Alexa
Medya Siyaset

İlahiyatçı Yazar Cemil Kılıç’dan Medya Siyaset’e Özel Dikkat Çekici Açıklamalar

Cemil Kılıç :Atatürk, İslam’a ve Müslümanlara büyük hizmetler yapmış emsalsiz bir önderdir. Onu bu niteliğiyle de idrak edebilenlere ne mutlu!

İlahiyatçı Yazar Cemil Kılıç’dan Medya Siyaset’e Özel Dikkat Çekici Açıklamalar

Yerel seçimlere 2 aydan az bir süre kaldı.Vatandaş seçime kitlenirken ülke her gün yeni bir gündemle uyanıyor.Ekonomi iflas eşiğini çoktan geçti.Hayat pahalılığı her geçen gün artıyor.İşten çıkarmalar başladı ve artarak devam ediyor.

İnsan hakları,düşünme ve ifade etme özgürlüğü zaten çoktan rafa kalktı.Meclis işlevsiz hale getirildi,sarayın her dediği kanun oldu.Ülke freni patlamış bir araba gibi uçuruma doğru son hızla gidiyor.

Doğruları söyleyenler,korkmayanlar,dini kullanmayanlar,Atatürkçüler ise bu gelişmeler arasında taraf olmadıkları için bertaraf oluyorlar.

Tıpkı Atatürkçü,aydın ilahiyatçı yazar Cemil Kılıç gibi.

Ülke 15 Ocak 2019 sabahına Cemil Kılıç hocanın  “An itibarıyla görevimden uzaklaştırıldım. Kamuoyunun bilgisine…” paylaşımı ile uyandı.Günlerdir AKİT Gazetesinin hedefinde olan Cemil Kılıç Milli Eğitim bakanlığı tarafından Rami Anadolu lisesindeki Din bilgisi öğretmenliği görevinden alındı.

Olayın duyulmasının hemen ardından ülkenin dört bir tarafında,özellikle sosyal medyada Kılıç’a destek çığ gibi büyüdü.

Bende sizler için Sn.Kılıç’la tüm bu yaşananları,kitabını ve daha bir çok konuyu konuştum.Cemil Kılıç beni kırmadı dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Cemil Kılıç Sorularımı Şöyle Cevapladı:

Murat Selamoğlu: AKİT neden sizi hedef gösterdi?

Cemil Kılıç :Benden önce de nicelerini hedef gösterdi. Onların da bir kısmı işinden, ekmeğinden oldu. Hatta bazıları canından oldu. Buna rağmen o gazete hala yayında. Aslında bu durum Türkiye için büyük bir sorunu işaret ediyor. Tetikçilik yapmak serbest mi bu ülkede?

Beni hedef gösterme nedenini herkes biliyor. Ben bir ilahiyatçıyım; Atatürkçü, laiklikten yana ve ulusçuyum. Onlar ilahiyatçının Atatürk düşmanı olanını, şeriatçısını ve ümmetçisini severler. Onlar; akla, bilime ve ulus kimliğine düşmandırlar. Oysa ben büyük Atatürk’ün; “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir!” sözünü kılavuz ediniyorum.

İslam dinini cumhuriyet değerleriyle, Atatürkçü bir bakışla ve çağdaş bir biçimde yorumlayıp tecdid etmeye çalışmam onları rahatsız etti, ediyor. Benim din anlayışımda ezilenlerin / mazlumların bakış açısı egemendir, onlarınkinde ise kendisini yeryüzünde Allah’ın gölgesi gibi gören sultanların ve güç odaklarının sapkın düşünceleri hâkimdir. Kısacası ben mazlumlar dinindenim, onlar zalimler dininden. Ben mazlumların önderi Hazreti Muhammed’in İslam’ını savunuyorum, onlar zalim Muaviye’nin, zalim Emevilerin sapkın din anlayışını savunuyor.

MS-Hangi gerekçe ile görevden alındınız?

CK-Siyasi yazılar yazmak, egemen dinsel düşünceye aykırı muhalif görüşler belirtmek, cumhurbaşkanına hakaret etmek gibi iddialar sıralanıyor. Bana tebliğ edilen yazıda bunların “İDDİA” olduğu belirtiliyor. Evet, doğru; bir kısım tetikçi medya, bir kısım tarikat ve cemaatler böyle iddia ediyorlar. Ne var ki bu iddialar gerçeği yansıtmıyor.

