuyoruz diye cehennemlik olduğumuzu söylemişlerdi. Bana sorarsan, inadına git.”

Fatma Öğretmen gitti.

İçeri girince bütün başlar ona döndü. Konuşma uğultusu kesildi.

Fatma Öğretmen sessize ilerleyip boş bir iskemleye oturmak istiyordu ki bir ses gürledi:

“Hanım dur!”

Baktı. Fesli, kır bıyıklı, iri yarı bir öğretmen ayağa kalkmıştı. Elini uzatarak, “Evinize gidin” dedi, “Burası size göre değil.”

Birkaç öğretmen Fatma Öğretmeni savundu ama çoğunluk Kır Bıyıklıya katıldı. Ortalık karıştı.

Kır Bıyık yandaşları ağır bastılar. Fatma Öğretmen gözleri dolu dolu çıktı.

Yeniden gelecekti.

Fatma Öğretmen birkaç akşam sonra yine geldi.  Arkadaşını da getirmişti.

Lokal’e kadın öğretmenleri almayan anlayışı yenmeye kararlıydı.

İki hanım öğretmenin salona girdiğini gören fesli, kalpaklı, bıyıklı, sakallı kalabalık şaşırdı.

Birileri tepki göstermeye yeltendi ama Fatma Öğretmen gerilemedi.

“Beni bir dakika dinlemenizi rica ediyorum.”

Duvar yanındaki bir masayı gösterdi:

“Arkadaşım da öğretmendir. Şimdi arkadaşımla ben bu masaya oturacağız. Eğer bizi yine buradan kovmaya yeltenirseniz bu olayı Eğitim Müdür’üne, Valiye, Öğretmenler Birliği Başkanlığına, Bakan’a, Başbakan’a, Meclis Başkanı’na ve Gazi Paşa’ya duyuracağım, ona göre. Dinlemek inceliğini gösterdiğiniz için teşekkür ederim.”

Arkadaşına döndü:

“Gel.”

Takır takır yürüyüp masaya oturdular. Herkesin önünde çay bardakları vardı.

Çaycıyı göremedi ama kahramanca seslendi:

“İki çay!”

Hiçbir şey olmamış gibi kendi aralarında konuşmaya daldılar.

Erkeklere bir suskunluk çöktü. İki hanım öğretmenin varlığını bir doğal afet gibi tevekkülle kabul ettiler. Yoksa başlarının belaya girebileceğini anlamışlardı.

Adapazarı’nda orta yaşlı bir hanım öğretmen daha vardı. Onunla da konuştular.

Ertesi hafta, üçü birden geldiler. Kararlı gelmişlerdi. Konuşmalara, tartışmalara katıldılar.

Sonraki toplantıyı Eğitim Müdürü de izledi. Sonuçtan memnun oldu.

Hanımların varlığı erkeklerin daha nazik olmalarını, temiz, pak giyinmelerini sağlıyordu.

Erkek topluluklarına özgü o kalın, laubali, terli hava kalmamıştı.

Bazı evrelerde dedikodu, homurdanma oldu ama çoğunluğu etkilemedi.

Karma toplantılar olağan karşılanmaya başladı. Hayat böyle akıyordu artık.

Mantoluların ve sıkbaşlıların sayısı her gün bir-iki artmaktaydı.

Yakında düğünler de karma olacaktı.

Adapazarı’ndaki gelişim komşu illerde duyuldu, etkisini gösterdi.

Özellikle eğitimli kadınların topluma kazandırdığı düzey, incelik, kibarlık, uygarlık bazı tutucuların da dikkatini çekti.

Kadınsız gerçek bir ilerleme, gelişme olamayacağını sessize kabul ettiler.

Ah, sevgili Osmanlı keşke bunu anlayabilmiş olsaydı.

Kaç-göç yüzünden erkekler de kadınlar da birbirini yalnız karşı cins olarak görmüşlerdi.

Kafaları, duyguları buna şartlanmış, insan olarak görmeyi başaramamışlardı. (Cumhuriyet / Turgut Özakman)

***                             ***

Babamın görevi nedeniyle 1956 yılında Muş’ta kalmıştık.

İlkokula yeni başlamış bir çocuk olarak çok iyi anımsıyorum.

Yerli halkın tamamı kara çarşaflı, kara peçeliydi. Çarşıda, pazarda, sokakta erkek önde, kadın onun arkasından yürürdü.

