Alexa
DOLAR 7,8132
EURO 9,1684
ALTIN 476,552
BIST 1123,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 30°C
Parçalı Bulutlu

Kimsesizlerin Kimsesiydi, Ya Şimdi?

Kimsesizlerin Kimsesiydi, Ya Şimdi?
17.04.2020 - 21:09
A+
A-

Türkiye Cumhuriyeti; insanlığın düşünsel evriminin bir ürünü olan Aydınlanma ilkeleri ve bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir”şeklinde ifade edildiği gibi çağdaş fikirlerin üzerine inşa edilmiştir. Ama Ortaçağ devleti olan Osmanlı’da durum böyle değildi! Osmanlı zamanında ülkenin tamamı padişahın mülküydü! Üzerinde yaşayan insanlar da kulları! Yani devlet demek, padişah demekti! Zaten padişaha da“Devletlum” diye hitap edilirdi.

Eşitlik, kardeşlik, özgürlük, vatan ve millet gibi kavramlar Osmanlı’da yoktu! Bunlar insanlığın düşünsel evriminin bir ürünüydü. Osmanlı bu fikirlere düşmanca bakardı ve bu fikirlerin peşinde olanları hain olarak yaftalar, takibata uğratır, sürgün eder, zindanlara atar ve katlederdi.

Abdülhamit Kafasıyla Olmaz!

Yaşadığımız topraklarda “Vatan, Millet ve Hürriyet”gibi kavramları bilinçli olarak ilk defa kullanan aydınımız; Namık Kemal’di. Eserlerinde bu kavramlara yer verir ve işlerdi. Bu yüzden Namık Kemal,II. Abdülhamit tarafındanhain ilan edildi, sürgüne gönderildi ve 48 yaşında yaşamını Rodos’ta kaybetti, daha doğrusu öldürüldü. Eğerrol modeliniz II. Abdülhamit ise vatan ve millet gibi kavramlar sizin için ancak istismar konusudur, gerçekte bu kavramlara inanmıyorsunuz demektir.

“Benim büyükelçim, benim askerim, benim valim, benim polisim, benim hâkimim, benim savcım” söylemleri; çağdaş olmayan, Cumhuriyeti içselleştirmemiş birOrtaçağ kafasının ürünleridir. Olması gereken;“Milletin ve devletin büyükelçileri, askerleri, valileri, polisleri, hâkimleri ve cumhuriyetin savcılarıdır”.

Evet, 18 yıllık AKP İktidarı döneminde “iki ileri bir geri” taktiği ile ne yazık ki Cumhuriyetimizin kazanımları çok ciddi şekilde tahrip edildi. Artık iktidar, çıkardığı ve çıkarmak istediği kanunlarla “kimsesizlerin kimsesi”olan Cumhuriyet idealini,“zalimin, ezenin, güçlünün, zenginin, patronun ve suçlunun kimsesi” olan çağdışı bir yapı haline getirmeye çalışmaktadır.

Patronların İnsafına Terk Ediyor!

Korona Virüsü salgınının ekonomik yıkıcı etkisini hafifletmek için tüm dünya devletleri ekonomik paketler açıklıyor, karantina uygulamaları nedeniyle çalışamayan ve evde oturanların işten çıkarılmasını ve ücretsiz izne gönderilmesini yasaklıyor, emekçisine ve halkına parasal destek veriyor.Türkiye’deki iktidar ise halkın önüne mendil açıyor ve para istiyor, işçisinin ve emekçisinin ücretsiz izne çıkarılmasının önünü açmak ama grev gibi hak taleplerinin önünü kapatmakiçin yandaş patronlarının isteğini yerine getirerek kanun çıkarıyor. Yani kimsesizleri ezmeye çalışıyor ve patronların insafına bırakıyor!

Daha geçen gün çıkardığı ve kamuoyunda “Af Kanunu” olarak bilinen “7242 Sayılı, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’’ ileher türlü melaneti işlemiş suçluları kanun kapsamına alıyor ama düşünce, ifade ve basın özgürlüğünden kaynaklanan suçları af ve indirim kapsamı dışında bırakıyor.

Hukuki, İnsani ve Ahlaki Olmalı

Bugün geldiğimiz yer itibarıyla iktidarın emir ve komutayla çıkarttığı kanunlar bizatihi haksızlığın ve zulmün araçları haline gelmiştir. Her devletin kanunları var, kabile devletlerinin bile! Günümüzden yaklaşık olarak 4 bin yıl önce Mezopotamya’da yaşamış olanBabil Kralı Hammurabi’nin de kanunları vardı! Kanun yapmak mesele değil! Esas olan; kanunları hukuki, insani ve ahlaki yapabilmektir.

Merak ediyorsunuzdur; “Kanunun hukuki ve insani olanını anladık da ahlaki olanı nasıl oluyor?”diye! Nasıl mı oluyor, şöyle oluyor! Kamu İhale Kanunu Mayıs 2018 itibarıyla, 16 yıllık dönemde 186 defa değişmiş. 187 ayda 186 kez kanun değişmiş. Ortalama olarak, her ay bir defa. Son iki yıldaki değişiklikleri de üstüne ilave edersiniz.

