Alexa
Medya Siyaset

Karanlığa Teslim Olan Aydınlık

Bugün Hürriyet ‘in satılması da okunur bir gerçeğin kalmadığını göstermiyor mu?

Karanlığa Teslim Olan Aydınlık

Korkularım odur ki, Nazi Almanyasında Papaz Martin Niemöller’in günlüğünde anlattığı gerçeğin bir gün aynısını yaşama korkusu.”Sendikacıyı,sosyalisti, düşünen aydınları alıp götürdüler, ben sesimi çıkaramadım. Ama en son beni almaya geldiklerinde, benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı”.

Hürriyet ‘de satıldı ve artık Türkiye tek sese mahkum edildi.

Bundan böyle konuşan düşünen yazan akıl ve bilimde birleşen bir düşüncenin, kendisini toplumla buluşturabilmesi adına kalan ne var ki?

Böyle düşünenlerin bir gün Papaz Martin Niemöller’ in yaşadıklarının gerçeğe dönüşmeyeceğini kim söyleyebilir acaba?

Okunacak gazete var mı?

Seyredecek Tv kanalı var mı?

Özgür olmanın demokrasinin Atatürk’ün cumhuriyetin bize kazanımlarını yansıtacak gerçek olan ne kaldı?

Bugüne baktığımızda Türkiye tarihinde hiç bir zaman böylesine siyasal bir tıkanmanın ortasında kalmadı. Birileri tarihi sevmedi, birileri tarihi yazan, islama kurana dini sevmenin saygınlığını, ibadetin içinde yaşanması gerekli değerleri korunmasını söyleyen Atatürk’ü sevmedi, onu daima din düşmanı olarak gösterenlerin vicdanı var mı acaba?

Aydınlıktan akıl ve bilimden çağdaş olmaktan yana cumhuriyetten korkanlar, yalakalar yağdanlıklar dalkavuklar, birilerini ona benzetmenin telaşından çok, ondan daha başka yerde olduğunu söyleyecek kadar vicdan sahibi değiller. ” Sen ondan da üstünsün, Allah seni özellikle yolladı, sen çok başka vasıflara sahipsin”  daha buna benzer akıl dışı ifadeler söylemler. Bilimsel siyaset adamı olmayı bilmeyenlerin, her anında silinmeyen bir tarih olan ülkeyi yönetebilmenin aksine, bu tarihe ihanete isim bulmaya çalışmak nasıl anlatılır bilmiyorum.

TBMM Başkanlığının, Meclis kanunlar ve kararlar Başkanlığının kuruluş yıldönümünde hazırlanan kitapçığın içinde, Atatürk’ten söz edilmemesi anlaşılır gibi değil. Bu cumhuriyeti kuran bir insana, kendi meclisinde yer vermemek neyin kin ve intikamı bunu yapanlara sormak gerek. Resimlerini tozlu depolara attık, ”daha fazlası gerekmez ne işe yarar her odada olması” diyenler. Yırtılan resimler, kırılan büstleri ve üstüne ”o bir şeytandır puttur”, diye yazanlara tepki gösterilmemesi, buna cesaretlenenleri görmezden gelmek düşündürücü değil mi?

Bunun tek nedeni, hala cehaletin içinde siyaset yapmaya çalışmak.

Cehaletin hızla büyüdüğü bir memlekette, önce akıl sonra insanlık yok olur ve sonunda felaket ve tükenmişlik başlar, işte o zaman bu sonu hazırlayanların kurtuluşa nasıl bir çare bulacaklar acaba? Saltanatlarını bir ülkenin eğitimini ele geçirerek kuran ve kökleşen bir zihniyetin amacı, saltanatlarını devam ettirebilmek bunun telaşında kalacak daima.

1933 de Hitler’e Almanya kanun yapma yetkisi verdi, ama sonrasında o Almanya bölündü parçalandı darmadağın oldu. Ama benim ülkem de Tarihini yok sayan, ve o tarihi kahramanlıklarla yazanları düşman olarak gösteren bir anlayış da bu olsa gerek.

