Alexa
DOLAR
8,4705
EURO
10,2921
ALTIN
502,04
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Gök Gürültülü
25°C
Ankara
25°C
Gök Gürültülü
Pazartesi Çok Bulutlu
24°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
28°C
Perşembe Çok Bulutlu
29°C

Her şey Türkiye için

Her şey Türkiye için
Her şey  bu beyanname ile başladı..
2002 AKP seçim beyannamesi.
”Dünya, 21. yüzyılın başında, geçmiş dönemlerden farklı bir dönüşüm geçirmektedir. Hızla gelişen bilgi ve teknoloji, insan hayatına yeni boyutlar katmaktadır. İletişim araçlarının, uzak coğrafyalarda yaşayan insanlar arasında kurduğu köprülerden akan bilgi, toplumsal kurumları ve siyasal ilkeleri yeniden şekillendirmektedir. İki kutuplu Dünya’nın çatışmaya dayalı siyasal anlayışları, yerini mal ve hizmetlerin, bilgi, emek ve sermayenin serbest dolaşımını öngören bölgesel ekonomik ve siyasal bütünleşme hareketlerine bırakmaktadır. Bu süreçlerin doğal bir sonucu olarak, totaliter ideolojik yaklaşımlar terk edilmekte, temel hak ve hürriyetlerin gözetildiği, ayrımcılığa karşı her alanda eşitliğin savunulduğu ve halk iradesinden güç alan katılımcı siyasal anlayışlar yerleşmektedir. Milletler arasında ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkiler geliştikçe; bu ilişkilere zemin oluşturan düzenlemeler, insanlık için ortak bir hukuk anlayışının yerleşmesine yol açmaktadır. Ulusal ve uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde, nihai ve bağlayıcı kararlar verecek uluslar-üstü mahkemeler ve hakem kurumları oluşturulmakta ve ulusal düzeyde verilen kararlar buralarda temyiz edilebilmektedir. Farklı ülkelerdeki halkların yaşam kalitesini ölçmeye yönelik evrensel standart ve normlar oluşmakta ve toplumların refah, başarı ve mutluluk düzeyleri ile devletlerin uluslararası arenadaki etkinlik ve saygınlıkları bu kriterlere göre belirlenmektedir. Devletin faaliyet alanı sürekli daralırken, özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin etkinliği artmaktadır. Bu gelişme sürecinde, kendini Dünya’dan tecrit eden bir ulusal sistemin uzun süre ayakta kalması düşünülmez.”
Ne güzel yazılmış bir başlangıç! Hızla gelişen bilgi ve teknoloji; İmam hatiplere ve teknolojinin denetçisi , başkan olarak hayvanat bahçesi müdürünün layık görüldüğü Tübitak!a bırakıldı!
Totaliter ideolojik yaklaşımlar terk edilmekte! Hızla geçiş yaptığımız Türk tipi Başkanlık , diğer adı ile partili Cumhurbaşkanlığının uzaktan yakından benzeşmediği!
 Temel hak ve hürriyetlerin gözetildiği! Sürekli hakaret davalarının açıldığı, bağımsız habercilik yapan TV ve gazetelere cezaların kesildiği!
Ayrımcılığa karşı her alanda eşitliğin savunulduğu ;  Özellikle son on yıldır sürekli söylenen ” Türk, kürt, laz, çerkes, arnavut vb.” Sünni, alevi, ermeni….Gibi sözlerin asla bu kapsama girmediği!
Milletler arası ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkiler; Çevremizde ekonomik kazanç sağladığımız komşumuz yok! Kültürel anlamda yaptıkları aklımda kalan ” Türkçe Olimpiyatlar!,  Eyyyy dediğimiz, one minute dediğimiz, önce dostum, kardeşim dediğimiz sonra aşırı düşman olduğumuz, aşırı sosyalleştiğimiz  uluslararası ilişkilerimiz de hat safhada!
Toplumların refah, başarı ve mutluluk düzeyleri; İşsizlikte, enflasyonda , açlıktan intihar eden vatandaşlarımızın yükselen sayısına bakınca  mutluluktan olduğu ve uluslar arası etkinlik ve saygınlığımızı nasıl da sağlamlaştırdığımız da ortada!
DEVLETİN faaliyet alanı sürekli daralırken; Kayyumların atandığı, kanun hükmünde kararnamelerin çoğaldığı, yargıya talimatların verildiği de görülmemiştir!
Özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin etkinliği artmakta iken; özelleştirmeler ile birilerinin nasıl nasıl zenginleştiği, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların nasıl da güçlü sesler çıkardıklarına da şahidiz!
Bu gelişme sürecinde; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendisini dünyadan nasıl tecrit etmediği de ortada!
 ”Artık, kendi içine dönük böyle bir sistemle toplumun talepleri karşılanamayacağı gibi, uluslararası camianın saygın bir üyesi de olunamaz. Dünyada köklü dönüşümler yaşanırken, Türkiye, zamanını ve enerjisini iç meseleleriyle uğraşarak tüketmektedir. Elli yılı aşan çok partili siyaset tecrübesine rağmen, yeterince demokratikleşemeyen, temel hak ve özgürlüklerin tam olarak kullanılamadığı ülkeler arasında yer almaktadır. Genç ve dinamik nüfusuna, zengin doğal kaynaklarına rağmen, refah düzeyini yükseltememiş, uluslararası piyasalarda rekabet edecek üretim kapasitesine ulaşamamıştır. Uygulanan yanlış politikalar yüzünden, sağlıklı bir özelleştirme gerçekleştirilememiş, devletin ekonomideki rolü azaltılamamış, servetin toplum kesimleri arasındaki dağılımında adalet sağlanamamıştır. Kamu yönetiminde yolsuzluk ve siyasal çürüme bakımından ise ülkemiz ön sıralarda yer almaktadır.”
