Alexa
Medya Siyaset

KATO

‘ KATO’ Vatan için vücutlarında açılmış yaralara, vücutlarından kopan parçalara rağmen ayakta duran onurlu, kahraman yiğitlerimizin önünde saygı ile eğiliyorum…

KATO

KATO

Güneşin batışının en güzel izlendiği yerlerden biridir, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde 2900 rakımlı, sarp kayalıkların, mağaraların bulunduğu ihtişamlı Dağ. 

Hava yavaş yavaş kararırken, güneşin sıcaklığı ufuk çizgisinde kaybolurken, sıcağı da kaybeder, yüzünüzü bıçak gibi kesen soğuk ile karşılaşırsınız. O soğuk yiyeceğini, anne ellerinin yaptığı sıcacık yemek hayali ile avunmak, ona ne kadar da ihtiyaç duyduğunu hissederek, ve fakat vatan için vücudundan bir parça verdiği, kanını bayrağa emdirerek çarpıştığı yerdir Kato. 

Muhteşem güzelliğini unutturan derin sessizlik, duyacağı bir patlama sesinin vereceği huzursuzluktur Kato. 

Derin karanlık içinde, derinden gelecek bir sesi duyabilmek için uyku akan gözlerini kırpmadan diken üstünde oturmak, yerde gördüğü boş kovanlara bakıp hangi hain kurşunu diyerek düşünüldüğü yerdir Kato. 

Yanındaki can yoldaşını, devresini, komutanını, kardeşini belki de  kaybedeceğini düşünerek gittiği, gerekirse vatan için canımı veririm dediği yerdir Kato. 

25 Haziran 1994 yer Kato dağı

Yiğit bir asker sabahları çok sıcak, akşamları buz kesen Kato’da makineli tüfeğini mevziye yerleştirip etrafı gözetlemek için tüfeğinin ayaklarını açar, özenle yerleştirir tüfeğini, çünkü bilir ki ona emanettir tüfeği ve vatanı, sonra o buz gibi yere uzanmak için elini koyar toprağa, kahrolası el yapımı bombanın üstüne, ve o buz kesen soğuk yanar,  yakar alev alev, koparır parmaklarını, yaralar gözlerini, kanayan gözleri ile bakar eline, bakar parçalanmış parmaklarına ve bayılır. 

Komutanları ve arkadaşları çıkarırlar yiğit askeri o lanet yerden, helikoptere bindirebilmek için sırtlarında taşırlar .Kato’da sarp kayalıklar sebebi ile yanaşamaz helikopter, kan ter içinde taşırlar devrelerini. Hakkari hastanesine götürürler, ve doktorlar en uygun buldukları yerlerden keserler parmaklarını, gözlerine müdahale edemezler, şarapnel parçalarını çıkaramazlar, gözleri kaybederiz derler ve Ankara Gata ya sevk ederler, tam 1.5 ay psikiyatri ve ortopedi de tedavi görür, her gece aynı acıyı yaşayarak, uyumaktan korkarak, gözündeki şarapnel parçası ile yaşamasını isterler ve hastaneden izne gönderirler… Gazi olmadın derler. 

Ateş açılacak diye tepelere bakamayan, yerlerdeki kola kutularına içinde patlayıcı tuzaklanmış olabilir diye düşünen, yani insani duygular yaşayan bu kahraman  tekrar askere gönderilir, ne acıdır ki ‘’ komando olamaz, askerliğe elverişlidir’’ raporu ile aynı mevziye gönderirler. 

GAZİ değil! 

Bırakırlar, öylece bakarlar, hissetmezler ne yaşarlar, nasıl yaşarlar, ne hissederler . 

Bakarlar öylece kılları kıpırdamaz,  

El bombası ile yaralanmış, ölümden dönmüş ,  doktorların  çürük raporunu reddederken gazi ünvanı alacağını bilemeden ,’’ beni iyileştirin, arkadaşlarımın yanına gönderin’’ diyen yiğidi görmezden gelirler. 

GAZİ değil! 

‘’Bu topraklar ya onlara mezar olacak ya da bize şehadet! İlk kurşunu yememle sendeleyip silkinmem arasındaki zaman mefhumu ne kadar bilmiyorum. Tek hatırladığım üstüme doğru gelen teröristi bertaraf etmek, arkadaşlarımı kurtarmak… Şakırdayan keleş sesleri, yanı başımda patlayan el bombası… Uzmanımın uzaktan duyulan ‘’ Şehit ve yaralılarım var.’’ Telsiz çağrısı… 

İki kurşun daha yedim ve bunu hissetmedim bile. Sağ koluma giren şarapnel parçası… G3 ümü destek yapıp salavat getirip üzerlerine doğru hamle yapmam, el bombasını atmam ve son kurşunumu atmam… göz kararması,  ani şok, kan basıncının hızlanması, bağırış, çağırış ve sonuç; Sol göğüs üç kurşun, sağ kol dirsek hizası şarapnel parçası…’’ 

Şehit olmak üzere olan askerin’’ Komutanım ben Allah’ıma kavuşuyorum, siz intikamımı alın, çok huzurluyum, üzülmeyin,’’ deyişini duyup, hiç unutmayan yiğit bir komutan, Gazi sayılmayan! bir yiğit. 

GAZİ değil! 

Vücuduna yedi kurşun yiyip, hayatta kalmayı başarıp, gazilik  ünvanı  almak  için  çok yedi yıllar mücadele eden.  

GAZİ değil! 

Görevini yaptığı Siirt’in Kurtalan ilçesinde, pkk ile girdiği çatışmada boynundan giren ve ciğerini parçalayarak koltuk altından çıkan mermi ile ölümden dönen, tam üç ay acılar ile tedavi gören, doktorlarının ‘’ dönme’’ tavsiyelerini reddeden, gönüllü olarak tekrar yeni çatışmalara giren yiğit bir Savcı… 

 GAZİ değil! 

Buzullar gibi dağlarda gece yarısı ateşinde ısınan!!! 

Yaşam ile ölüm arasında milim fark kalan, gazi olmak için daha kaç santimi ölçülen, 

Annelerinin gece uykularında saçlarını okşadığı, babalarının gururla gözlerinin içine baktığı, hasta olduklarında ciğerlerinin yandığı, yiğit oğullarına o dağlarda saplanan kuşunlar, şarapneller… 

Onca yangınlarına rağmen dimdik ayakta duran yiğitlere, gazilik  ünvanı  alabilmek için mücadele ettiren bu düzene sadece utanç duyarak bakıyorum. 

Onları bu mücadelelerinde yalnız bırakmamak, hiç olmazsa yanlarında olduğumuzu bilmeleri için başladığım  ve  bundan sonrada her birinin hayatlarını yazacağım yazılarımdaki kullanacağım sözler için beni affetmelerini rica edeceğim. Amacım onların yaralarını deşmek değil, onların yaralarını vicdan sahibi olmalarını dilediğim devlet büyüklerine seslerini duyurmaktır. 

Vatan için vücutlarında açılmış yaralara, vücutlarından kopan parçalara rağmen ayakta duran onurlu, kahraman yiğitlerimizin önünde saygı ile eğiliyorum… 

İsimsiz  kahramanların  madalya mücadelesine. 

En derin saygılarımla gönüllerimizin Gazilerine… 

Ayşe Uçar

Ayşe Uçar

"Söz konusu vatansa,gerisi teferruattır diyen" Atatürkçü,Cumhuriyet kadını...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