Alexa
Medya Siyaset

İsmet İnönü

İsmet İnönü

Atatürk’ün en yakın destekçisi ve Cumhuriyetin kurucularından, dolayısıyla benim bugün sahip olduğum haklarımı, eğitimimi hatta belki de varlığımı borçlu olduğum kişilerden biri; İsmet İnönü.

Bazıları İkinci Dünya Savaşı döneminde Türk halkına yokluk yaşattığı için kızmıştır ona, hala kızarlar. Tabii sıkıntıyı çeken bilir! Ancak bunun nedenleri araştırıldığında ve bu dönemde uygulanan dış politikanın Türk toplumuna kazandırdıklarına bakıldığında insan olarak elimizi vicdanımıza koyup düşünmemiz gerekir.

Atatürk dünyayı bir apartmana sakinlerini de devletlere benzetmiştir. O der ki: “Dünyada milletler bir apartmanın sakinleri gibi kabul edilir. Eğer bir apartman, sakinlerinden bazıları tarafından ateşe verilirse, diğerlerinin yangının etkisinden kurtulmasına imkân yoktur. Yine Atatürk “savaş, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe cinayettir” der.Ki o Atatürk’ün hayatı cephelerde ve zaferlerle geçmiştir. Atatürk’ün bıraktığı Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nda dünyanın özellikle Avrupa’nın gıpta ile baktığı ülkedir. Çünkü Avrupa ülkeleri, bir sürünün içinde savaşa sürüklendiğini görmektedir ve Türkiye bu sürünün içinde değildir. Bunda en büyük etken “yurtta barış dünyada barış” çizgisinde olmasıdır.

Maalesef tarihte de günümüzde de savaşı fırsat olarak gören zihniyetler vardır. Ancak bu zihniyet olsa olsa “kendi insanını veya insanlığı gözünü kırpmadan ateşe atıp, nice canların kıyıldığını hiçe sayıp, evlat acısının ne demek olduğunu tatmadan, uzaktan düşündüğü fırsatların hayallerini kurarak avucunu ovuşturan emperyalist” zihniyettir.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nın ateşine İsmet İnönü sayesinde sürüklenmemiştir. O, yurdun dört bir tarafı kan gölüne dönüp savaşa girme yönünde baskılara maruz kalmışken; öyle bir dış politika uygulamıştır ki, adeta ikinci bir kurtuluş mücadelesi vermiş, ülkesini fiili olarak savaşa sokmamış, halkını ve Mehmetçiği böylelikle korumuştur. Yıllarca savaşın içinde kalıp savaşın acılarını yaşamış bir insan olarak; kim bilir kaç canın yitip gittiğine tanık geride kalanların acısına ortak olmuştur. Tazedir anıları. Savaşın acıları unutulmaz çünkü.

İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye, savaşan taraflarca (Almanya, İngiltere, Rusya) baskı ve tehdit görmesine, savaş çemberinin içinde kalmasına, üstüne üstlük içeride de savaşa girme yönünde eğilimlere rağmen İnönü’nün dış politikası sayesinde fiili olarak savaşa girmemiştir. Çünkü:

  1. O dönemin Türkiye’si “tam bağımsızdır”.
  2. Kendi topraklarından başka topraklarda gözü yoktur.
  3. Yurtta barış dünyada barış ilkesi sözde değil, gerçektir.
  4. Devleti kuranlar “insanları ölsün diye değil insanca yaşasın” diye uğraşıp didinmişlerdir. Cumhuriyeti ilan etmişler ardından uygar bir yaşam için başta sağlık ve eğitim alanındaki kurumları tesis etmişlerdir.
  5. Savaş sürecinde görevde olan asker ve sivil devlet insanlarından çoğu İsmet İnönü gibi savaşın acılarını bizzat yaşamış insanlardır. Onlar da birçok canın yitip gittiğine tanık, geride kalanların acılarına ortak olmuşlardır. Amaç bu ülkeye ve bu insanlara bir daha savaş yüzü göstermemektedir.
  6. Savaş öncesinde devletin önceliği kendi insanının insanca yaşaması olduğu için yatırımlar savaşa yönelik ol(a)mamış ordusunu savaşa hazırla(ya)mamıştır. Çünkü Osmanlı’dan ekonomik anlamda tam bir enkaz devralmıştır.

