Alexa
Medya Siyaset

Kısa Bir Hayata Sığdırılmış Uzun Bir Hikaye Onunki

“Hepimizin bu dünyada sınırlı zamanı var ve hayatlarımızı mümkün olan en dolu şekilde yaşamak için birbirimizi yüreklendirmemiz gerekiyor.”

Kısa Bir Hayata Sığdırılmış Uzun Bir Hikaye Onunki

Koç Holding’in kurumsal dergisi Bizden Haberler  ölümünden kısa bir süre sonra Mustafa Koç ’un hayatının ele alındığı özel bir sayı yayınlamıştı.

Çocukluğundan ölümüne kadar Mustafa Koç’un hayatından kesitlere yer verilen dergide, Koç’un hafızalara kazınan cümleleri ile bazı fotoğrafları da okuyucularla paylaşılmıştı.

Bende ölümünün ikinci yılında kısacak ömre sığdırılmış o uzun hayat hikayesini sizinle paylaşmak istedim.Dediğim gibi çok kısa bir hayat ama o kısa hayata sığdırılmış bu uzun hikayeyi sizlerle 4 bölüm halinde paylaşacağım.

Mutlu Bir Hayata Başlangıç 1960-1975

Mustafa Koç, 1960 yılının 29 Ekim’inde dünyaya geldi. Bayram coşkusu içinde doğan bu çocuk, o dönem ilk torun olarak tüm ailenin de mutluluk kaynağıydı. Baba Rahmi M. Koç yıllar sonra onun doğduğu ilk günü mutlu bir tebessümle şu şekilde anlatıyordu:

“Doğduğu ilk günü daha dün gibi hatırlıyorum. Hemşireler kucaklarında Mustafa ile gelerek ‘bir oğlunuz oldu’ dediklerinde, bir baba olarak fevkalade sevinmiştim.”

Hayatı boyunca en karakteristik özelliği olan güler yüzünü, sevecenliğini, sevgi dolu yüreğini ve vicdanını da bu mutlu çocukluk sayesinde kazandı. O da her çocuk gibi evden kaçtı, yaramazlık yaptı. Folklor da oynadı, kayak da yaptı. Ancak en çok futbol oynamayı sevdi. Bir de göklere sevdalıydı… Elinden hiç düşürmediği minyatür uçağının burnu hep göklere bakıyordu. Yüzündeki mutluluğun ise tarifi imkansız…

“Hepimizin bu dünyada sınırlı zamanı var ve hayatlarımızı mümkün olan en dolu şekilde yaşamak için birbirimizi yüreklendirmemiz gerekiyor.”

Mustafa  Koç

 Başarı Dolu Bir Hayata Mutlu Bir Başlangıç

1960 yılının 29 Ekim günü tüm Türkiye, Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusunu yaşarken, Pakize Tarzi Kliniği’nde ve Koç Ailesi’nin konutunda bambaşka bir heyecan ve bekleyiş hâkimdi. Rahmi M. Koç’un ilk çocuğu ve Vehbi Koç’un ilk torunu olan Mustafa V. Koç’un dünyaya gelişi başta babası Rahmi M. Koç ve annesi Çiğdem Simavi olmak üzere tüm aile için büyük bir heyecan ve mutluluk kaynağı olmuştu. Rahmi M. Koç yıllar sonra o günü yeniden hatırlayarak Mustafa V. Koç’un doğumu hakkında şunları söyleyecekti: “Doğduğu günü çok iyi hatırlıyorum. 29 Ekim 1960 Cumartesi gecesi hemşireler geldi ve ‘bir erkek çocuğunuz oldu’ dediler. Mustafa odaya gelince ana, baba olarak fevkalade sevindik. O zamanlar cinsiyetini önceden bilmek pek mümkün değildi. Dolayısıyla ailenin soyadını taşıyacak bir evladımızın dünyaya gelmesi hepimizi çok mutlu etti.”