Benim siyasi yazılar yazmam hukukî bir hakka dayanıyor. Ben sendikacıyım. Eğitim İş Sendikası İstanbul 4 Nolu Şube yöneticisiyim. Bu vasfım benim siyasi açıklamalar yapmama imkân tanıyor. Zira Sendikalar Kanunu bu hakkı veriyor. Evvelce yayınlanmış Başbakanlık Genelgeleri de bu yönde hükümler içeriyor. Ayrıca bu bir anayasal haktır. Fikir ve ifade hürriyeti anayasa ile teminat altına alınmış bir haktır.

Öte yandan ilahiyatçı kimliğimle dini alanda görüş açıklama hakkım da var. Bundan daha doğal ne olabilir? Bir ilahiyatçının dine ilişkin görüşlerini açıklaması suç olabilir mi? Birilerinin hoşuna gitmiyor diye bir ilahiyatçının dini konularda fikirlerini söylemesi engellenebilir mi? Bu trajikomik bir durum değil mi? Evet, ben alışılmış ve egemen dini düşüncenin dışında görüşlere sahibim. Ama bu görüşlerimin kaynağı Kur’an’dır ve Hazreti Muhammed’dir. Ben Kur’an’ı modern bir anlayışla yorumluyorum. Hazreti Muhammed’i bir peygamber olmanın yanı sıra tarihin en büyük devrimcilerinden biri olarak görüyorum. Ben Muhammedî bir müminim. Başkaları başka türlü inanıyor, başka türlü düşünüyor olabilir. Ama ben de böyle düşünüyorum.

Cumhurbaşkanına hakaret meselesine gelince…

Böyle bir iddia aslında bana yapılmış bir hakarettir. Ben düşüncelerini, eleştirilerini hakaret etmeden ifade edemeyecek düzeyde bilgisiz, donanımsız biri değilim. Evet, Cumhurbaşkanını eleştirdiğim yazılar var. İyi ama cumhurbaşkanının kendisi de kendisini eleştiriyor. Geçmişte yaptığı bazı uygulamaların yanlış olduğunu gayet açık ve dürüst bir biçimde belirtiyor. O halde cumhurbaşkanımızın bu eleştirileri de kendi kendine hakaret diye mi değerlendirilecek?

Kaldı ki benim Cumhurbaşkanımızı övdüğüm yazılarım da var. Sözgelimi İslam’ın güncellenmesi tartışmalarında Cumhurbaşkanımızın yaptığı açıklamaları desteklediğimi ve kendisini bu konuda tebrik ettiğimi defalarca yazdım. Hatta her türlü yardıma da hazır olduğumu belirttim.

Başka konularda da övdüğüm ve desteklediğim açıklamalarım da oldu. Hatta “Cumhurbaşkanına Sorular” başlığıyla kendi sitemde yayınlanan bir makalemde hem eleştiri hem de övgü içeren cümlelerime bakılabilir.

Ne var ki şunu belirtmeliyim; evet, ben Sn. Cumhurbaşkanının siyasi düşüncesine muhalifim. Bundan sonra da muhalif olacağım. Sn. Cumhurbaşkanı, verdiği demeçlerden de anlaşıldığı üzere ümmetçidir, oysa ben büyük Atatürk’ün çizdiği yolda bir ulusçuyum. Ümmetçiliğe karşıyım. Zira ümmetçilikteki ümmet, Hazreti Muhammed’in ümmeti değil doğrudan doğruya Arap milliyetidir. Hazreti Muhammed, halkların / ulusların kimliğine son derece saygılı bir peygamberdir. Onun mesajının evrenselliği de zaten bunu gerektirmektedir. Bu konudaki görüşlerime daha detaylı vakıf olabilmek için kendi sitemde yayınladığım; “Halkların Kardeşliği ve Hazreti Muhammed” başlıklı yazıma bakılabilir.