Temizlik Önemli

Şimdi soruyorum; sizce niçin değişmiştir? Bu değişikliklerin nedenini ahlaki olarak izah edebilir misiniz? Dünyanın neresinde böyle bir kepazelik olmuştur? Ben size niçin olduğunu söyleyeyim. İhaleyi adresine teslim edebilmek, avantayla lavantayı kolaylaştırabilmek, kamunun yani sizin yani kafasında tüy bitmemiş yetimin ve öksüzün hakkı olan paraları yandaşlara aktarabilmek için!

Gerek kişisel, gerekse toplumsal anlamda temizlik gerçekten çok önemli. Bunlar; fiziksel, ruhsal ve zihinsel temizliktir. Fiziksel temizliğin ne kadar önemli olduğunu bu günlerde yaşadığımız Korona Virüsü salgını ile daha iyi anlıyoruz ve uzmanlar bunun önemini her gün anlatıyorlar. Kişisel temizlik, sadece el yıkamak değildir. Çağdaş bir insan, her gün en az bir defa banyo yapabilmeli! Kılığı, kıyafeti, yaşadığı evi, çevresi, şehri, ilçesi ve köyü de temiz olmalı.

En Önemlisi Zihinsel Temizlik!

Ruhsal temizlik de aynı öneme sahip. Dinler, dinsel ritüeller, dualar ve meditasyonlar insanın ruhsal temizliğine yöneliktir. Örneğin abdest almak; fiziksel temizliğe yönelik değil, ruhsal temizliğe yönelik bir ritüeldir. Gerçekte fiziksel temizliğe yönelik olsaydı “Su bulamaz isen elini toprağa sür sonra elini yüzüne sür ve sonra kollarını sıvazla” denir miydi? Bu bir ruhsal temizlik ritüelidir. Tüm İbrahimî dinlerde var. Hristiyanlardaki vaftiz töreni de ruhsal temizlik için yapılan birritüeldir. Katoliklerde su serpilerek,Ortodokslardakişi suya batırılıp çıkarılarak yapılır. Burada su, ruhsal temizlik ritüelinin bir aracıdır. Musevilikte de vardır. Hatta antik Mısır’da, Sümer’de, antik Yunan’da veRoma’da da vardı! Hindu dininde Ganj Nehri’nde yıkanmak da fiziksel temizlik için yapılmaz. Ama ritüelleri niçin yaptığınızı bilmez ve amaca yönelik konsantre olamaz iseniz,ruhsal temizliğiasla sağlayamazsınız.Tabii ki ruhsal temizlik için başka yol ve yöntemler de vardır.

En önemli temizlik ise zihinsel temizliktir. Zihin temiz değilse; diğer iki temizlik soldaki sıfır gibidir, kişi ve toplum için önemini kaybeder. Bugün için beşeriyetin geldiği zihin durumu; akılcı ve bilimsel olma durumudur. Burada akılcılıkla kastedilen diyalektik ve sorgulayıcı düşünme, bilimsellikle kastedilen ise pozitif bilimdir.

İktidarın Zihni Kirli

Siyasal dincilik, mezhepçilik, din üzerinden kimlik tanımı, hastalıkların, deprem, sel ve yangın gibi felaketlerin Allah tarafından verilen cezalar olduğu ve dinsel ritüellerin felaketlere deva olduğu düşüncesiinsanlığın geçmiş dönemine ait zihin durumudur. Günümüzde bu zihin durumu ile çağı yakalayabilmek, çağdaş ve teknolojik ürünler üretebilmek, devamlı değişen ve evirilen dünyaya ayak uydurabilmek, sorunlarını çözebilmek mümkün değil.

Ne yazık ki ülkemizi yöneten iktidar,beşeriyetin bugün ulaştığı zihin durumunda değil. Yani zihni kirli. Çünkü iktidar, doğru olduğunu sandığı “Siyasal İslamcı” bir ideolojinin ve “Yeni Osmanlı” denen ve geçmişin aklını temsil eden bir hayalin peşinden var gücüyle gidiyor ve Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmeye çalışıyor. Bu kafayla esenliğe çıkabilmek, birlik ve beraberliğimizi devam ettirebilmek, hatta Korona Virüsü salgınını asgari can ve ekonomik kayıpla atlatabilmek mümkün değildir.

ETİKETLER:
Türker Ertürk

Türker Ertürk

1957 yılında Trabzon’da doğan Türker Ertürk, ilköğrenimini İstanbul’da, orta öğrenimini ise Ankara ve Trabzon’da tamamladı. 1971'de Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesi'ne başladı. Lise ve müteakiben o zaman yine Heybeliada’da bulunan Deniz Harp Okulu mezuniyetinin ardından, 1979 yılında subay olarak donanma saflarına katıldı. 2008 – 2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı. Bu görevde de birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan Ertürk, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı icra edilen psikolojik savaşta komutanlarının bu süreci iyi yönetemediği ileri sürerek 9 Ağustos 2010 tarihinde istifa etmiş ve mücadelesine siyasi yaşamda devam etme kararı vermiştir. Türker Ertürk askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra birçok televizyon ve radyo programına katılmış, makaleleri yayınlanmış, çok sayıda konferansta konuşmacı olarak katılmıştır. Özden Ertürk ile evli olan Türker Ertürk'ün Deniz Sinem Ertürk İlhan ve Berrak Ertürk adlarında iki kız çocuğu vardır.
Türker Ertürk Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.