Doğumuyla herkesi çok sevindiren bu çocuğun adı ise o doğmadan önce hazırdı… Anne ve baba çoktan kararını vermişti. Bu sarı saçlı, mavi gözlü güzel bebeğin adı Mustafa olacaktı. Annesi Çiğdem Simavi bu ismi tercih etmelerinin sebebini şu şekilde açıklıyordu: “İsmi aklımda hazırdı. Hem babasının tarafında hem de bizim tarafımızda Mustafa olduğu için bu isim herkes tarafından onaylandı.” Baba Rahmi M. Koç ise; Mustafa isminin büyükbabasının ve kendisinin göbek ismi olduğunu hatırlatarak, isabetli bir isim tercihi yaptıklarını söylüyordu.

Rahmi M. Koç’un tasviriyle “mısır püskülü gibi sapsarı” saçları olan Mustafa’nın doğumu, sadece anne babasını değil, herkesi mutlu etmişti. Mustafa V. Koç’un halası Semahat Arsel onun doğduğu gün duyduğu mutluluğu daha sonra şu sözlerle anlatacaktı: “Mustafa’nın doğumu bütün ailede büyük bir sevinç olmuştu. Çünkü bizden sonraki kuşaktan ilk çocuk oydu.”

İlerleyen yaşlarında sıcakkanlı tavrı, birleştirici özelliği ve güler yüzüyle tüm Türkiye’nin gönlünü kazanacak olan Mustafa V. Koç’un bebekliği oldukça zorluydu aslına bakılırsa. Minik Mustafa’nın hiç dinmeyen ağlamaları aileyi endişeye düşürüyordu. Onun doğumundan sonra Ankara’ya dönen aile, Mustafa’nın bir doktora görünmesini uygun buldu. Baba Rahmi M. Koç, BernarNahum’dan bir doktor tavsiye etmesini istedi. BernarNahum da ahbabı olan rahmetli Prof. Dr. İhsan Doğramacı’yı önerdi. Zaten İhsan Doğramacı, Vehbi Koç ile ahbaplığından dolayı hem kendisinin hem de Semahat Arsel’in doktoruydu. Mustafa’yı muayene eden İhsan Doğramacı, o gün pek çok konuda ailenin içini rahatlatmıştı. Keza Rahmi M. Koç’un tek endişesi Mustafa’nın sürekli ağlaması değildi. Rahmi M. Koç bu endişesini şu sözlerle anlatıyordu: “Hep boyu kısa olacak diye endişe ederdim ve bu endişemi doktorumuz İhsan Bey’e anlattım. O günü hiç unutmam, ben bunu söyler söylemez İhsan Doğramacı, Mustafa’yı bizim çarşaf koyduğumuz çekmeceye yatırdı ve oradan bir ölçüm yaparak bana; ‘Merak etmeyin, bu çocuk uzun boylu olacak’ dedi. Keza dediği gibi de oldu.”

ÜÇ YARAMAZ ERKEK BİR EVDE

Mustafa Koç’un çocukluğu hepimizin çocukluğu gibi geçti aslına bakılırsa… Futbol oynamak için evden kaçtı, mahalle arasında çift kale maç yaptı, kardeşleriyle kavga etti, yaramazlık yaptı… Yaramaz bir çocuk olduğunu çeşitli vesilelerle babası Rahmi M. Koç da sık sık anlattı. Ancak diğer pek çok babanın aksine yaramaz çocuk sevdiğini söyleyerek Mustafa’nın tüm yaramazlıklarının içten içe hoşuna gittiğini de itiraf ediyordu.

