Alexa
Medya Siyaset

Kapkara | Ayşe Uçar

Ne Mutlu Türküm Diyene

Kapkara | Ayşe Uçar

Kara önlük 

Ben, annemin diktiği ilk önlüğümü hatırlıyorum, siyah…

Tokat’ta yaşıyoruz, İki göz oda, bir odada dedem ve babaannem, diğerinde annem, babam, kardeşim ve ben. Rahmetli dedemin ayakkabı tamiri yaptığı, Tokat’ın meydanında derme çatma bir dükkanı, babamın ona yardım ederek geçimlerini sağladıkları, koca yürekli adamların helal kazançları ile pazardan alınmış eski bir kadın elbisesinden dikilmiş, o siyah önlüğüm.

Sevgili annemin ilmek ilmek, sevgiyle ördüğü beyaz dantel yakalığım. Okul açılana dek başucumdan hiç ayırmadığım, evde dahi giymeye kıyamadığım, sarı beyaz parlak rugan ayakkabılarım. Bugün hala her detayını hatırladığım önlüğüm, yakalığım ve ayakkabılarım.

Anne tarafından ilk torunum, öyle heyecanlı ki herkes, okula başlıyorum, ilk günüm…

Sabah annemin hazırladığı kahvaltıyı edemediğimi hatırlıyorum, gözlerim sedirin üzerinde duran, önlüğüm, yakam ve ayakkabılarımda.

Hazırlanıp okula giderken annemin söylediği sözleri çok hatırlamıyorum, annem anlatıyor; bana verdiği öğütten bahsediyor; “Hiç kimsenin eşyasını alma, kimseden bir şey isteme, öğretmenini iyi dinle ve koşup terleme.”

Annemin anlattığına göre bir gün okulda kalemimin ucu kırılmış, ağlamaya başlamışım. Öğretmenim nedenini sormuş. Kalemimin ucunun kırıldığını, yazı yazamadığımı kalem açacağımın da olmadığını söyleyince bana kalem vermiş, almamışım. Kalemim için açacak vermiş, almamışım. Annemi okula çağırmış ve bu olayı anlatmış. Benimle ne kadar gurur duyduğunu, arkadaşlarıma örnek olduğumu ve onu ne kadar onurlandırdığımı anlatmış.

Bunu neden yazdığımı merak etmişsinizdir, bizler o kara önlüklerin içinde aydınlık yüzlü, aydınlık gönüllü annelerimiz ve öğretmenlerimizden çok şey öğrendik.

Hiç umursamadık o kara önlüklerin rengini, etrafımız aydınlıktı, öğretmenlerimiz aydındı.

Her sabah okurken Andımızı, nasıl da pırıl pırıl parlardık, nasıl da aydınlık saçardık etrafa…

Sadece önlüğümüz karaydı.

Gururla, onurla okuduğumuz İstiklal marşımız, andımız, nasıl da dimdik, nasıl da gökyüzü gibi özgür öğretmenlerimizle…

Hiç fark etmedik, hiç görmedik neden kapkaraydı önlüklerimiz.

Ülkemizin kurucusu M. K Atatürk’ü o minicik bedenlerimizdeki, koskoca kalplerimize oya gibi işlemişlerdi, değerli öğretmenlerimiz…

Oysa şimdi bakıyorum, rengarenk formalara…

Öyle bomboş, öyle kayboluyor çocuklarımız, ailelerimiz…

İlim, irfan kaybolmuş, içi boşaltılmış eğitim sistemi içinde o çok pahalı formaları, çantaları, kırtasiye ihtiyaçlarını karşılamak için çırpınan aileler.

Kara önlüklerden çıkarıp, rengarenk formalara koyarken çocuklarımızı, yoksullukla boğuşan aileleri kapkaranlıklara koydular, hiç düşünmediler, üç kuruş helalleri ile nasıl alsalardı, nasıl başa çıksalardı.

Kahrolası yoksulluğu yenmeden, aydınlık, ilim, irfan, sanat ile yoğrulması gereken çocuklarımızı kara önlüklerden alıp, rengarenk formaların içinde karanlıklara ittiler.

Hiç fark etmediler, buz kesen soğuklarda terlikle, hırkasız, montsuz, ayakkabısız okula giden çocuklarımızı, kara formaları fark edenler..

Ülkenin kurtuluşunu, yoksulluğun içinde, nasıl başardıklarını, nasıl inanarak, nasıl mücadele ederek, nasıl dayanışarak, nasıl muasır medeniyete ulaşmak için çırpındıklarını bilmeyerek, aldılar kara formalarımızı!

Ben, sen, o yoktu. Biz vardık. Yurttaşlık bilincimiz vardı. Vatan kahramanlarının hayat hikayeleri ile büyüdük, vatan bilincimizi O kahramanlarımızın mücadeleleri ile öğrendik…

Kara önlüklerimiz ile aydınlıkların içindeyken, aydınlıklardan alıp, kara çarşaflara, kara hayatlara, bahtı kara analara kaldık.

Yozlaşan, kara leke gibi üzerimize yapışan, özellikle kadınlar üzerinden yapılan siyasetlerle karalar bağladık.

Bağladık, üç yaşında bebenin başını,

Bağladık, on üç yaşında çocuk gelinin kırmızı kuşağını,

Bağladık, ellerini kollarını genç kızlarımızın,

Bağladık, sadece imam hatiplere hayatlarımızı…

Oysa ki, biz kadınlar bağlamıştık sırtımıza bebelerimizi cephane yollarında,

Bağlamıştık, kağnımıza topumuzu, tüfeğimizi,

Bağlamıştık, umudumuzu aydınlık yarınlara,

Takmıştık kara kalpaklarımızı, onurlu başlarımızın üstüne,

Bağlamıştık, Atam gibi bayrağımızı göğsümüze…

Karaydı önlüklerimiz,

Lakin, aydınlıktı yüzlerimiz,

Ölmedik, hurafeye inanan erkek elinden,

Ölmedik, din ile sömüren dincinin sözünden,

Ölmedik, aşağılayan, insan görmeyen, insan olmayan cahilin sözünden…

Aldılar kara önlüklerimizi…

Karalar bağladık, ayırdılar, ayrıştırdılar, oysa ki kardeştik biz okul sıralarında, okul yollarında.

Ayrıştırdılar, baş örtülü, baş örtüsüz diye,

Ha birde utanmadan ‘’ örtüsüz kadın, perdesiz eve benzer’’ dediler. Ambalajsız mal, dediler. Utanmadan sıkılmadan cinsel obje gördüler…

Kara önlüklerimizi aldılar, karalar bağladık.

Kapkara olsaydı önlüklerimiz, ucuz.

Lakin ışık saçsaydı, aydınlık olsaydı düşüncelerimiz, gönüllerimiz, paha biçilemez…

Yine çıkacağız karanlıklardan aydınlıklara, yine parlayacak çocuklarımız aydınlık yüzler ile.

Ve ATAM Mustafa Kemal Paşamın dediği gibi,

‘’Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hatta erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.’’

Şimdi tamda vaktidir, milletin anası olmanın.

Şimdi tamda vaktidir, karalardan kurtulmanın,

Önlüğün karasından değil, düşüncenin karasından kurtulmak için, Türk kadını bu görev senindir.

Ve onurla ve gururla haykırmalı,

Ne mutlu Türk’üm diyene…

 

Ayşe Uçar

Ayşe Uçar

"Söz konusu vatansa,gerisi teferruattır diyen" Atatürkçü,Cumhuriyet kadını...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