Alexa
Medya Siyaset

Gazeteci Yeliz Koray Yazdı “Don Atlet”

Gazeteci Yeliz Koray Yazdı “Don Atlet”

Atlet …

Atleti kriz haline getiren başka bir ülke var mıdır bilmem ama benim de iki aydır hayatımın gündeminde atlet var diyebilirim.

Hatta malum sürece bir isim verecek olsam kesinlikle ‘don atlet’ derdim.

“Yerim Destanınızı” yazısını yazdıktan sonra tebrik etmek için arayan, ziyarete gelen herkes ağız birliği yapmış gibi aynı şeyi söylüyordu çünkü.

“Yakında alırlar seni. Don atlet getiririz sana..”

Şakayla karışık bu muhabbet o kadar uzadı ki ‘Allah Allah cezaevinde don atlete neden bu kadar ihtiyaç olsun ki?’ diye sorgulamaya bile başlamıştım.

Neyse baktım herkes ucuza kaçıyor dedim dona atlete ihtiyacım yok. İlla alacağım diyorsanız ninelerimizin giydiği paçalı don alın da bir işe yarasın bari üşümeyeyim.

Tabii ne olur olmaz diye sipariş vermeyi de ihmal etmedim.
Sigara ve bol temizlik malzemesi…

Zira benim gibi obsesif derecede temizlik takıntısıolan birinin başka neye ihtiyacı olurdu ki?

***

…Derken 2 gün sonra; tam duşa girecekken kapım çalındı. “Yeliz Hanım bu gece misafirimizsiniz. Üzerinize üşümemek için bir şey alın gidelim..”

Dedim biraz bekleyin madem birkaç parça eşya alayım yanıma.

“Gerek yok aileniz daha sonra getirir” dediler.

Biz önde, babam ve ortağım arkadaki arabada yola çıktık. Aklımda “Keşke bilseydim de erken gelip banyo yapsaydım” pişmanlığı..
Şaka değil, temizlik hastasıyım banyo yapmadığım gün öldüğüm gündür…

Derken polis memuru vurucu darbeyi yaptı!

“Yeliz Hanım önce hastaneye gidip sağlık raporu alacağız…sonra polis merkezine!”

Aman Yarabbi.. ben özel hastaneye gittiğimde bile sedyeye sermek için çarşafını yanında götüren insanım. Herkesin oturduğu-yattığı sedyeyi kullanmak ve sonrasında yıkanamamak.. facia!

Beni anlamayanlar için şöyle açıklayayım; Foseptik çukuruna girip çıkmak neyse benim içinde hastane sedyesine yatmak o!

***

Allah’tan hayal ettiğim gibi olmadı, sandalyeden başka bir yere oturmadım.Oradan doğru polis merkezine…

Avukatlarım sağ olsun “Bu geceyi evinde geçirsin yarın getirelim” mücadelesine başladıysa da olmadı.
O günü yıkanamadan geçirmeyi kabullendim.
İzin verin kardeşime bazı ihtiyaçlarımı ileteyim dedim, kabul ettiler.

Havlu, yüz yıkama jeli, diş fırçası-macunu,
krem, ıslak mendil, sabun, peçete, tonik
ve tabii ki don atlet…

Yarım saat geçmedi kardeşim bir bavulla geldi. Ama ne bavul.. O kadar dolu ki fermuarı kapanmamış…
Sanırsın iki hafta tatile çıkıyorum.
“Annem beni cezaevine hazırlamış” diye geçirdim içimden.

Yan odaya geçip bavulu açtım..

Yastık, pijama, çorap, diş macunu-fırçası hatta pike takımı..

Atlet, sabun, havlu, peçete yok!

Amaann Yeliz battı balık yan gider dedim.

Sonuçta adam öldürmedim, sıradan bir gözaltı olmaz. Koltuğa kıvrılır yatarım diye yastığı, çarşafı, pikeyi gönderdim.

İfadem alınıp ailem, arkadaşlarım ve avukatlarım gittikten sonra ikinci vurucu darbe bir başka polis memurundan geldi.

“Yeliz Hanım artık sizi nezarethaneye alalım…”

İçimden geçen, “O çarşafı, pikeyi,yastığı gönderen ellerin kırılsın Yeliz” sözleri yüzüme yansımış olacak ki,“İçeride battaniye var. Sürekli yıkanıyor merak etmeyin” dedi biri.

“Yıkansa ne olacak, ben annemin yatağında bile yatmam” dedim.
Tabii el mahkum, ayaklarım geri geri…işkence odasına gider gibi girdim içeri…

***

Yatak niyetine yapılmış uzun tahtanın iki ucunda ikişer tane kırmızı battaniye var.

Normal biri, ikisini serip döşek yapar,birini yastık, birini yorgan..

Bense milimetrik hesaplar yaparak başım ve ayağım onlara değmeyecek şekilde tam ortaya kıvrıldım.

Sırtüstü yatsam sırtımdaki kemikler, yüzüstü yatsam kaburga kemiklerim batıyor.

Mecbur sağ kolumu yastık yapıp yan yattım. Zaten ondan sonra da tak..diye ışıklar kapandı…

Saat gecenin ikisi, üçü…

İnsan psikolojisi demek ki, demir parmaklıkları görünce devrimci şarkılar geliyormuş aklına;
özgürlük türküsü…dağlara gel dağlara..

Hey anam hey…!

Suçum yok ya öyle rahat vicdanım.

Hani boncuk verseler kuş yapıp pencereye konduracağım.

FETÖ’cü olup da sırf bunu kamufle etmek için meydana inen ve her an “ne zaman enselenirim” korkusuyla uyuyamayan omurgasız bir tip de olabilirdim sonuçta.

Bunları düşünerek uyumuşum…

Titreyerek uyandığımda saat kaçtı bilmiyorum.

Aceleyle çıktım, sıcak diye içimde atlet yok.

Üzerimde yazlık incecik bir mont.

Temmuz sıcağındaki soğuğun nedeni klimaydı ama o da biraz ileride muhtemelen uyuyan polis memurunun kontrolündeydi.

Bütün gün benimle uğraştı, yoruldular. Uyuyorlarsa uykuları bölünmesin diye ses etmedim.

Ama atletin önemini orada anladım. Demek anneler boşuna ‘içine atlet giy’ demiyor,
Nazım’da karısına boşuna yazmıyordu o satırları;

“Haydi bunları boş ver paran varsa eğer bana bir fanila bir don al. Tuttu yine bacağımın siyatik ağrısı..”

***

Neyse böyle üşüyerek geçen gecenin sabahında ‘Adalet Mülkün Temelidir’ yazısının tam karşısındaydım artık.
Muhterem hoca efendisine methiyeler düzen Adalet Bakanı’mızın olduğu bir ülkede
Ad
Ada
Adale
diye her harfle bir anlam kattım da kelimeye, bir tek ‘t’yi yakıştıramadım!

Bizim ahali de şimdi kalkmış onca şey varken CHP liderine atletli fotoğrafı yakıştıramamış!
Yahu siz düne kadar donun içindeki kıl olmayı kendine yakıştırmış insanlarsınız.
Şimdi o adamın neden onca yolu yürüdüğü değil de atletli fotoğrafı sizi rahatsız ediyorsa par’don.

Maazallah adalet’sizliğe yakalanalım da donla atletle yakalanmayalım!

Koz Kocaeli

Yeliz Koray

Yeliz Koray

Gazeteci, Koz Haber Aktüel Dergisi ve kocaelikoz.com'un Yayın Koordinatörü, Koz Medya ve Ajans'ın sahibi, Fenerbahçeli, Dadaş, Atatürkçü
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