Üstte yazılana göre; Uluslararası saygın bir üye olduğumuz, iç meseleler ile asla uğraşılmamış,  yeterince ” Demokratikleşmiş”, temel hak ve hürriyetlere ulaşmış ” gösteri ve protesto haklarımızı sonuna kadar kullanmış” , genç ve dinamik nüfusumuzu eğitim hakkından, araştırmacı, bilimci, ilim irfan sahibi okullara göndermekten geri kalmamış!,  servetin toplum kesimleri arasında ” AKP ve 5li müteahhite ” dağılımına şahit olmuş, Kamu arazilerimizin haşa! Melih Gökçek gibi belediye başkanları tarafından önceki ” Hoca efendilerine” konu komşularına dağıtıldığına da şahit olmamışken , şükür etmekten başka çare bulamayanlara hatırlatayım dedim.
 ”Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini…. Anayasa ve yasalardaki yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ile bağdaşmayan hükümler yeniden düzenlenecek, hakimlerin tarafsızlığını ve hukukun siyasallaşmasını engelleyen önlemler alınacaktır. Hakim ve savcıların terfi sistemi, hakimlik teminatını zedelemeyecek şekilde değiştirilecek, sicillerinin objektif kriterlere göre düzenlenmesi sağlanacaktır. Yargı hatalarından dolayı mağdur olanların zararlarının tazmini için bütçeden kaynak ayrılacaktır. Basının ve kamuoyunda etkili kişi ve organların yargıyı etkileyerek, adaleti yanıltmaya yönelik faaliyetlerine engel olucu nitelikteki düzenlemeler gereği gibi uygulanacaktır. Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılarak, bunların görev ve yetkileri, örgütlü suçlar ve terör konusunda ihtisaslaşmış ceza mahkemelerine devredilecektir. Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi yeniden düzenlenecek, yasama, yürütme ve yargı arasında denge kurularak TBMM’ne de üye seçme yetkisi tanınacaktır.”
Anayasa mahkemesini ve insan hakları beyannamesini tanımayanlara da kendi beyanlarını hatırlatalım.
 Yargı bağımsızlığını savunanların bazı davalarda ”Savcılık” yaptıklarını, fötö kumpasını hazırlayanları atadıklarını, Anayasa Mahkemesine hukuktan anlamayanların üye yapıldığı, yasama, yürütme ve yargının artık kalmadığını, partili Cumhurbaşkanlığı sistemi ile tarafsızlığı da çiğnediğini hatırlatalım…
Temel hak ve hürriyetler çerçevesinde soralım; 128 milyar dolar nerede? 18 yıldır alınan, ve fahiş faizler ödenen 453 milyar dolar nerede? Toplanan deprem vergileri, 15 Temmuz paraları nerede? İban ile bağışlanan paralar nerede? Varlık fonuna aktarılan şirketlerin gelir gider hesapları nerede? Özelleştirmelerden elde edilen 62 milyar dolar nerede? Toplanan vergilerimiz, kesilen cezalarımız, en küçük bir evrak için ödediğimiz onlarca paramız nerede?
Nerede diye soracağımız çok paramız var, lakin ya VİCDAN, ya İNSANİYET, ya ONUR, ya, İTİBAR, ya ADALET! NEREDE?
Ve yine  Anayasamızın bana tanıdığı ;  Kişi hürriyeti  ve güvenliği, düşünce ve kanaat hürriyeti çerçevesinde soruyorum.
Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile onurlarını zedelemeye çalıştığınız, önlerini açarak TSK ya yerleştirdiğiniz Fötöcü kumpaslarının devamı ile , hem Anayasal hakları hem de bu ülkenin güvenliği için ömürlerini adamış değerli komutanlarımıza yaptığınız reva mıdır?
Orijinal metnine benim de imzamı attığım, ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün diplomasi dehası ve zaferi ile yaptığı Montrö anlaşmasını tartışmak hiç haddiniz değildir. Amacınız ne?
Biz Türk ulusu olarak bu yapılanları reddediyoruz.
Ve diyoruz ki!  Ne mutlu Türküm diyene.
Andımız olsun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan şaşmayacağız.
ETİKETLER: ,
Yorumlar
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    AKP’nin 2002 ve daha sonraki bildirilerine yüzde yüz ters ve aykırı tüm eski ve yeni U Dönüşleri’ni ve inkarcı söylemlerini ve eylemlerini teşhis,tesbit ve teşhir eden MUHTEŞEM bir yazı. Her zaman gülümser genç ve güzel yazarı sevgili Ayşe UÇAR’ın en içten ve gerçek ATATÜRK’cü vatansever kalbine, ince ve zarif eline ve asla yılmaz ve yorulmaz kalemine sonsuz sağlık ve bağışıklık, mut ve kut, utku ve umut dilekleri, derin saygılar, yeni başarılar ve kocaman öpücükler.
    .