Kuvvetler ayrılığı yargı yaşama yürütme tek bir kişinin eline geçerse, özgürlükler kısıtlanır ülke yıkılır parçalanır bunun adı budur. Otoriter bir sistemin içinde tarihi değerler ve kişilikler daima anımsanmaz geride tutulur, o sistemin içinde vurguladığımız gibi sadece tek bir anlayışın gücü vardır. Şimdi Osmanlı ruhunu yaşatmak isteyenlerin söyledikleri akıl dışı ifadeler değil mi?

” Ataya saygı duruşunda ayakta sap gibi durmanın anlamı yok, biz dindar nesil yetiştirmek istiyoruz, hedefimiz İslam devleti, mahkemelerin söz söyleme hakkı yok, söz söyleme din ulemalarınındır, Türkiye Cumhuriyeti 1923’ten beri gerileyiş içindedir, eninde sonunda bu ülkede Osmanlıca herkes öğrenecek, Türkçeyle felsefe yapılmaz, bundan böyle cumhuriyetin sembolü külliyedir, laiklik değil ümmet anlayışı evladır, ya laik ya da ümmetci olacaksın, kadın erkek eşitsizliği fıtrata ters, iki ayyaş hazırladı her şeyi” Şimdi bunları söyleyenler bir özeleştiri de bulundular mı?

Bütün bunların dışında daha da vahim olan, bunca yıl sonra hiç bir sebep yokken İstiklal marşının değişimi. Aydınlık çağdaş bir Türkiye modelinden hızla uzaklaşıp muhafazakar bir sistemin içine sürüklenen bir Türkiye.

Korkuyorum evet korkuyorum bende, acaba diyorum bir gün Alman Martin Niemöller’in dediği gibi. ”Naziler  ”Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkaramadım, çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkaramadım, ben sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkaramadım, ben Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler, benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı. Korkularım bundandır, düşündüğüm yazdığım yazdıklarımı toplumla paylaşmak istediğim için sesimi çıkaramadığım anda, acaba benim için sesini çıkaracak kim kalacak?

Ya da okuyan yazan düşünen gazeteci yazar akıl ve bilim insanları için kim ya da kimler sesini çıkaracak?

Eline kalem alan yazan düşünen bir insan için kimler sesini çıkaracak korkmadan. Bir ülkede konuşamayanların yazamayanların korkarak yaşadığı bir düzene nasıl demokrasi var diyebilir?

Nasıl yaşayacağına bile karar verecek durumda bırakılmayan bir toplum mutlu olabilir mi?

Kendi geleceği ve çocuklarının gelecekteki yaşamı adına hala korkularla yaşayan halk, acının, matemin döngüsünde biteviye dönüp duracaktır.

Türkiye tekrar parlamenter sisteme dönmediği sürece asla çağdaş değerleri yaşayamayacak. Satılık kalemşorların bıkmadan usanmadan topluma enjekte etmeye çalıştıkları yandaş medya yağdanlığı, ne yazık ki halkın çağdaşlık ve demokrasi özlemini bir yerde tıkayıp bırakmaktadır.

Bugün Hürriyet ‘in satılması da okunur bir gerçeğin kalmadığını göstermiyor mu?

Okumayan eğitimsiz duyarsız toplumlarda korkaklık ve unutkanlık vardır, işte bu zamana yaşananlara gelinen duruma, okumayan araştırmayan körleşmiş, hala din afyonuyla uyuyan bir avuç halkın sebep olduğunu söylemek mümkün.

Peki Türk halkı demokrasinin aydınlığın çağdaş değerlerin özgürlüklerin tıkandığı bir düzeni hak ediyor mu?

Cevabı yine Türk halkı vermek zorunda. Zamanı geldiğinde en doğruyu seçmek zorunda.

Prof. Dr. Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Melek EZGİNER dedi ki:

    Evet efendim ne yazık ki adı özgürlük olan Hürriyetimi şimdi tam elimden aldılar, konuşamıyorum ve boğazım düğümleniyor ağlıyorum ama elimden bir şey delmiyor değerli hocam ve sayın site yönetimi gelmiyor.

  2. Süleyman EZGİNER dedi ki:

    Bende bu korkuların içindeyim, tek bir sesi duymaktan usandım artık.

BİR YORUM YAZ