Alexa
Medya Siyaset

Gıda Terörü-Kanser-Lösev

Gıda Terörü-Kanser-Lösev

Burası Türkiye: Maalesef adalet ve liyakatın olmadığı bir ülkede yaşıyoruz.

Çok ilgisiz yerlere, çok ilgisiz ve birikimsiz insanların getirildiğine hepimiz şahidiz. Şıracının şahidi bozacı olunca işler arap saçına dönmüş durumda.

Hastane sahibini Sağlık bakanı, turizm firması sahibini Kültür ve Turizm bakanı, Milli Eğitim bakanı okul, dershane sahibi olursa bu işte bir bit yeniği vardır demek.

Bir konuyu bilmek farklı, bilmediği konuda başkasının söylediğini yapmak farklı. İşte bu noktada hak, hukuk, liyakat bitiyor. Bunun yerini evet efendimcilik, körü körüne itaat alıyor. Aksi halde var olunamıyor.

Yazılı basında gün geçmiyor ki gıda terörü ile ilgili haber çıkmasın. İhrac edilen tarım ürünlerinin, gönderilen ülke tarafından zararlı kimyasallar ve biyolojik etmenler taşıması nedeniyle geri gönderiliyor. Peki bu ürünler ne oluyor? İç piyasaya sürülüyor, halkımızda afiyetle yiyor. Siz hiç ihraç edilip kabul edilmeyen bir ürünün imha edildiğini duydunuz mu?Göstermelik bir iki olayı hariç tutarsak şahsen duymadım, okumadım, görmedim. Yetkililerde benim gibi duymuyor, görmüyor ve bilmiyor. Dedik ya liyakat yok. Hakkı olmadan getirildiği görevi değil verilen emirleri uyguluyor.

Halka GDO’lu, ilaçlı ve zararlı maddeler içeren gıda maddelerini yedirmeyen üretici ve satıcı gördünüz mü? Bazen devede kulak üç beş küçük üretici, imalatçı tesadüfen veya şikayet üzerine kontrol edilir. Gazeteler manşet atar. Hileli gıda üreten firmaya mühür vuruldu diye. Vuruldu da ne oldu? Ertesi gün firma faaliyette. İşte gıda kontrolü buna denir. Hemen hemen bütün gıda maddelerine kimyasal maddeler karıştırılıyor. Arasıra bazı firmalar sözde deşifre ediliyor. Sonuşfoşşş. Firmalar üretime devam ediyor.

Gelelim rakamlara. Bu rakamlar enflasyon rakamlarına pek benzemiyor. Azdıkça azıyor. Basından öğrendiğimize göre 2002 de bir tane hileli üretim tespiti yapılmış. Son bir yılda bu sayı 618 rakamına ulaşmış. 1211 hileli ürün şu an piyasada kol geziyor. Bunlara tespit edilemeyenleri de ilave edilirse işin vahameti anlaşılır. Merdiven altı üretim almış başını gidiyor. Türkiye tekstilde olduğu gibi hileli gıda üretiminde ön sıralarda. Sonraki yazımda ‘’GIDA TERÖRÜ’’konusuna tekrar gündeme getireceğim.Bu arada namuslu ve gerektiği gibi üretim yapan firmaları da bu insancıl davranışlarından dolayı kutluyorum.

Gıda terörü sonucunda kanserojen maddeler insan vücuduna giriyor ve kanser denen ölümcül hastalığı yaygınlaştırıyor. Halkımız bu illetten hayatını kaybediyor. Kanser o denli yaygınlaşmış ki uzmanlar ‘’Kanser Bakanlığı’’ kurulsun önerisinde bulunuyor. İşin vehameti ortaya konuluyor. Kanser türlerinin %60’ının gıdalardan kaynaklandığı belirtiliyor. Denetim yok, sağlık önlemleri yok, çevre bilinci yok ve gelinen nokta facia. Sağlık, gıda, tarım, çevre ile ilgili bakanlar, kuruluşlar çaresiz durumda. Hastalığa yakalanmadan ön koruyucu tedbirler önceden alınmıyor. Hodri meydan, herkes istediğini, istediği şekilde üretiyor. Hele sırtını birde AKEPEYE dayamışsa deme keyfine. Ne üretim durdurulur, ne iş yeri kapanır. Göstermelik bir iki garibana ceza yazılır ve olayların üzerine kara çarşaf örtülür. Bu işte sağlık, çevre, tarım bakanlıkları baş sorumlu. Sorumlu ama sorumlu nerede?

Sağlık Bakanlığının tarikatlar tarafından ele geçirildiğini yazılı basın yazdı. Durum böyle olunca sağlıkta üfürükçülerin eline geçmiş oldu.

Ankara’da gerek teçhizat, donanım, gerekse fiziki bakımından süper bir hastane bulunuyor. LÖSEV HASTANESİ. Lösemili çocuklar için kurulmuş, erişkinler için kanser ve diğer branşlarda da hizmet veren bir vakıf hastanesi. Konusunda Türkiye’de tek ve en son tıbbi cihazlarla donatılmış bir kurum. Okuyucularımıza en azından gidip görmelerini tavsiye ederim. Sadece lösemi, kanser değil diğer branşlarda da hizmet veriyor. Şimdi burada nokta koyalım.

Devlet hastaneyi yok etmek için kendisine hedef seçmiş. Ahhh kardeşim arkana bir uyduruk tarikat taksa idin hiç böyle olur mu idi! Olayı LÖSEV BAŞKANI Değerli insan Dr. Üstün Ezer’in basına verdiği bilgilerden aktaralım.

Lösemili çocukları hastaneye yatıramadıkları için çocuklar, ihtisas hastanesi olmayan kurumlarda hayatlarını kaybediyorlar. Hastanede çalışacak doktor kadrosu verilmediği için ihtisas sahibi doktorları çalıştıramıyorlar. Ellerinin altında bulunan en son tıbbi cihazların kullanımını bakanlık yasaklamış. Hastanede 10 tane ameliyathane bulunuyor, sadece 3’üne çalışma izini verilmiş, diğerleri kapalı ve atıl durumda. İzin verilmediği için kemik iliği yapamıyorlar.

Hazin bir tablo. Bakanlık insafa gelir ve vicdanının sesini dinleyip gerekli izinleri verir mi bilemiyoruz. Özellikle yıllık 2.000’e yakın çocuk lösemiye yakalanıyor. Lösente hastanesi bu çocukların tedavisine talip. Günde ortalama 400 kişinin kanserden can verdiği ülkemizde ilk ve tek ihtisas hastanesinin önündeki engeller neden kaldırılmıyor veya kaldırılmak istenmiyor diye soruyoruz.

Hastalarımıza şifa, devletten izin diliyoruz.

Bahattin Ayhan

Bahattin Ayhan

Araştırmacı-Yazarı.Tarih Türklerle Başlar,Türkiye Halkları,Antik Dönemden Günümüze,Köken-Dil-İnanç adlı kitapların yazarı
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