Alexa
DOLAR
8,0659
EURO
9,6646
ALTIN
459,31
BIST
1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Mevzi Sağanak
22°C
İzmir
22°C
Mevzi Sağanak
Cumartesi Çok Bulutlu
28°C
Pazar Sağanak Yağışlı
24°C
Pazartesi Gök Gürültülü
29°C
Salı Gök Gürültülü
20°C

Karşı Devrimin Hızlanan Adımları

Karşı Devrimin Hızlanan Adımları

Üstünlerin hukukunun kararları dur durak bilmiyor. İçerde ve dışarda sıkışan tabanı zayıflamış, gücü azalmış iktidar adımlarını sıklaştırdı.

AKP’nin genel başkan yardımcısı Mahir Ünal, kongre öncesinde,“19 yıl hazırlık süreciydi asil şimdi başlıyoruz.” mesajını verdi.

Bu mesaj Cumhuriyetin kazanımlarının tasfiye edilmesi-karşı devrim-sürecine bakmamızı gerektirir.Karşı devrim kimi tarihçilere göre Atatürk’ün ölümüyle,kimilerine göre ise 1950 itibariyle başlamıştır.Bu bağlamda karşı devrimin Atatürk’ün ölümü sonrasında kendini göstermeye başladığı, 1945’ten sonra ivme kazandığı söylenebilir.

Atatürkçülüğü büyük bir tehlike olarak gören ve Atatürk’ün sağlığında pusuda bekleyen gericilik (feodalizm, ağalık-şeyhlik) düzeni isteyenler ve onun destekçisi Emperyalizm, çok partili dönemde bütünsel kalkınma modelinden maddi kalkınma modeline geçilmesini sağlamış; yol, köprü, telefon ve benzeri yatırımlar öncelenmiş; eğitim, bilim, kültür, sanat arkada bırakılmıştır. Böylece büyük Atatürk’ün aydınlanma devrimi durdurulmuş, hatta gerilemeye başlamıştır.12 Eylül 1980 darbesi sonrasında özelleştirmeler hızlanmış, zorunlu din eğitimi getirilmiş,  Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) uygulaması ile üniversitelerin özerkliğine büyük bir darbe vurulmuştur.2002 yılında yüzde 33 oyla çoğunluğu elde ederek tek başına iktidara gelen AKP döneminde demokrasi görünümü altında kurumlaryozlaştırılmış; sürece yayılan operasyonlarla yürütme saraya bağlanmış,  yasama bertaraf edilmiş, yargı ele geçirilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi mücadele iki eksenli (Atatürkçülük-şeriatçılık)mücadelesidir.

İstanbul sözleşmesinden tek imzayla çekilme kararı sonrasında yaşananlara bakıldığında durum ciddiyeti çok net görülmektedir.Çünkü tarikatlar, cemaatler bu çekilme ile çok mutlu oldular. Hatta Ayasofya’nın açılışına katılanlar arasından bazıları tarafından yapılan hilafet çağrıları artık manşetlere taşındı.  Bakın şu yandaş manşete: “Meclis isterse hilafeti ihya edebilir!”

Ne çok ortaçağ özlemi olanlar yetişmiş ülkemizde, ne çok hilafet ve saltanat özlemi olanlar yetişmiş.  İstanbul sözleşmesinden çıkılması ile coştular.

Peki, bütün bunlar yaşanırken muhalefet nerede? Bulunduğu yerde duruyor, rutinlerini sürdürüyor.

Ana muhalefet partisi lideri sosyal medya hesabından yaptığı videolu açıklamasındakadınlara şöyle seslendi:“Bu videomu izleyen bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum: Haklarınıza sahip çıkınız, hukukunuza sahip çıkınız, sizin hayatınızı cehenneme döndürenlerin kimler olduğunu iyi öğreniniz. Çocuklarınızın, kız çocuklarınızın hakkına, hukukuna sahip çıkınız… ” bu açıklamasın devamında kadınların hakkının, hukukunun yanında olacağını, onları her platformda savunacağına da söz verdi. Ancak İslamcı kanattan oy alabilmek için Bekaroğlu’nu parti meclis seçimlerinde kadın kotasından listeye ekleyerek, daha seçim yapılmadan seçilmesini garantileyenlere Türk kadını acaba inanacak mı? Gerçi o kota her ne kadar kadınlarınparti yönetiminde daha çok temsil edilmeleri için konulmuş ise de adı ‘cinsiyet kotası’ dır vetüzükte kadın ya da erkek denilmediğinden kotadan özel durumlarda erkekler de yararlanabilmektedir. E… bundan daha özel bir durum olabilir mi?

İstanbul sözleşmesinden çekilmenin ardından bir televizyon kanalında çıkan TBMM Başkanı Mustafa Şentop ‘un sözleşmeleri feshetme yetkisinin cumhurbaşkanında olduğunu, bunun Montrö Boğazlar Sözleşmesi için de geçerli olduğunu söylemesiiçinde bulunulantehlikeyi anlamak bakımından çok önemlidir. Bu ifade kendilerine dur diyecek hiçbir gücün kalmadığına inandıklarının, artık gizli ajandalarının kalmadığının, her şeyi açık seçik konuşabildiklerinin ifadesidir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’nin dünya devletleri tarafından hakkının hukukunun kabul edildiği bir sözleşmedir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’nin savunma ve egemenlik haklarını gözeten bir sözleşmedir. Bu açıklamalara sessiz kalanlar bir sonraki adımın Lozan’ı tartışmaya açmak olacağını bilmelidirler!

