Alexa
Medya Siyaset

Kemalistler Cevap Veriyor “Harf Devrimi”

Kemalistler Cevap Veriyor “Harf Devrimi”

Cumhuriyet tarihinde belki de en çok eleştirilen, üzerinden farklı görüşler üretilen konuların başında 1 Kasım 1928 tarihinde hayata geçirilen Dil Devrimi geliyor.

Kimilerine göre bütün bir milletin bir gecede cahil kalmasına, kimilerine göre kültürümüzden, dinimizden kopmamıza sebep olmuştu. Durum sanılanın aksine bir gecede oldu bitti ile gerçekleşmemiş, neredeyse 150 yıllık maziye sahip bir ihtiyaç hayata geçirilmişti.

Kavramların, olayların, zaman ve mekan ekseninde değerlendirilmediği, yalan ve iftira üzerine kurulu bir tarih anlayışının genç beyinlere yerleştirilmek istendiği süreçler yaşıyoruz. Tarihçi kılığında toplum mühendisliği yapanları, hayal dünyalarını gerçek gibi aktaranları artık televizyon ekranlarında, radyolarda, yazılı ve sanal basında her an görmek durumundayız.
İkinci bölümü yayınlanan bu yazı dizisi bu ihtiyaçtan doğmuş, yalnız gerçeği arzulayan tarih severlere hitaben yazılmıştır.

KEMALİSTLER CEVAP VERİYOR ‘’ HARF DEVRİMİ ‘’

Osmanlıca, Arap ve Fars alfabelerinin karışımı ile hazırlanmış, Türkçe kelimeler barındıran bir yazım şeklidir. Arapçanın çekimli bir dil olmasına karşın Türkçe sondan eklemeli bir dil yapısına sahiptir. Bu gibi  bir takım teknik sorunlar, yazım kurallarında sorun yaratmaktaydı.

Harf Devriminin gerçekleştirilme nedenlerinin başında ihtiyacı karşılamaması, Osmanlıda halk ve aydın dünyası arasında oluşan uçurum gelir. Ağız yapınıza uygun olmayan bir yazı şekli ile bilim üretemez, edebi eser meydana getiremezsiniz. Türkçe, sesli harflerin yoğunlukla kullanıldığı bir dil olmasına karşın, Arap alfabesinde sınırlı sayıda sesli harf vardır. Osmanlıca bilenler bu durumun zorluğunu anlayacaktır, bilmeyenler için örnek verecek olursak   ;“kef” ve “lam” harfleri ile yazılan bir sözcüğün “kel” mi, “kil” mi, “gel” mi, “gül” mü okunacağına karar vermek oldukça zordur’’ (1)

Harf Devriminden sonra halkı aydınlatmak üzere hazırlanmış bu görsel, Osmanlıca bilmeyenler için durumu özetler nitelikte. Aynı harfler ile yazılmış bir kelime üç manaya gelebilmekte, ancak yazının gidişatına göre hangisi olduğuna karar vermek mümkün oluyor.

Harf Devriminin kökleri esasen Osmanlıya dayanır. Osmanlı aydınları Arap alfabesinden doğan sorunlara dikkat çekmiş ve çözüm önerileri sunmuşlardı.
Münif Paşa, Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’nin 11 Mayıs 1862 tarihinde vermiş olduğu konferansta yetersiz olan Arap alfabesini ıslah etmenin gerekliliğinden bahsetmişti. Osmanlı aydınlanma hareketinin öncülerinden Ali Suavi’de 1869 yılında Paris’te yayınlanan  ‘’ Ulum’’ gazetesinde  “Lisan ve Hatt-ı Türki” isimli bir makale kaleme almış ve kusurlu bulunan Arap alfabesinde ıslahat yapılması gerektiğini vurgulamıştı.

Yine Osmanlı aydınlarından Celal Nuri, Harf Devrimi yapılmadan yıllar önce ‘’ Tahrir-i Tedenniyat-ı Osmaniye Mukadderat-ı Tahriye’’ isimli kitabında harf ve yazı meselesine şu sözlerle yaklaşıyordu:

“Harflerimiz berbattır. Bu harflerle biz işimizi göremeyiz. Bunlar yetersizdir. Harflerimizin noksanından, bir işe yaramadığından, gayr’i ilmi bulunduğundan burada bahsetmeyeceğiz. Yalnız şurasını söyleyeceğiz ki, bu harfleri ve bunlarda yazılmış şeyleri halk kolaylıkla öğrenemiyor.’’

