Alexa
DOLAR 7,2915
EURO 8,5355
ALTIN 477,171
BIST 1060,59
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 31°C
Parçalı Bulutlu

İnsan Atatürk (3)

İnsan Atatürk (3)
29.12.2019 - 22:37
A+
A-

Yıl 1935, aylardan Ağustos.
Atatürk, Dolmabahçe’de yalnız, canı sıkılmıştır.
Denize karşı içmeyi dener fakat haz almaz.
İçinden, kimseye haber vermeden Dolmabahçe’den kaçıp halkın arasına katılmak geçer, ancak yanında parası yoktur.
Atatürk, Cumhurbaşkanlığı süresince cebinde para bulundurmamıştır. Kişisel harcamalarını, kendi hesabından karşılanması şartı ile yaverlerine ve Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a ödetmiştir.
Hasan Rıza Soyak Avrupa’da olduğundan, Başyaveri Rusuhi Savaşçı’yı arar, dışarıda olduğunu öğrenir,Yaver Celal Üner’i bulur:
“Bana, buraya biraz bozuk para bırakın. Hizmet eden çocukları sevindirmek istiyorum” der.
Yaveri, bir liradan, iki buçuk liradan, beş liradan, on liradan oluşan bir miktar parayı masaya bırakır ve odadan çıkar.
Atatürk, paraları cebine doldurur, üstüne ince bir ceket alır, ağaçlı yoldan dış kapıya doğru yürür. Kapıda nöbetçi polis vardır. Dolaşıyor gibi yaparak caddeye çıkar, gelen taksiye biner ve gözden kaybolur.
Dolmabahçe’de alarm zilleri ötmeye, telefonlar işlemeye başlar.
Taksi Boğaz’a doğru gittiğinden saraydakiler, Atatürk’ün Sarıyer tarafına gittiğini tahmin ederler ve görevlileri o yöne sevk ederler.
Oysa Atatürk, şoförü Akaretler’den yukarıya çevirtmiş, Tepebaşı’na yöneltmiştir. Harbiye’de öğrenci iken tek başına ya da arkadaşlaryla geldiği Mazarik adlı kokteyl ve yemek salonuna gitmeye niyetlenmiştir. Eski günlerde yaptığını yapacak, leblebi ile rakısını içecektir.
Taksiciyi parasını öderken buraya geldiğini kimseye söylememesini tembih eder.
Mazarik’e girdiğinde üç masanın dolu, diğer masaların boş olduğunu fark eder.
Eski günlerde oturduğu masanın dibindeki masaya oturur.
Garson’dan, bir kadeh rakı ve biraz da leblebi getirmesini ister.
Mazarik, el değiştirdiği için oradakiler Atatürk’ü tanımazlar.
Atatürk, bu durumdan oldukça hoşnuttur, her şey düşündüğü gibi olmuştur.
Rakısını yudumlar, leblebisini yer.
Bir süre sonra siyah elbiseli birinin lokantaya girdiğini, önce köşede bir masaya oturduğunu sonra kapı yanındaki masaya gittiğini, masadakilerle konuştuğunu, onlarla birlikte dışarı çıktıklarını, aynı adamın bu kez yalnız olarak lokantaya döndüğünü, başka bir masaya oturduğunu, o masadakilerin de kalktıklarını farkeder.
Siyah elbiseli adam bir kenarda gazete okumaya başlar.
Atatürk yüksek sesle:
“Çocuk, gel beri.”
Siyah elbiseli adam ok gibi fırlar, selam durumuna geçer;
“Buyrun Atam.”
“Sen kimsin?”
“Birinci Şube’den polis…”
“Ne yapıyorsun?”
“Rahat edesiniz diye lüzumsuz müşterileri çıkarıyorum…”
“Lüzumsuz olduklarını sen nereden biliyorsun?”
“Vali Bey’den öyle emir aldım Atam.”
“Eee, o da mı burada?”
“Evet, kapının önünde Atam.”
“Tuh Allah cezasını versin.”
Konuşulanları duyan Vali, içeri girer, Atatürk’ün kızdığını gördüğü için ikirciklidir.
“Bir emriniz var mı Atatürk?”
“Siz benim yakamı bırakmaz mısınız yahu? Hadi benim peşimden koşturuyorsunuz, şurada kendi hallerinde içkilerini içen insanları niye tedirgin ettiniz?”
“Emir buyurursanız, bundan sonra gelenleri çevirmez, salonu yine doldurabiliriz.”
Atatürk iyice kızar.
“Ne yapacağınızı ben biliyorum. Ne kadar polis varsa masalara dolduracak, sonra beni atlatmış olacaksınız! Bırak efendim, bırak… git işine.”
Ayağa kalkar, keyfi kaçmıştır.
Arkasından Vali Muhittin Üstündağ, özür dileyerek Atatürk’ü takip eder.
Atatürk, dışarıya çıktığında kapıda otomobilleri, resmi ve sivil polisleri, saray muhafızlarını görür.
Valiye dönerek:
“Müşterilerin bunlar mıydı?”

KAYNAK : Atatürk’ün Fikir Sofrası / İsmet Bozdağ.

ETİKETLER: ,
Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
Celal Durgun Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.