Alexa
DOLAR 8,1434
EURO 9,6218
ALTIN 498,087
BIST 1145,87
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 24°C
Sisli

Franz Kafka ve Karl Marx’ın Gördüğü Gerçekler…

Dünya da güç dengelerinin bir çarkın ortasına sıkışıp kaldığı bu dönemde, peki Türkiye bundan nasıl etkilenecek?

Franz Kafka’nın söylediği gibi ” Ölüm nasıl olsa yaşanacak, ama yaşarken bizi öldürenlerden nasıl hesap soracağız” Cahil aptal eğitimsiz okumayan bir toplum bunu yapabilir mi? kendisini bu tıkanmanın ortasında bırakanlardan hesap sorabilir mi? Korku hakimse bunu yapacağını sanmıyorum. Düşünen aydın, yazar, gazeteci, bilim adamı bunu yapamıyorsa cahil fukara halkın yapması mümkün değil. Norveç’te sanatçıya yazara kitaba sanata verilen değeri düşündükçe, benim ülkemde  Norveç’i hayal etmekten başka çarem  yok. Siz sanatı yok sayıyorsanız uluslararası saygınlık beklemeniz mümkün değil. Din tacirlerinin tüm çağdaş değerleri Atatürk ve cumhuriyeti hala yok saymaya çalışması, ülkenin tüm yaşamsal değerlerini geleceğini kaderini belirleyen bu anlayış. İşte  asıl tehlikenin adı burada saklı. Ama bunun da ötesinde siyasal çıkarların teslim aldığı aydınlık, eğitim, kültür, akıl ve bilim değerleri özgür olmadıkca. Demokrasi insan hak ve özgürlükleri kendini sıkışıp kaldığı çarkın ortasından kurtaramayacak, bu da birilerinin işine yarayacak istenilen de bu aslında.