Devlet Demir Yollarının lojmanlarında kalıyorduk. Annemin ve lojmandaki kadınların manto giydiklerini, başlarını eşarpla kapadıklarını biliyorum. Kara çarşaf giyenlerin sayısı daha azdı.

Laik Cumhuriyet; çarşafın çıkarılmasından, peçenin kaldırılmasından, mantonun giyilmesinden memnundu. Bazılarının iddia ettiği gibi ne yasal bir zorunluluk ne de fiili bir mecburiyet yoktu.

Koca istasyonda çalışan memurların tamamı erkekti.

Cumhuriyet, kadını yok sayan anlayışı yıkmak, uygar bir devlete yakışanı egemen kılmak istiyordu. Cumhuriyet’in yetiştirdiği öğretmenler gittikleri yere ışık götürüyor, her türden tutuculukla, gericilikle mücadele ediyordu.

Öğretmen Okullarından mezun olan erkekli, kızlı öğretmenler, sadece sınıflardaki çocukların değil, mahallenin de, köyün de öğretmeni olmuşlardı.

Giyimleriyle, davranışlarıyla, konuşmalarıyla değişime öncülük ediyorlardı.

Bu öğretmenler, kitap okuyor, şiir söylüyor, saz çalıyor, mandolin çalıyor, türkü söylüyor, folklor oynuyordu.

Yalancı hocanın, talancı hacının, muskacı vaizin elinde karanlığa mahkûm edilmiş halkı kucaklıyor, aydınlatıyordu. Ağa’nın, Bey’in saltanatını yıkıyorlardı.

Cumhuriyet; doğru rotada, koşar adımlarla, güzel günlere ulaşmaya odaklanmıştı.

Fatma öğretmenler de, bu işin gönüllü neferleri olmuştu.

Bu idealist, toplumcu, halkçı, aydınlanmacı öğretmeler; eski köye yeni adetler getiriyor, Ağa; Bey; Hacı, Hoca takımının oyununu bozuyorlardı.

Bu öğretmenler; eşitlik, yurttaşlık, çağdaşlık, hak, hukuk, adalet; birlik, beraberlik, dayanışma, sömürü, emek; bilinç, akıl, mantık, okul, iş, üretim, ezen, ezilen diyorlardı.

Topraksız köylüye toprak, hayvansız çiftçiye hayvan, işiz işçiye iş istiyorlardı.

Kadın haklarından, evrensel insan haklarından söz ediyorlardı.

“Böyle gelmiş, böyle gitmez” diye bağırıyorlardı.

***                             ***

O ağa, bey, hacı-hoca takımı ne yaptı biliyor musunuz?

Fatma öğretmenleri, yetiştiren okulları kapattılar.

Fatma öğretmenlere ışığı, aydınlığı, çağdaşlığı, ilericiliği aşılayan öğretmenleri tırpanladılar.

Kaynağı kuruttular.

Fatma öğretmenleri bir oraya, bir buraya sürdüler.

Kimini komünist, kimini dinsiz-imansız, kimini kâfir ilan ettiler.

Direnen Fatmaları yalnızlaştırdılar.

Kimini işinden, kimini aşından, kimini eşinden ettiler.

Konuşan Fatmaları susturdular.

Kimini fişlediler, kimini işlediler, kimini şişlediler.

Köy okullarını kapattılar, Fatma öğretmenleri köylülerden uzaklaştırdılar.

Her köye bir imam, bazılarına iki imam atadılar. İmam Hatip Mekteplerini çoğalttılar.

Müfredatı dağıttılar, ezberci bir kuşak yarattılar. Kara cahili, kara vicdanlıyı “bilim adamı” yaptılar.

Ne oldu?

“6 yaşındaki çocukla evlenilebilir”,” asansörde halvet yapılabilir” sözünü eden, “hamile kadının sokağa çıkmasını ayıplayan” bilim adamımız oldu!

“Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır.” sözünü eden siyasetçimiz! “Kadının fıtratında erkeğe köle olmak var” diyen sanatçımız oldu!

***                             ***

Halep oradaysa, Arşın burada:

OECD, üç yılda bir yayınladığı ve ülkelerin eğitim sistemlerini ölçtüğü Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Raporu’na göre; Türkiye, 64 ülke arasında 45’nci sırada yer buldu.

Matematikte 45’nci, okuduğunu anlamada 37’nci, fen bilgisinde 41’nci.

Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın sonuçları ortada; 102 bin adayı matematik, 74 bin adayın fen bilimleri testinde, sıfır çekmesi, neyin habercisidir?

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