Sn. Cumhurbaşkanı, devletin başıdır. Muhalif olsak da asla hakaret etmeyiz, ettirmeyiz. Devlet mefhumunun ne demek olduğunu gayet iyi bilirim. Bundan dolayıdır ki oğluma, tarihte Türk adıyla kurulmuş ilk devlet olan Gök Türk Devletinin kurucusu Bumin Kağan’ın adını verdim. Başka söze gerek var mı?

MS-Ülkenin dört bir yanından size destek geldi, özellikle sosyal medyada gelen destek çok büyüktü. Bu kadar destek geleceğini bekliyor muydunuz?

CK-Açıkçası hiç beklemiyordum. Destek veren herkese teşekkür ediyorum. Sağcısı, solcusu, dindarı, laiki, deisti, ateisti, Türkçüsünden Kürtçüsüne değin neredeyse her kesimden destek veren çok değerli kişiler oldu. Zira benim gerçekten mazlum ve mağdur olduğumu teşhis ettiler. Hepsine bir kez daha teşekkür ediyorum. Allah razı olsun cümlesinden…

MS-Görevden alındığınız haberinin duyulması ile birlikte birçok siyasetçi-gazeteci-akademisyen destek açıklamalarında bulundu. Kimler aradı, ya da kimlerin aramadı.

CK-Dediğiniz gibi her kesimden arayanlar ve destek bildirenler oldu. Medya da çok ilgi gösterdi.  İsim isim belirtmek doğru olmaz ama iktidar partisi dışında her partiden siyasetçiler arayıp destek oldu. Akademisyenlerden de çok ciddi destek gördüm. Müftü, din kültürü öğretmeni, cami imamı, Alevi dedeleri ve bazı sanatçılar arayıp üzüntülerini ve desteklerini bildirdi. Ayrıca sizin siteniz de çok değerli yayınlar yaptı. Çok teşekkür ediyorum.

MS-Göreve iade için bir başvuru yaptınız mı? Yaptıysanız gelişmeler neler?

Bu konudaki süreci Eğitim İş Sendikamızın hukuk bürosu yürütüyor. Evet, konu yargıya taşındı. Süreç devam ediyor.

MS-Son kitabınız İslam bu kitabınız okuyucudan çok ilgi gördü. Bu kitabı neden yazdınız, insanlar bu kitabı neden okumalı.

CK-Egemen İslam düşüncesi iktidar merkezli bir anlayışa dayanıyor. Ben İslam’ı sosyal bir hareket olarak görüyorum ve ezilenlerin gözünden yorumluyorum. İslam özellikle Emevilerce tahrif edilip başkalaştırıldı. İslam’ın Muhammedî özünün üstü örtülüp, din, egemenlerin çıkarına olacak şekilde tefsir edildi.  Benim kitabım bu sapmaya çağdaş bir itirazı içeriyor.

Bana göre İslam bir özgürlük hareketidir. İslam, mazlumlar dinidir, yoksullar dinidir, ötekileştirilenlerin dinidir. İslam barıştır, esenliktir, kardeşlik yoludur. İslam’ı kanlı cihatların dini gibi takdim etmek, tarikat ve cemaat bataklığında boğmaya çalışmak, Muhammedî kimliğini Emevileştirmek ona yapılan en büyük düşmanlıktır. Ben bu düşmanlığa karşı; “Hayır öyle değil; İSLAM BU: MUHAMMEDÎ İSLAM” diye haykırmak için İSLAM BU kitabımı yazdım.

Kitap, çok yoğun ilgi gördü, görüyor. Art arda baskılar yaptı. Gösterilen ilgiye teşekkür ediyorum. Ve görüyorum ki böyle bir itiraza, böyle bir haykırışa büyük bir ihtiyaç varmış.

Ne yazdıysam, ne söylediysem Allah rızası için yazdım ve söyledim. Allah doğruların yardımcısıdır.

MS-Özellikle son 17 yıla bakınca alışık olunmayan farklı bir din adamı portresi çiziyorsunuz. Laiklik ağzınızdan, kaleminizden düşmüyor, Atatürk’ün gerçek bir lider olduğunu her defasında söylüyorsunuz, cumhuriyetin temellerine sahip çıkıyorsunuz,milliyetçi söylemleriniz var.Kitaplarınız aydınlık saçıyor.Dinimizin yanlış anlatıldığını ifade ediyorsunuz.Durum böyle olunca dini kullananları kzıdırıyorsunuz? Hiç korkmuyor musunuz?