Anayasa 25-26 maddeleri herkesin düşünce ve fikirlerini paylaşması suç olmaktan çıkarıyor. İnsanın  fikirlerini özgürce paylaşmasının korku haline getirdiği bir düşüncenin özgür olması mümkünmü? Türkiye’nin siyasal tıkanmanın ortasında kaldığı 2019 yılı, ve bugünden farklı olmadığını gördüğümüz geçmiş yıllara bakınca da değişmeyen acı gerçekler. Şimdi yeni bir yıla girerken akıl, bilim, eğitim gerçeğinin ne kadar önemli olduğunu değil, açlık ve yoksullukla nasıl mücadele ederim diyebilen bir toplum. İnsan hayatının  insanca bir yaşam hakkının ne olduğu bile savunamayan bir toplum. Gelinen bu nokta da eğitim değerlerinden uzak, okumayan cahil bir toplum yaratmanın ötesinde, bugünün gerçeklerini 1989 yılında gören Franz Kafka. ” İslam topluma doğru anlatılmıyor, gericilik hızla artıyor. Gün gelecek islamı asıl değerlerinden çıkararak kendi anlayışında gösterenler hakimiyeti elinde tutacak, bu da o ülkelerin yıkılıp yok olmasına sebep olacak”  Franz Kafka’nın 1989 larda gördüğü bu gerçeğin şimdi yaşanıyor olması onu haklı çıkarmıyormu?  Bu da Karl Marx mantığında olduğu gibi ” Özgürlüğü elinden alınmış bir toplumun gideceği başka bir ülke olmayınca biat etmekten başka çaresi de yok”  demiş. Dinde ne akıl, ne mantık, ne de bilim vardır, din saygı gördüğü sürece tanrıya var olan saygınlıkta kalması önemlidir. Ama birileri hala inancı siyasallaştırmaya çalıştığı sürece bu saygınlık kalmayacaktır.. Zaten bu düşüncede din duyguları bir çarkın ortasına sıkıştırılmış kalmıştır, o zaman toplum eğitimden uzak kaldığı sürece gerçeği nerede arayacağını bilemez. Arama sorgulama kültüründen de uzakta kalmışsa, işte burada tüm toplum olarak tükenmişliğin felaketin acı sonuçlarını görmek kaçınılmazdır. Zira eğitim düzeyinden uzak bir toplumun gerçeği kavrama şansıda yoktur. Her seferinde inanmaktan uzak açıklamalar, ” İnsan hak ve özgürlüklerine, toplumun yaşam biçimine, düşünce ve fikirsel anlayışına bu ülkede karışılmıyor” diyenler inandırıcılıktan çok uzakta kalıyor? Açlıktan ailesiyle birlikte ölümü seçerek bunu gurur meselesi yapanların bıraktıkları acı gerçeği görmemek vicdansızlık değil mi? Korkarak yaşayan mutsuz bir toplum. Böylesine zor bir dönemde nasıl eğitimi kültür ve sanatı düşünsün. Ben ne kadar eğitim kültür ve sanattan akıl ve bilim den söz etsem, şimdi en üst makamda olanların bunları düşünecek vakti varmı? Zaman zaman yazmak istediklerimi yazamadığım, ya da birgün gerçekten yazamayacak duruma geldiğimizi düşünmek korkutuyor beni. Oysa İnsan hak ve özgürlüklerinin hala demokratik biçimde yansıtılmadığını görmek üzüyor insanı. Kitap okumak bugün Avrupalıda adeta bir yaşam biçimi, ama benim ülkemde sadece kitapçılarda raflarda bekler seyreder ama almayız, çünkü bizi okuma sevgisinden ayrı bıraktılar. Kitapların yakıldığı, tiyatroların kapatıldığı, sanatçının yazarın gazetecilerin hapsedildiği, kitabı bir yük olarak gören ülke olmaktan ileriyi görmemiz istenmedi. Bugün dünyaca bir çok önemli edebiyat fuarları yarışmalar festivaller var, ama nedense buralarda Türkiye’yi Türk yazar ve sanatçılarını görmek mümkün değil. Ama bugün  sanatçıyım diye kendini mağazinden beslediğini gördüğümüz yalaka ve dalkavuklara bakınca, bir düşünce adamının ayakta kalması mümkün değil. Aslında bugün ülkeyi yönettiklerine inananlara sorsanız, bırakın öncesini, en son hangi kitabı okudunuz deseniz alacağınız bir cevap olmayacak. Uluslararası saygınlığımızın tüketildiği bir dönemde. Dünya da tüm dengelerin değiştiğine bakınca korkularım artıyor, ama bunun ben kendi ülkem adına sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum. Ortadoğu kaynıyor, Suriye, Libya, Rusya, İran. ABD. Türkiye bu şeytan üçgeninin ortasında kalmamalı. Elbette ülkenin gelişmesi kalkınması adına yapılan tüm gerçeği yansıtan çalışmalara hayır demek mümkün değil. Toplumun sesine duyarlılığına saygı duymak işin asıl önemi burada. Ama hala toplumun yapılanlardan yaşanan ve yaşanacaklardan habersiz bırakılması ve sonuçları ortada değil mi? Kütüphaneler kapatılıyor bu ülkede, cami kuran kursu ve  imam hatip okulları ardı ardına açılıyor. Din saygınlığı Allahın inandığı gibi bir müslüman olmanın ötesinde siyasete  çekilerek topluma verilmeye çalışılıyor. Şimdi halkın hangi dine inacağı, inanç saygınlığı siyasetin içinde malzeme olurmu diye kendini sorguladığını görmek mümkün. Dilerim Ortadoğu nun içinde akıl ve mantık olmayan kabile demokrasisine teslim edilmez bu ülke. 2020 yılının Türkiye adına aydınlık, çağdaş demokrasi, akıl ve bilim değerlerinin sınırsız yaşanacağı bir yıl olmasını diliyorum. Ama bütün bunları dilerken .2020 yılı her şeye rağmen zor yıl ve yılların habercisi olmaktan öteyeye geçemeyecek. Burada bizi yönetenlerin daha akil ve duyarlı kararlar almasınında önemini vurgulamak isterim.

Prof. Dr. Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
Prof.Dr.Levent Seçer Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.