Alexa
Medya Siyaset

Gelir adaletsizliğinde Avrupa’nın en kötüsüyüz…

Gelir adaletsizliğinde Avrupa’nın en kötüsüyüz…

Pahom

Yazımıza bir öykü ile başlayalım…

Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar?” adlı kitabında, çiftçi Pahom ’un hazin ve ibretlik öyküsü anlatılır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom , daha zengin bir hayatın hayâlini kurmaktadır. Uzak yerlerin birinde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için uzunca bir yol kat ederek onun yanına gider. Gerçekten de reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom ’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek kat ettiğin bütün yerler senin olacak, fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.”der ve ilave eder: “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.

Pahom güneşin doğuşuyla birlikte yürümeye başlar. Tarlaları, bağları, bahçeleri geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçmek istemez. “Şu bağ, bu bahçe” derken bakar ki güneşin batmasına az bir zaman kalmış. Ayak bastığı toprakları sahiplenebilmek için tarlaların içinde var gücüyle koşmaya başlar. Koşar, koşar, koşar… Takati kesilir, halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir anda yere yığılıp kalır ve bir daha kalkamaz… Ölmüştür!

Olup biteni atının sırtında uzak bir tepeden seyretmekte olan reis, çok kereler şahit olduğu olayın yeniden vuku bulmasından dolayı üzgündür. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durup şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!

Ama yetmiyor, insanoğlu aç. Daha doğrusu kapitalist sömürü düzeni insanı mal varlığı ile ölçtüğü ve böyle şartlandırdığı için ne mala doyuyor ne mülke ne de toprağa. Neredeyse günümüzde insanın değeri bindiği otomobilin markası, kullandığı kredi kartının limiti ile belirlenir hale geldi.

Hal böyle olunca klasik bir söz ‘para parayı çeker’ gelir dağılımı adaletsizliği ile karşı karşıya kalıyoruz. Zengin daha zengin fakir daha fakir oluyor.

Gelir adaletsizliği nedir; Bir ekonomide yaratılan gelirin o ekonomideki bireyler arasında ne şekilde dağıldığını ortaya koyan analize ‘kişisel gelir dağılımı analizi’ denir.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2016 yılına ilişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarını açıkladı. Gelir dağılımı giderek adaletsiz bir hale gelmekte. Gelir dağılımında bozulmayı ifade eden Gini katsayısı, 2016’da bir önceki yıla göre 0,007 puan artışla 0,404 olarak tahmin edildi. Gini katsayısı nedir; 0 ile 1 arasında değişmekte ve tam gelir adaletinin sağlandığı durumda katsayı 0, tam adaletsizlik durumunda ise 1’dir. Yani Gini katsayısının 1’e yaklaştığı sonuçlar gelir adaletsizliğinin arttığına işaret etmektedir.

Türkiye gelir adaletsizliği bakımından Avrupa’nın en kötü ülkesi. Örneğin Bulgaristan’ın Gini katsayısı 0,354 iken, Portekiz’in 0,345, Yunanistan’ın 0,343, İspanya’nın 0,337, İngiltere’nin 0,328, Almanya’nın 0,283. En iyi durumdaki Norveç ise 0,227’lik Gini katsayısı ile Türkiye’den yaklaşık olarak 2 kat daha iyi bir gelir adaletine sahip.

Araştırma verilerine göre ortaya çıkan tablo şu; Her 100 kişiden 15’i yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Halkın Yüzde 49,7’si ciddi ekonomik sıkıntı ile karşı karşıya. Her 100 kişiden 35,1’i giysilerini yenileyemiyor, ekonomik olarak giysi ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Halkın yüzde 42,2’si ısınma sorunu yaşıyor. Halkın yüzde 46,1’i iki günde bir et, tavuk veya balık yiyemiyor. Her 100 kişiden 65,4’ü borçlu.

