Alexa
DOLAR
8,4705
EURO
10,2921
ALTIN
502,04
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Gök Gürültülü
25°C
Ankara
25°C
Gök Gürültülü
Pazartesi Çok Bulutlu
24°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
28°C
Perşembe Çok Bulutlu
29°C

İsyan

İsyan

Öyle bir yerdeyiz ki en değersiz varlık insan! 

Çünkü zarar görmesi hiç önemsenmeyen, amaçlar için kullanılmasına hiçbir sakınca görülmeyen ve en çok zarar gören varlık insan…

Bilimin ve teknolojinin bu denli gelişmiş olduğu bir yerde nasıl oluyor da insan bu kadar çaresiz, bu kadar hoyratça yok ediliyor. Çoluk-çocuk demeden, mağdur, günahsız demeden amaçların aracı ediliyor!

Hak, hukuk, adalet nerede, sahi kimin için var hak, hukuk, adalet?

Yoksa Montaigne’nin dediği gibi; Silahların gürültüsü, kanunların sesini mi bozdu? 

Ne acı değil mi?

Daha bugün otoritenin, hayır hayır düzeltiyorum otoriterleşmenin bir kararı bunu gösterdi bizlere.

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından bir genelge yayımlandı ve bu genelge ile yurttaşın kişilik haklarını ve güvenliğini koruma amaçlı paylaşımlarına engel getirildi. Hukuka aykırı bu genelge otoriterleşmenin, ben yaptım oldunun geldiği yerin belgesidir. 

Bulunduğumuz yer işte burasıdır. Egemenlerin güçlerini koruma yöntemleri çok değişmemiştir. Baskı ve güç en çok tercih ettikleri yöntemlerdir. 

Tarihten bir güç gösterisi örneği ile devam edelim. Bitmiş olan 2. Dünya Savaşı sonrasında Japonya teslim olmak üzere olan bir ülkedir. Bunun görüşmelerini yapmaktadır. ABD başkanı Truman ise o süreçte çok acele etmektedir. Amacı tüm dünyaya ülkesinin gücünü göstermektir. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarıyla 220 binden fazla kişinin ölümüne sebep olunmuştur. Doğa ve tüm canlılar yok olmuştur. Güç adına ekilen masum, çaresiz ölümlerdi bu ölümler…

Neden mi? Çünkü bilimi ve teknoloji güç odaklarının kontrolünedir. 

Hak, hukuk, adalet sistemin bileşenlerinden ve ne yazık ki hapishane inşaatları çoğalıyor! 

Özetle karanlığın efendilerinin kuşattığı dünya, o efendilerin çıkarları uğruna yok ediliyor. 

Tarihe baktığımızda dünyayı değiştiren ve dönüştüren üç şey var: Reform, devrim ve İsyan…

Reformun sözlük anlamı düzeltmedir. Düzeltme kavramı adı üstünde öze çok dokunmaz, yanı dışsaldır. Devrim’e gelince; Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişikliktir. Yani daha öze inen içsel olana dokunandır. Gelelim isyana!

Nereden çıkardınız şimdi bu isyanı diyeceksiniz biliyorum. Geldim, çünkü isyan her şeyin çürüdüğü, tuzun bile koktuğu noktadır. Örneğin ekmek kuyruğundaki bir kadının haykırışıdır isyan! 

Yandaş İmam-Hatip Lisesi mezununun birden çok yerden maaş alması sağlanırken,  birden çok üniversiteyi bitirmiş, lisansüstü mezunu olan ve birden çok yabancı dil bilenin tezgâhtarlık, ayakkabı boyacılığı yaptığı yerin çarpıklığıdır isyan!

Ülkesi üretimine hiçbir katkı sunmadan zevk sefa içinde yaşayan tarikat, cemaat mensuplarının olduğu, öte yandan varlığını günlük gelirlerle sürdürmeye çalışan çocuğuna istediği çikolatayı alamadığı için evine o uyuduktan sonra gelen babanın yürek acısıdır isyan!  

Dahası avucuna iş-aş yazan ve boynuna urgan geçirerek ölüme giden çaresiz yolcuların yüreklerde oluşturduğu acıdır isyan! 