Bu arada yenilgiyi kabullenemeyen ve demokrasiyi bir tramvaya benzeten AKP yerel seçimlerde kaybettiği belediyelerin yetkilerini tırpanlamayı sürdürüyor. Son hamle 2013 direnişiyle herkesin bildiği halka ait Taksim Gezi Parkı’na yönelik gerçekleşti.  Gezi Parkı Vakıflar Genel Müdürlüğüne, aynı gün adı hiç duyulmamış “Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı” na devredildi.

İstanbul belediye başkanı mülkiyet davası açacaklarını duyurdu. Nereye? Türk çocuğunun ‘Türküm’ demesini ve Atatürk’ün adının geçtiği andımızı yasaklayan, iktidarın istediği kararların alınmaması halinde üyeleri değiştirilen mahkemelere…

Ne yazık ki bundan daha baskıcı, sert bir döneme doğru yol alıyoruz. Yeni başlayan bu dönemde demokrasiden geriye hiçbir şeyin bırakılmaması denenecektir.

Bu koşullarda muhalefetin bilmem kaçıncı dönem vekillik yapan sözcülerinin söylemde kalan ama hiçbir derde deva olmayan açıklamaları devam ediyor.

AKP kongresinde genel başkan anayasa çağrısını yineledi.Daha önce Ayasofya baş imamı 1921 ve 24 anayasalarında devletin dininin İslam olduğunu ve laikliğin olmadığını belirterek 100 yıl gerisini işaret etmişti.Bu da asil hedefin Anayasanın değiştirilemez ilk dört maddesi olduğunu bizlere göstermektedir.Hedef Türkiye’nin dönüştürülmesidir.  Hedef üniter devlettir.

Cumhuriyetin yurttaş yaptığı Türk halkı asla kul olmayacaktır.Türk halkı büyük Atatürk’ün ulusal kurtuluş savaşı felsefesini eyleme dönüştürecek ve ulusal egemenliğini sürdürecektir.Türk kadını kendine dayatılan geriliği asla kabul etmeyecek ve onurlu mücadelesini sürdürecektir.Cumhuriyetimizin kurtuluş savaşçıları özgür, bağımsız, kendine yeten çağdaş bir yaşam yolunu seçecektir. 

Böyle bir tabloda muhalefet bir sonraki seçimde tablonun değişeceğini tekrarlıyor.

Tabii seçim olacaksa.

ETİKETLER:
Yorumlar
  1. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

    1. 19 yıl sonra yeni başladık dediler. Öncekiler hazırlıkltı.
    Tehlike yakın demektir, çok yakın.

    2. Sorun aslında akılcı muhalefet sorunu.
    Ülkede iktidar boşluğu var mı, var. Ama asıl sorun Boşluğun boşluğunda. Yani muhalefet boşluğunda. Program yok, kadro yok, umutta yok…
    Sıkıntı burada ve sıkıntı çok büyük.

    3. Artık seçim olmaz gibi geliyor bana da….
    Niye seçim oldun ki….
    Her şey hazır.
    Ben yaptım oldu. Nasıl, tek imza, yetiyor mu, yetmiyor mu?

    4. Yoksul halkın umudu kalmadı. Is var mı, yok. Aş var mı, yok.
    Ancak, onların bir beklentisi var ki, kaos.
    O da ‘yakın gibi.

    Yazınız çok manidardı. Göğüs geçirerek okudum.

    Yazı için kutluyor, ülke ve insanımız için çok üzülüyorum.

  2. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Her cümlesi ve kelimesi GÜNCEL, MUHTEŞEM VE MÜKEMMEL bu makalenin çok değerli yazarı sevgili Hatice TOPCU’ya en yürekten tebrikler, içten teşekkürler, sonsuz sağlık ve bağışıklık dilekleri, derin saygılar, yeni başarılar ve konuya ilişkin özel ve benzer bir ithaf :

    EN İNSANİ, MİLLİ, VATANİ GEREK

    Nepotizm,nihilizm,deizm,üfürükcülük,
    Sözünde durmazlık ve U dönüşcülük,

    Takiyyecilik ve çağdaş Muaviye’cilik,
    Riyakarlık, yalancılık ve azılı şirretlik,

    Haram kar,haksız rant,kara para aşkı,
    Tefecilik, rüşvet, iltimas ve kanal hırsı,

    Açık ve süper gizli,iç ve dış mafyacılık,
    Emperyalist himayecilik ve mandacılık,

    Eski ve yeni,örtülü ve örtüsüz BOP’culuk,
    Hem yerli,hem yabancı Beşinci Kol’culuk,

    Kutsal LOZAN’a ve Möntrö’ye gizli nefret,
    En empeyal Mondros’a ve SEVR’e minnet,

    Atatürk’e ve İnönü’ye,layikliğe ve cumhuriyete küfür,
    Şıhlığa,şahlığa,hilafete,şeriata, biata ve cihada şükür,

    Bunların ve bütün hizmetcilerinin gerçek aslı ve özüdür
    Ve o tam gön surat yapılı ve markalı adı ve iki yüzüdür.

    Bunları, hizmetcilerini, köstebeklerini, koltuk deyneklerini yenmek,
    Yakalamak, yargılamak, cezalandırmak en insani,milli,vatani gerek.

    Gönül Pınar Atacı, 31.Mart.2021