Mustafa Koç’un yaramaz bir çocuk olması en çok evdeki erkek kardeşlerini zorlardı. Çocukken sürekli birbirleriyle dövüşerek oyunlar oynadıklarını söyleyen Ömer M. Koç, aralarında 18 ay gibi kısa bir süre olduğu için belli bir yaşa kadar ikiz gibi büyüdüklerini, aynı odada kaldıklarını ve bir örnek giydirildiklerini anlatıyor. Sürekli bir arada oldukları için çok sık da kavga ettiklerinden de bahseden Ömer M. Koç, Mustafa V. Koç ile geçen çocukluk anılarını şöyle aktarıyordu: “Emektar şoförümüz bizi Mecidiyeköy’den alır, Maçka İlkokulu’na götürürdü. Okula giderken ve bilhassa okul dönüşü arabada çok kavga ederdik. Şoförümüz de bizi yatıştırıp sakinleştireceğine ‘Vur gözüne karakolu görmesin, daha hızlı vur’ diyerek ortalığı büsbütün kızıştırırdı.”

Mustafa ve Ömer’in kendi aralarında yaptığı bu kavgalar küçük kardeşleri Ali’ye yaptıklarının yanında oldukça hafif kalırdı. Ali Y. Koç, küçük yaşında iki ağabeyinin zorlu oyunlarına maruz kalırdı. Ali Y. Koç, çocukluğunda yaşadıklarını daha sonra şu şekilde anlatıyordu: “Aramızdaki yaş farkı nedeniyle ben şamar oğlanı gibiydim. Evimizde Çin işkenceleri söz konusuydu. Işıkları kapatıp beni telefon kablolarıyla bağlarlardı ve biri fener tutup diğeri de kaşlarımı çekerdi. Ancak ben yine de onların yanından hiç ayrılmazdım ve hiç de şikayet etmezdim.”

İki oğlunun, küçük oğlu Ali Y. Koç’u ne denli zorladıklarını baba Rahmi M. Koç ve anne Çiğdem Simavi de kabul ediyordu. Rahmi M. Koç, Mustafa ve Ömer’in bir defasında Ali’yi soğuk odaya kapattığını, Çiğdem Simavi ise Ali Y. Koç’un üstünden bisikletle atladıklarını anlatıyordu.

Belli bir yaşa kadar aynı çatı altında yaşayan ve hep bir arada olan üç kardeşin sünnet düğünleri de birlikte olmuştu. Dede Vehbi Koç ve babaanneleri Sadberk Koç bu düğünü çok önemsemişti. Sadberk Hanım çocuklar için evde kendi koleksiyonundan özel bir yatak yaptırmış ve misafirler bu yatak etrafında ağırlanmıştı.

Vehbi Koç ise Mali İşler Müdürü İsakEskinazi’ye yazdığı bir mektupta çocuklara verdiği sünnet hediyesi için şunları yazmıştı: “Rahmi’nin çocuklarına, benim bir sünnet düğünü hediyesi yapmam lazım. Hisse senedi vermeyi düşündüğümü söylemiştim. Bu hisse senetleri kendilerine verilmeyecek, ayrı bir hesapta tutacaksınız, bunların geliri ile yüksek tahsillerini yapacaklar.”

EVİN NEŞE KAYNAĞI

Evdeki tüm kavgalara ve didişmelere rağmen üç kardeş birbirlerine her zaman sahip çıkarak, birbirlerini kollayarak ilişkilerini sürdürdüler. Mustafa Koç’un her zaman çok iyi bir ağabey olduğunu söyleyen Ali Y. Koç, onun için “Her zaman dertleşebileceğim, sır verebileceğim, başım sıkıştığı zaman da yanına gidip yardım alabileceğim bir ağabey olmuştur. Zaman zaman da hayatın içinde yaşadığımız kötü hadiselerde yanımda olmuş ve beni zor durumlardan kurtarmıştır. Bu yüzden de ona ayrıca teşekkür ediyorum” diyordu.