Sit alanı ilan edilmiş bir bölgeye taş ocağı kurmak için dalan, doğayı yağmalayan bir anlayışa karşı duran, kendinin kat be kat üstünde olan güçlere meydan okuyan halkın sesidir isyan!

Sahi durur mu sanıyorsunuz, doyar mı, insafa gelir mi kan emiciler, biter mi sanıyorsunuz emperyalizmin hesapları?  

 Onu ve kuklalarını bir kere yenmişti büyük Atam!

Gelinen yerde baskılar daha da artacaktır.   Gelin bulunduğumuz yeri bir şiirle anlatalım.

Şimdi daha güçlü çıkıyor,

Karanlığın efendilerinin sesi,

Daha buyurgan, talepkar

Ve sınır tanımayan…

Şimdi daha iyi görüyor, gözleri,

Daha iyi duyuyor kulakları,

Ve Şimdi daha acımasız yöntemleri!

Araçları donanımlı, üstün

Ve her şeyi kuşatmışlığın cesareti içerisindeler…

Zamanın üç boyutuna ve tarihin değiştiği ve dönüştüğü dönemlere baktığınızda görebildiğimiz şey; isyanların devamında yanan devrim ateşleridir.

Bizim emperyalizme karşı verdiğimiz kurtuluş mücadelesi yüzyıllarca süren bir ezilmişliğin isyanının mücadelesidir aslında. Rus Çar’ı 2.Nikolay’ın taç giyme töreninde çarın hediyelerinden alabilmek için ezilerek ölen binlerce insanın isyanının sonucudur Rus ihtilali sürecinde yaşananlar…

Ülkemizin bugününe dönecek olursak.  Bir kadının tek başına ölüme gülümseme direncidir geldiğimiz yer.   O kadının derdi doğup büyüdüğü yerlerin tahrip edilmemesidir. O kadının derdi atalarından devraldığı mirası torunlarına eksiksiz devredebilmektir. O kadının derdi topraktır, doğadır, vatandır…  O kadının uzanan elinin ucundaki değer varlığımızın sebebi doğadır ve o kadının derdi yağmaya isyandır…

İçinde yaşadığımız zaman seni işsiz, aşsız bırakıp sana yardım kolisi gönderenlerin amacını anlayabilme zamanıdır.  Çünkü elini tutmamız halinde doğa hepimize yetecektir. Eşit, adil özgür bir dünya hepimizin yaralarını saracaktır. O kadar cömerttir ki doğa bunca yalana, talana, vurguna karşı halen insanın yurdu olmayı sürdürüyor. Ey insanoğlu sahip çık toprağına, doğana, vatanına…

Zaman senin düşünceni bile sermayesine katma değer yapmayı amaçlayanları görebilme zamanıdır.

Bütün mesele doğayla bütünleşebilmekte, bütün mesele yağmanın önüne geçebilmekte…

Dün ülkemizde sözüm ona tam kapanmanın başladığı gün ve vaka sayının en düşük olduğu ama ölüm sayısının en yüksek olduğu gündür.  Dün ülkemde resmi rakamlara göre bile çok ama çok öldük. Ne kadar öldük biliyor musunuz 390 kişi öldük. 390 ana, baba, eş, dost, arkadaş, evlat, 390 can… Vaka sayısının azlığı mı? Az test yapılmıştır!  Yine de siz bu resmi rakamları en az üçle çarpın lütfen!

Gelelim şiirimin devamına:

Peki ya sen, ya sen doğanın efendisi,

Neredesin?

Nerede sesin, nerede nefesin, üreten ellerin?

Teslim mi edeceksin bugününü ve yarınını gerçek olmayana!

Teslim mi edeceksin varlığını yalana, dolana ve haksızlıklara…

Yazımın başına dönmek ve ilk sözümü tekrarlamak istiyorum: 

Öyle bir yerdeyiz ki en değersiz varlık insan! 

Hal böyle olunca, gelinen yer mi?

Elbette ki İsyan…

ETİKETLER:
Yorumlar
  1. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

    Soluk soluğa nefes almadan okudum.
    Size katılmamak mümkün mü?
    Umarım bu çiğlik misyonlara ulaşır, isyan dalgası insandan insana geçer ve dünya daha yaşanır olur.

    Sesimiz olmuşsunuz. Kutluyorum.