‘İkinci Dünya Savaşı Döneminde Yaşanan Sıkıntılar’

  1. İkinci Dünya Savaşı döneminde Türkiye’de gıda sıkıntısı yaşanmış ekmek karne ile verilmiş hatta çocuklar şekerden mahrum kalmışlardır. Çünkü bu savaş topyekûn bir savaştır ve savaşa girmeyen ülkeler de her yönden etkilenmiştir. Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de İlaç, gıda alışverişi zora girmiş, kinin temininde güçlükler yaşanmış, salgın hastalıkların önü alınamamış, tifüs, sıtma, verem ve daha birçok hastalık insanlığı ve Türkiye’yi tehdit etmiştir.
  2. Başta dediğim gibi bu dönemde savaşın en acı tecrübelerini yaşamış muvazzaf ve yedek askerler, tabipler hala ordunun ve meclisin içindedir. Onlar savaşta yaralanmalardan çok salgın hastalıkların, gıdasızlığın, olumsuz iklim şartlarının askeri yendiğine bizzat tanık olmuşlardır. Sağlığı bozuk, gıdası eksik sırtı pek olmayan asker zaten baştan yeniktir.Türkiye bu süreçte ateş çemberinin ortasındadır ve her an savaşın içine sürüklenebilecektir. Bu yüzden temkinli olunmuş ve seferberlik ilan edilmeden ordu sefer kadrosuna çıkarılmış, yeni birlikler oluşturulmuş, barış zamanında yaklaşık dört yüz bin olan asker sayısı bir milyon üçyüz bine çıkmıştır.
  3. Devletin öncelikleri değişmiş, askerin beslenmesi başta olmak üzere savunma giderleri artmıştır.
  4. Savaş boyunca tetikte bekleyen ordunun bir milyonun üstündeki bu askeri barındırması, beslemesi ve salgın hastalıktan koruması hiç de kolay olmamıştır.
  5. Genç nüfus askere alındığı için tahıl üretimi azalmıştır.
  6. Dondurucu kışlar üretimi olumsuz etkilemiştir.
  7. Bu arada dünyada kıtlık baş göstermiş açlıktan insanlar ölmüş, salgın hastalıklar orduları yok ederek savaşamaz hale getirmiştir.[1]

Eğer savaşı sadece fırsat olarak görüp kazanacağını sandığı çıkarların hayaliyle, dış politikasını milletin vicdanına ve gücüne dayandırmayan bir zihniyet ile hareket edilmiş olsa idi, belki de çoğumuz ve ben bu dünyada olmayacaktık.O dönemin, insan yaşamına önem verip askerini ve milletini savaşa sürüklemeyen dış politikası, belki de bizlerin bu dünyaya gelmemizin en büyük sebebidir. Çünkü dış politika sadece dış ilişkileri değil, askerin ana babasına kundaktaki bebeğin yaşamına kadar etkilidir.

Yokluk çekilmiştir bu dönem, doğrudur. Ekmek bulmakta, şeker almakta sıkıntı yaşanmıştır. Belki de gıdasızlıktan zayıf kalınmış, ancak babasız, anasız, yurtsuz kalınmamıştır.İsmet İnönü sayesinde Mehmetçik ve Türk halkının acı haberleri tarihe geçmemiştir. Onun sayesinde nice analar ağlamamış, nice yavrular yetim kalmamış, nice ocaklar sönmemiştir. İsmet İnönü değil de onun yerinde savaş meraklısı, büyük devletlerin ve emperyalizmin kuklası başka bir lider olsaydı, ne yazık ki hamasetle savaşa yönlendirilen ve o yokluk çektiğini söyleyen halk da, herhalde ayakta alkışlar ve savaşa girilmiş olurdu.

İkinci Dünya Savaşı’nda 72.758.900 insan hayatını kaybetmiştir.[2]İsmet İnönü, Atatürk’ün en büyük destekçisi olarak barış ortamı sağlamış, belki de bizim dedelerimizin, anne ve babalarımızın hayatta kalmasıyla bu dünyaya gelme şansımız olmuştur. İsmet İnönü’yü anarken bir de bunları düşünmek, dış politika deyip geçmemek lazım. Dünyayla ilişkilerden, köydeki Mehmet’e, Ayşe’ye, kundaktaki bebeğe kadar ucu dokunmuştur.

[1] Gülhan Seyhun, İkinci Dünya Savaşı Döneminde Türkiye’de Askeri Sağlık Hizmetleri, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Doktora Tezi, İstanbul, 2017.
[2] Ömer Köroğlu, İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin Askeri Durumu ve Savaş Dışı Politikası, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Doktora Tezi, Ankara, 2011, s. 324-326.

Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