HER ZAMAN MUTLU, GÜLER YÜZLÜ  VE GÜZEL YÜREKLİ…

Ali Y. Koç’un da anlattığı ve bugün de insanların hafızalarında hep güler yüzüyle kalan Mustafa V. Koç’un mutluluğu, güzel yüreği, cana yakınlığı ve vicdanı çocukluktan gelen bir özelliğiydi. Halası Semahat Arsel’in de söylediği gibi Mustafa V. Koç çok sıcak, cana yakın ve yabancıları yadırgamayan, sokulgan bir çocuktu.

Bu özellikleri bir anlamda her dönemde Mustafa V. Koç’un da hayat anlayışı oldu. Çiğdem Simavi büyük oğlunun karakteristik özelliklerini anlatırken şunları söylüyordu:

“Çok sevecen, arkadaşlarını düşünen, hep liderlik eden bir çocuktu. Ön yargıları az, yumuşak, ortalığı yatıştıran, insan ilişkileri daima çok iyi olan bir çocuk olmuştur. Mustafa’nın en önemli özelliklerinden biri de onun yüzüne yansıyan vicdanıydı… Çocukluğunda başımıza gelen bir hadise onun ne denli vicdanlı olduğunu bize göstermişti. Bursa’ya kayağa gittiğimiz bir gün, Mustafa ayakkabıları, kayağı olmadan çıplak ayakla yanımıza gelmişti. Meğer o gün yolda kendisine içli içli bakan bir çocuk görmüş ve dayanamayıp ayakkabısını ve kayağını bu çocuğa verip, kendisi de çıplak ayakla epey bir yol yürüdükten sonra otele varmıştı. Hatta tanıklık eden birkaç yakın tanıdığımız da bu olaydan dolayı çok duygulanmıştı.”

HER ZAMAN SPORTMEN VE BÜYÜK BİR FENERBAHÇELİYDİ!

Mustafa Koç’un hayatının büyük bir bölümünde yer tutuyordu spor… Çocukluğundan itibaren akla gelecek her türlü sporla ilgilendi. Her zaman spor yapardı… Fotoğraf arşivine şöyle bir göz attığınızda, onu folklor oynarken, kayarken, futbol oynarken ya da başka bir spor dalıyla uğraşırken görmeniz pek mümkündür. Ancak tüm bunların arasında çocukluğunda en sevdiği spor futboldu. Beşiktaşlı bir babanın çocukları olarak futbolla ilgilenmeye başladıkları ilk yıllar onlar için siyah-beyaz renklerden oluşuyordu. Ancak Rahmi M. Koç’un yanında çalışan Kamer Kaya, Mustafa’yı gizli gizli Fenerbahçe maçlarına götürerek onun Fenerbahçeli olmasına sebep olmuştu. Mustafa V. Koç ise kendi ifadesiyle son derece demokratik bir biçimde “Oğlum başka seçeneğin yok. Sen de Fenerbahçeli olacaksın” diyerek o sıralar 5 yaşında olan Ali Y. Koç’un da Fenerbahçeli olmasını sağlamıştı. Beşiktaşlı Rahmi M. Koç, oğullarının Fenerbahçeli olduğunu fark ettiğinde ise artık iş işten çoktan geçmişti. Bu takım tercihinden yıllar sonra Rahmi M. Koç: “Takım konusunda daha çocukken Mustafa ve Ali’yi kaybettim ama Ömer hala benim gibi Beşiktaşlı!” diyecekti.

Ancak Mustafa Koç yıllar sonra verdiği bir röportajda Fenerbahçe’yi çok sevse de o yıllarda aldığı kararından dolayı zaman zaman pişman olduğunu şöyle ifade etmişti:

“Babamın yaşı ilerledikçe, enerjisi artıyor, günü 36 saat gibi yaşıyor. İçindeki Beşiktaş sevgisi iyice su yüzüne çıkıyor. Fenerbahçe başarılı olunca, babamın üzüldüğünü görüyorum, ben de üzülüyorum. Beşiktaş başarılı olunca, babam seviniyor ama benim üzüldüğümü görünce, yine üzülüyor. Onun böyle etkileneceğini küçükken düşünebilsem, Beşiktaşlı olabilirdim.”