CK-Kur’an’da insanın içini ısıtan ve insana güç veren bir ayet var:

“…La tahzen, innellahe maanâ…” “…Üzülme; Allah bizimle…” Bu ifade Tevbe Suresi 40. Ayetin bir bölümüdür. Ben hep bu ayete dayandım; içimi ısıttım, ısıtıyorum. İşte bu sebeple doğruları söylemek ve yazmaktan korkmuyorum. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi; “Tevekkeltü Alellah!” diyorum her zaman. Hakka ve halka güvenenler korkmaz!

MS-Din konusunda sizin söylemlerinizle karşı tarafın söylemleri birbirine çok zıt. Benim gibi size inananlar karşı tarafın dini kendi emellerine alet ettiklerini söylüyorlar. Ama karşı tarafa bakarsanız da siz dini kullanıyorsunuz? Dini kullanıyor musunuz gerçekten?

CK-Dini kimin kullandığını tespit etmek için insanların hayatına bakalım. Kimin hayatı Kur’an’a uygun, kimin değil. Benim hayatım büyük ölçüde Kur’anî bir hayattır. Ben siyasi çıkarlar uğruna dini edip bükenlerden değilim. Ben Bel’am Bin Baura’nın değil İmam Azam Ebu Hanife’nin yolundayım. Kendilerine Bel’am’ı örnek alanlar bizden rahatsız oluyorlar. Olsunlar; biz, İmamı Azam Ebu Hanife’yi, İmam Muhammed Maturidî’yi örnek almaya ve onların yolunda yürümeye devam etme azmindeyiz.

MS-Diyanet işleri başkanlığının verdiği ilginç fetvalar için ne düşünüyorsunuz? En çok sorulan sorulardan biri içki haram mı sorusuymuş? Siz bir köşe yazınızda “şarap içmek haramdır. Zira şarap sarhoş edicidir. O halde aslında haram olan şey sarhoş olmaktır.” Diyorsunuz. Yani buradan çıkartacağımız sonuç şarap haramdır ama diğer alkollü içecekler sarhoş olunmadığı taktirde haram değildir mi?

CK-Benim kastettiğim şu; haram olan sarhoş olmaktır. Sadece içki içerek değil başka yollarla da olsa sarhoş olmak haramdır. Sarhoş olmayı sadece içkiye bağlamak dini saptırmaktır. Bu kadar basit bir ifadeyi tahrif ettiler, eğip büktüler. Oysa gerçekler ortada.

Öte yandan şarap dışındaki içkileri sarhoş olmayacak kadar içmek haram değildir, şeklindeki görüş bana ait değil. Bu İmamı Azam Ebu Hanife ve bir kısım İslam ulemasına ait. Bu konuda bana hücum edilmesi saçma değil mi? Hücum edeceklerse İmamı Azam Ebu Hanife’ye hücum etsinler. Biliyorum ki ona asla hücum edemezler. Zira o gerçekten büyük bir İslam bilginidir. Görüşlerinden dolayı zindana atılmış ve kırbaçlanarak şehit edilmiştir.

Bu arada ilaveten belirteyim ki ben sigara, alkol ve hatta kola bile içmem. Zira sağlığıma zarar veren şeylerden kaçınmaya çalışıyorum. Hâşâ birilerinin iddia ettiği gibi kendi arzularım için bir şeyler yazıyor değilim. Hakikat ne ise onu yazmaya çalışıyorum. Şahit olarak yalnızca Allah yeter!

MS-Yobaz kesimin en büyük iftirası Atatürk’ün dindar olmadığı hatta din düşmanı olduğu yalanı. Siz ne düşünüyorsunuz?

CK-Burada dinden ne anlaşıldığı önemlidir. Eğer din diye Kur’an ve Muhammedî gelenek değil de Bedevi, Emevi töreleri esas alınırsa elbette Atatürk’ü öyle görürler. Nitekim onların ideolojik ataları, Hazreti Ali’yi bile kâfir gördüler. İmamı Azam Ebu Hanife’yi bile mürted ilan ettiler.