Celal Nuri Bey

Osmanlı aydınlarının henüz Harf Devrimi yapılmadan yıllar evvel başlattıkları bu tartışma, Enver Paşanın da üstünde durduğu hatta kısmi olarak uygulamaya koyduğu bir meseleydi. ‘’ Birinci Dünya Harbi öncesinde Enver Paşa da, bitişik harfli yazı yerine, ayrık harfli yazıyı askerler için kabul ederek orduda okur yazarlığı yaymak tecrübesine girmişti. Harp bunun gelişmesine engel oldu.‘’ ( 2 ) 

“Harfleri Islah Cemiyeti”nin
1914’te yayınladığı “Enver Paşa Alfabesi”. (3)

Öyle ki Harf tartışmaları daha devrimden 5 sene evvel toplanan 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresinde gündeme gelmiş, bir yazı değişikliğine gidilmesi konusunda fikirler ortaya atılmıştı, kongre başkanı Kazım Karabekir Paşa tarafından reddedilerek tartışma dışı bırakıldı.

Atatürk devrimlerinin tepeden inme olduğunu iddia edenler hayli çoktur. Danışmadan, bir gecede karar verilerek yapıldığı sanılan bütün devrimler aslında aylarca ve hatta yıllarca süren tartışmaların ürünüdür. Bir gecede cahil kaldığını zanneden cahiller, Atatürk’ün emriyle dil komisyonunda çalışmaya başlayan Ahmet Cevat Emre’nin Atatürk’ün İzmit’te konakladığı gece anlattıklarını aktararak aslında Atatürk’ün dil meselesinde çekingen olduğunu bunu ancak ilim sahibi insanların tartışarak aşacağını düşündüğünü belirtir.
Gazi, Ahmet Cevat Emre’ye :
‘’ Ben o adamım ki ordunun, memleketi ve milleti muhakkak bir neticeye götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat ilim ve bilhassa içtimaî ilim sahasına dahil işlerde, ben kumanda vermem. Bu vadide isterim ki, beni alimler irşad etsinler. Siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz. İçtimaî ilmin güzel istikametlerini gösteriniz. Ben takip edeyim .’’ (4)

Bu sözlerden sonra emin oluyoruz ki Atatürk, bir diktatör edasıyla hiçbir işi halletmeye kalkmamış, görevleri ehline vererek sonucun kaliteli olmasını istemiştir. İlim sahiplerinden kendisine önderlik etmelerini, kendisinin de onları takip edeceğini beyan etmiştir.

Bütün bu tarihsel birikim ve hazırlık, artık zamanı gelen Harf Devrimi için genç Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucusu Atatürk’ü harekete geçirmişti.
Bu amaçla 1928 yılı Haziran ayında Atatürk’ün isteğiyle Ankara’da bir komisyon kurularak çalışmalara başlandı. Maarif Vekaleti Müsteşarı Mehmet Emin Erişirgil, Talim ve Terbiye Dairesi reisi İlhan Sungu, Ruşen Eşref Ünaydın, Profesör Ragıp Hulusi, Ahmet Cevat Emre, İbrahim Grandi ve Falif Rıfkı Atay bu komisyonda görev alan azalardı. Uzun ilmi tartışmalardan sonra komisyon raporu Falih Rıfkı Atay aracılığıyla Atatürk’e sunuldu. Falih Rıfkı Atay, Atatürk ile arasında geçen diyaloğu şöyle aktarıyor :

‘’ Atatürk bana sordu :
Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz ?
– Bir on beş yıllık uzun, bir de beş yıllık kısa mühletli iki teklif var, dedim…

Yüzüme baktı:
-Bu ya üç ayda olur, ya hiç olmaz, dedi. ‘’

Mensubu olduğu milletin yaşam tarzını ve ihtiyaçlarını çok iyi bilen Atatürk, herhangi bir ekonomik buhran, savaş gibi bir durum söz konusu olursa bu işin aksayacağını belki de tamamen unutulacağını çok iyi biliyordu. Herkesin korktuğu, temkinli yaklaştığı olaylarda öncü olan, radikal kararlar alan Atatürk bir an evvel bu devrimin yapılması taraftarıydı.
Tarih onu haklı çıkardı mı ?
Kuşkusuz !

1 Kasım 1928 Meclisin yıllık toplantı açılış gününe rast gelmişti. Açılış konuşmaları sona erince aza heyeti çalışmalarını tasarı haline getirdi  ve meclisin oyuna sunuldu. İtiraz olmadan 3153 kanun numarası ile Yeni Türk Harflerinin kabulü gerçekleşti. 3 Kasım’da Resmi Gazetede yayımlanan kanun resmi olarak yürürlüğe girdi. Kanuna göre 1 Ocak 1929 tarihinden itibaren basılacak bütün yayınlar Latif Harfleri ile basılmak zorundaydı.