Okur-yazar olmayanların yüzde 26,2’si, bir okul bitirmeyenlerin yüzde 24,1’i yoksulken, bu oran lise altı mezunlarda yüzde 12,5, lise ve dengi mezunlarda yüzde 6,2 oldu. Yüksek Öğretim mezunları yüzde 1,7 ile yoksulluk oranının en düşük gözlendiği grup olarak belirlendi.

Gelir dağılımı hesaplamalarında yukarıda değindiğimiz yoksulluk sınırından farklı olarak bir de maddi yoksunluk ölçütü kullanılıyor. TÜİK bu ölçütü şöyle tanımlamakta: Belirlenen 9 ihtiyaç kaleminin en az 4 tanesini ekonomik sebeplerle karşılayamayan kişilerin oranı maddi yoksunluk olarak tanımlanıyor. Bu ölçütler şöyle.

-Beklenmedik harcamalar -Evde uzakta bir haftalık tatil (tüm aile fertleri dahil).

-Ödeme zorluğu (konut kredisi, kira, elektrik, su, doğalgaz vb. faturalar, taksit/borçlar)

-İki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek (vejetaryenler için eşdeğer yemek)

-Evin ısınma ihtiyacı. -Çamaşır makinesi. -Renkli televizyon. -Telefon (sabit veya mobil). -Otomobil.

Bu harcama kalemlerinin en az 4’ünü karşılayamayanların oranı 2015 yılında %30,3 iken, 2016 yılında %32,9’a yükselmiş durumda.

Nüfusun, yüzde 68’i konut alımı ve konut masrafları dışında taksit ödemeleri veya borçları olduğunu, yüzde 65,4’ü yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileme ihtiyacını ekonomik nedenlerle karşılayamadığını ve yüzde 17,4’ü konut masraflarının hanelerine çok yük getirdiğini beyan etti.

Öyle anlaşılıyor ki ülkeyi yönetenlerin TÜİK verilerinden haberi yok, veya bilmek işlerine gelmiyor.

Son zamanlarda ekonomi ile ilgili söylenen sözlerin özeti ‘ekonomi uçuyor’ işte rakamlar işte uçanlar. Kesin olan bir şey var iktidar uçuyor. Sanki üretimi artırmışlar, dışarıdan alınan ürünleri azaltmışlar, dışarıya satılanları çoğaltmışlar! Bunların hiç birinde olumlu bir gelişme yok. O halde ekonomi nasıl uçar, lafla peynir gemisi gibi uçar ve öyle oluyor.

Ekonomi rakamlarla ölçülür değerlendirilir, lafla nutukla kimsenin karnı doymaz, tatile gidemez, mobilyasını yenileyemez. Hamasi sözler bir yere kadardır, gerçekler cin çarpmış gibi er geç çarpıtanları, doğru söylemeyenleri çarpar.

Bir insana mezar yeri kadar toprak yeter iken, bütün bu olan biten niye, neden, ne için, kim için…! Kapitalist sömürü düzeni böyle kurulmuş, esas sorun sömürü düzeninde. Nasıl aşılır, hakkını arayan bireylerin çoğalması ile. Sorgulayan beyinlerin çoğalması ile. Vatandaşlık bilincine ermiş kişilerin artması ile.

İktidarlar insanların hakkını arayacak kadar bilinçlenmesini asla istemezler. Eğitim sisteminden tutunda bütün yaşam şeklini, alt yapı kurumlarını bu şekilde düzenlerler. Örnek, dizileri teşvik ederler, vatandaşın düşünmeye sorgulamaya zamanı kalmaması için ne gerekirse yaparlar. O halde bu sorunu aşmak bireysel çabaya kalıyor. Daha çağdaş bir ülke için okumalıyız, okutmalıyız.

 

Medya Siyaset
Serdar Yılmaz

Serdar Yılmaz

Emekli öğretmen, siyaset, yakın tarih,ekonomi, meraklısı, okur yazar....
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