Gerçek şu ki büyük Atatürk, 20.Yüzyılın en büyük Müslüman önderidir. Bu tespit, Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah’a aittir. Bana göre Atatürk devrimi ile Muhammedî İslam arasında kopmaz bir bağ vardır. Atatürk tıpkı Hazreti Muhammed gibi büyük bir devrim gerçekleştirmiştir. Hazreti Muhammed, Medine Barış Devleti’ni kurmuş ve aynı şekilde büyük Atatürk de modern Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa etmiştir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için İslam Bu Kitabımızdaki ilgili makalelere bakılabilir. İslam Bu kitabımızda “Kemalist Devrim ve Muhammedî İslam İlişkisi Üzerine” başlıklı bir makalemiz var. Başka makaleler de var, konuya dair…

Atatürk, İslam’a ve Müslümanlara büyük hizmetler yapmış emsalsiz bir önderdir. Onu bu niteliğiyle de idrak edebilenlere ne mutlu!

MS-Din bilgisi öğretmenisiniz. Türkiye’de okullarda din eğitimi gerçekten gerektiği gibi verilebiliyor mu? Daha da açalım Türkiye’de ki eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

CK-Okullarda din öğretimi ve eğitimi konusunda bilimsellik değil dinci, mezhepçi bir anlayış egemen. Din eğitimi 12 yaşından önce verilmemelidir. 12 yaşından önce ahlak eğitimi verilmeli. Din eğitimi 12 yaşla birlikte başlamalı. Zira çocukların hem dinsel yükümlülük çağı hem de psikolojik gelişimleri 12 yaş öncesi din eğitimini gerçekçi bir zemine oturtmamıza engeldir. Peki; verilirse ne olur? Çocukların sorgulama yetenekleri körelir, taklitçi, ezberci bir anlayışa mahkûm olurlar. Böylece itiraz eden değil daima itaat eden, hakkını arama bilinci gelişmeyen, özgüveni eksik nesiller peyda olur.

Öte yandan eğitim genel anlamda laik, bilimsel, parasız, demokratik ve ulusal olmalıdır. Üyesi ve yöneticilerinden biri olduğum Eğitim İş Sendikamızın bu konuda görüşleri bizim de içtenlikle savunduğumuz görüşlerdir.

MS-Biz sizi ilahiyatçı, yazar, öğretmen kimliğinizle tanıdık. Ama birde baba eş olan Cemil Kılıç var. Cemil Kılıç nasıl bir babadır, eştir.

CK-Eşimi ve oğlumu çok seviyorum. Onları Allah’ın lütfu olarak görüyorum. Onlar benim en önemli yaşama sevincimi ifade ediyorlar. Nasıl bir baba ve eş olduğumu sanırım onlara sormak lazım. Bunu benim yanıtlamam galiba pek isabetli olmaz.

MS-Fikri hür vicdanı hür nesiller nasıl yetişir?

CK-Bu sorunuza çok kısa yanıt vermek istiyorum. Zira sözü uzatıp gerçeğin kaybolmasını istemiyorum. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ancak ve ancak laik eğitimle olur. Yoğun bir felsefe eğitimi ile olur. Okullarda felsefe derslerinin saati ve sayısı artırılmalıdır. Felsefe her okul türünde zorunlu olmalıdır. Felsefe düşünmeyi öğretir, sorgulamayı öğretir, şüphe etmeyi öğretir. Şüphe aslında bir nevi meraktır. Merak etmeyen bireyden bilimsel çaba da bekleyemezsiniz.

Sözlerimizi büyük Atatürk’ün bir sözüyle sonlandıralım:

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”

 © Medya Siyaset 

UYARI:Söyleşinin yayın hakkı Medya Siyasete aittir.Tamamı yada bir kısmı YAZILI-GÖRSEL BASIN VE İNTERNET SİTELERİNDE Medya Siyaset kaynak gösterilip link verilmeden yayınlanamaz. 

CEMİL KILIÇ’IN  “İSLAM BU” KİTABINI SATIN ALMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ 

Murat Selamoğlu

Murat Selamoğlu

Ülkesi ile ilgili sorunlara kafa yoran ve bununla ilgili çözüm yolları arayan Türklüğüne aşık iş adamı. Medya Siyaset genel yayın yönetmeni. Gazeteci yamağı.Köşe yazarı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