Kadınların binde 4, erkeklerin yüzde 7 okuma yazma bildiği bir dönemde, bitmiş, tükenmiş milleti tekrar ayağa kaldıran Atatürk sayesinde halk okuma yazma seferberliğine katılmış, Millet Mekteplerine koşmuştu. Memleketin dört bir tarafına hücum eden aydınlar ve öğretmenler bu ilim savaşını kazanacaklarına dair söz vermişlerdi .

‘’ 1923 yılında nüfusun % 2.5’i okuma-yazma biliyordu

1928 yılında ülkedeki okur-yazar oranı % 10.6, öğrenci sayısı 350.000 civarında iken, 1938 yılında okur-yazar oranı % 22.4’e, öğrenci sayısı ise 1.110.000’a çıkmıştır.

1923’te, tüm ilkokulların sayısı 4.894, öğrenci sayısı 341.941, öğretmen sayısı 10.238 iken, 1932 yılında okul sayısı 6.788’e, öğrenci sayısı 567.361’e, öğretmen sayısı 15.064’e yükselmiştir.

1938 yılında ise okul sayısı 7.862’ye, öğrenci sayısı 813.636’ya, öğretmen sayısı ise 17.120’ye ulaşmıştır. ‘’ (5)

 

Bütün bu veriler gösteriyor ki, Harf devrimi amacına ulaşmış ve millet tarafından benimsenmiştir.
Bugün Türkiye’nin aydın sınıfı ve yetişmiş toplumu, atılan bu radikal adımların eseridir. Bu yoldan, modern çağda bile dönmek, eskinin karanlığına çekilmek isteyenler çoktur. Ancak Türk toplumu devrimleri benimsemiştir ve yüzünü yalnız ileriye çevirmiş, hedefine muasır medeniyetler seviyesini koymuştur.

Sonuç olarak görüyoruz ki bağnazlığın hedefindeki Harf Devrimi Osmanlıdan süre gelen bir ihtiyaç neticesinde doğmuş, çekimser politikacı ve idareciler yüzünden hayata geçirilememiştir. İçinden yetiştiği halkın ihtiyaçlarını çok iyi bilen Atatürk, bu meseleyi çok genç yaşlardan itibaren düşünmeye başlamış ve millete önderlik zamanı geldiğinde hayata geçirmiştir.
Harf Devrimi ile kimse cahil kalmamış, bilakis yüzyıllar boyunca cahil bırakılmış halk aydınlatılmıştır. Vatanı yalnız İstanbul ( Başkent) ‘dan ibaret gören basiretsiz yöneticilerin aksine, Cumhuriyet herkese fırsat eşitliği sağlamış, her öğrenciye okuma imkanı sunmuştur.
Başka memleketlerde böylesine büyük devrimler ( Toplum yararına) yapmış bir başka lider bilmiyorum. Böylesine büyük devrimlerin mimarı, bir toplumu yoktan var eden bir kurtarıcıya mesnetsiz, ipe sapa gelmez iddialar ile saldırıldığını da yalnız bizim memlekette görüyorum.
Gelin değerlerimize, kurucularımıza, Orta Doğu cehenneminin ortasında bir huzur yuvası olan vatanımıza sahip çıkalım.
Başka Türkiye yok !


KAYNAKÇA

1. SİNAN MEYDAN, CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI
2. ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR, TEK ADAM, C.3
3. MURAT BARDAKÇI ,GAZETE HABERTÜRK, ENVER PAŞA YAZISI, 07.12.2014
4.ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR, TEK ADAM, C.3
5.AYDINLIK GAZETESİ, TÜRK HARF DEVRİMİ’NİN 89. YILI, 1.11.2017

 

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Badem ÇAĞLA dedi ki:

    Osmanlı’nın ilk döneminde padişah isimleri ;
    Osman
    Orhan
    Murat
    Mahmut
    Mehmet vs. idi.
    Son dönemlerde neden ;
    Abdülmecit
    Abdülaziz
    Abdülhamit
    Vahdettin vs oldu ?
    Çünkü Osmanlı araplaştı !

    Biz türküz dilimiz de türkçe kalmalı…

  2. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Türk, Türkçe, Türkiye ve Atatürk düşmanlarını teşhir eden MUHTEŞEM yazı dizisinin bu ikinci MÜKEMMEL bölümü için de özel ve içten tebrikler ve teşekkürler sana sevgili Ekin.

BİR YORUM YAZ