Alexa
DOLAR
8,0659
EURO
9,6646
ALTIN
459,31
BIST
1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Mevzi Sağanak
22°C
İzmir
22°C
Mevzi Sağanak
Cumartesi Çok Bulutlu
28°C
Pazar Sağanak Yağışlı
24°C
Pazartesi Gök Gürültülü
29°C
Salı Gök Gürültülü
20°C

İstanbul Sözleşmesi: İmzalayan da fesheden de aynı

İstanbul Sözleşmesi: İmzalayan da fesheden de aynı

Türkiye’de artık birçok kişi saat 24.00’te, Resmî Gazete’yi inceledikten sonra yatmayı alışkanlık edineceğe benziyor. Gazete daha önce sabah mesai başlangıcında yayına girerken artık gece yarısı saatler yeni günü gösterdiğinde yayımlanıyor. 20 Mart 2021 böyle bir gün oldu. Gecenin bir yarısı Türkiye Merkez Bankası başkanının alınıp yerine atama yapıldığını ve İstanbul Sözleşmesinin feshedildiğini öğrendi.

Kısa adı İstanbul Sözleşmesi olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi Avrupa Konseyine üye ülkelerce 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzalandı. 24 Kasım 2011 tarihinde de TBMM’de onaylandı. Meclis onayıyla birlikte Anayasa’nın 90. Maddesine göre kanun hükmündeydi.

Sözleşme’yi ilk imzalayan ve Meclis’inde ilk onaylayan ülke Türkiye.Giriş’te“Kadınlarla erkekler arasında de jure(hukuken) ve de facto(fiilî) eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına karşı şiddetin önlenmesinde temel bir unsur olduğunun bilincinde olarak” imzalandığı belirtiliyor. Başka bilincinde olunan hususlar da var. Ama bu temel hareket noktası olarak görünüyor.

Maksadı kadına karşı her türlü şiddeti önlemek, ayrımcılığı ortadan kaldırmak, politika ve tedbirleri tasarlamak, uluslararası iş birliğini yaygınlaştırmak ile kolluk kuvvetlerinin iş birliğini sağlamak olarak belirlenmiş.

Bu sözleşmede ne var da?..

Sözleşme, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratmayı hedef ediniyor.

Aynı zamandaBu Sözleşme, barış zamanında ve silahlı çatışma durumlarında geçerli olacaktır.” ifadesi ile dekadına şiddet ve tecavüzü savaş suçu olarak hüküm altına alan bir sözleşme.

Sözleşme’nin felsefesi Tanımlar bölümünde fark ediliyor.“Kadına karşı şiddet, aile içi şiddet, Toplumsal cinsiyet, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, mağdur” ve “kadın”olmak üzerealtı kavramı açıklanmış.Anlaşılan sözleşmenin bu altı kavram üzerine bina edildiği. Buradan Türkiye için anahtar kavramların toplumsal cinsiyet ile kadınlara toplumsal cinsiyete dayalı şiddet olduğu görülmekte.

Toplumsal cinsiyetherhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır” diye tarif ediliyor. Diğeri de belirlenmiş bu rol üzerinden kadınlara uygulanan şiddet.

O zaman geriye tek bir anahtar kalıyor, toplumsal cinsiyet.

Türkiye’de kopan fırtınanın merkezi tam burası. Kadına birey olarak değil, sadece kadın olarak bir rol biçiliyor ve o rolü yerine getirmesi isteniyor. O rolün sınırları dışına çıkması da istenmiyor. Kadının en önemli görevi anneliktir, sadece bunu yapsa yeterli sözleri bu rolü bir nebze de olsa tarif etmekte. Evinde otursun, çocuklarını yetiştirse yeterifadesi de verilen görevi tamamlıyor.

Sözleşme’de, herhangi bir toplumun dinî hassasiyetlerini veya değerlerini yahut kültürünü işaret eden, küçümseyen ya da eleştiren bir ifade yok.  Farklı yönelimlerin varlığını da sadece kabul ediyor. Ayrıca, istisnai hâller örnek verilerek genelin hakları kısıtlanamaz. Aksi takdirde toplumu istisnalar üzerinden yönetmiş olursunuz ki bu da insanları sıkıntıya sokacaktır.Kaldı ki bu devletin her vatandaşının güvenliği devletin koruması altındadır da. Ama Sözleşme yürürlükteyken bile ve ona rağmen her gün neredeyse iki kadın katledildi. Toplum büyük sıkıntı yaşamakta.

Elbette toplumun temeli ailedir. Kurulması, onun kutsiyeti, gücü eğitimle ve toplumun içinde bulunduğu şartlarla doğrudan ilgili. Mutluluk ve refah içindeki bir yaşamda, çocukluktan itibaren sağlam bir eğitimle yetişecek bireyler toplumun huzurunu sağlayacaktır.

Nehir yatağından çıkınca…

İstanbul Sözleşmesi yerine Ankara Sözleşmesi açıklamaları duyuluyor. Anlaşılan yapılandan yapanlar da memnun değiller. Yanlış olduğunu düşünüyorlar fakat mahalle baskısı ağır gelmiş görünüyor. Sözleşme üzerindeki tartışmaların insan hakları çizgisinden benim inancım çizgisine kaymış olması bunun en önemli göstergesi. Hâlbuki hiç kimse bir başkasını kendi inandığı üzere düşünmeye veya davranmaya zorlayamaz, zorlayamamalı.

2011 yılında imzalayanlar bugün tam da bu sebepleSözleşme’den çekildi. Toplumdan gelen tepkiler üzerine de “Kendi içindeki sayısız taciz ve tecavüze sessiz kalan, en temel hak ve özgürlüklerden biri olan başörtüsünden dolayı onlarca yıl Türk kadınının her türlü hakkını gaspeden zihniyetin kadın ve insan hakları konusunda bize vereceği hiçbir ders yoktur” diye tweet atıyor (CB İletim Başkanı Altun, 20 Mart 2021).

Mesele başörtüsü ile örtülemez, örtülemeyecek kadar da büyük. Zaten başörtüsü de o kadar çok siyasi tartışmanın içinde yıprandı ki artık sihrini yitirmiş vaziyette.

Görünen Türkiye bir şeye daha alışıyor. Daha önce de Terörün Sona Erdirilmesi Ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair KanunCumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yürürlükten kaldırılmıştı. Şimdi de TBMM’nin onayıyla Kanun hâline gele bu sözleşme, yine bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile kaldırıldı.

Nehir taşmış, neredeyse yatağından tamamen çıkmak üzere…

Yorumlar
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Tebrikler, saygılar, en iyi dilekler size sayın PAKSOY. Tamamen haklısınız. NEHİR TAŞMIŞ, NEREDEYSE YATAĞINDAN TAMAMEN ÇIKMAK ÜZERE. Bu derin bilimsel tesbitinize, özel izninizi ve müsadenizi rica ederek şunları eklemek isterdim :
    Söz konusu NEHİRİ bu duruma iterek korkunç sel ve taşkın felaketi yaratıp bundan devasa bir yeni haram kar ve haksız rant umanları ve planlayanları teşhir, tel’in ve mahküm etmek ve tüm halkı bu felaketten kurtarmak, yaşamsal bir görevdir. Bu en insanı, en milli ve en vatani görevi başarıyla yapmak için ise ulu ve kutsal MİLLET İTTİFAKINI, tüm muhalefetin tek ve en geniş bir HAK, VATAN VE HALK CEPHESİ’ne dönüştürmek ve malum ve ‘meşhur’ haram karcılara ve haksız rantcılara karşı mücadeleye seferber etmek gerekmektedir.