Aslında bu cümle Mustafa V. Koç’un ailesine, hayatına dokunan herkese ve her şeye nasıl bir sevgi ve tutkuyla bağlı olduğunu da anlatıyordu. Hayatında çok sevdiği bir şeyden, ondan daha çok sevdiği başka biri için vazgeçecek kadar sevgi dolu, bunu gözlemleyecek kadar duyarlı, geçmişiyle barışık, hayat dolu bir insan olduğunu da… Aslında hayat yolculuğunun küçük bir parçasının anlatıldığı bu hikaye, ileride tüm Türkiye’nin hatta dünyanın bu yönleriyle tanıyacağı ve seveceği Mustafa V. Koç’u Mustafa V. Koç yapan değerlerin de filizlendiği yıllara denk geliyor…

 Emin Adımlar 1975-2003

Çocukluktan yetişkinliğe geçiş herkes için farklı anlamlar taşır. Koç Ailesi’nin üçüncü kuşağının temsilcisi Mustafa V. Koç için bu dönem biraz gurbet, biraz özlem anlamına geliyordu. Yurt dışında sürdürdüğü eğitim hayatında onu en çok zorlayan evinden ve ailesinden uzak olmasıydı zira.

Eğitimini tamamlayıp ülkesine döndüğünde ise işinin başına geçip çalışmaya hazırdı. Öyle de yaptı… İş hayatına dedesi Vehbi Koç’un da isteği üzerine sıfırdan başladı. Ardından ise büyük bir aşkla evlendiği Caroline Koç ve iki kızıyla sürdürdüğü mutlu ailesi ile hep “örnek bir eş ve baba” olmayı başardı.

Mustafa V. Koç’un yaşamının bu kesiti, “Koç Ailesi’nin bir ferdi olarak imtiyaz sahibi olmadan” elde ettiği başarılarla anılacaktı.

İnsan belli bir yaşa gelip, sorumlulukları artınca bir ülkenin geleceği olan çocukların önemini bir kez daha anlıyor. Verdiğiniz tüm iyi ve güzel değerleri, bilgileri büyük bir hevesle özümsediklerini görmek insanda bambaşka duygular yaratıyor.

Mustafa V. Koç”

Biraz Uzak, Ama Bir O Kadar da Yakın Gençlik Yılları

Mustafa Koç için hareketli, eğlenceli, mutlu, bir o kadar da yaramazlıklarla dolu geçen çocukluk yıllarının ardından artık delikanlılık çağları başlamıştı. Orta öğrenimini Avusturya Lisesi’nde tamamlayan Mustafa V. Koç’un lise eğitiminde öne çıkan alternatif, Rahmi M. Koç’un yakın arkadaşı Karaca Taşkent’in de tavsiyesiyle İsviçre’deki LyceumAlpinum Zuoz oldu. Burada hem Almancası kuvvetlenecek hem de daha fazla disiplin kazanacaktı.

Üç kardeş için aralarında oynadıkları oyunlar tam da bu dönemde, Mustafa V. Koç’un İsviçre’ye gitmesiyle unutulmayacak bir çocukluk anısı olarak kaldı. Ali Y. Koç, ağabeyi Mustafa’nın ilk evden ayrılışını şu sözlerle anlatıyordu: “Aramızda eğitim için gurbete ilk giden Mustafa idi. Tabi Mustafa’nın gidişi evde bir boşluk yarattı. Çünkü o varken ev daha bir kalabalık, neşe doluydu. İnsanlar girip çıkıyor, futbol oynanıyordu. Bu yüzden onu gurbete göndermek benim için çok üzücüydü…”

Ali Y. Koç, ağabeyinin dönüşlerinin de kendisi için çok önemli olduğunu söylüyordu: “Onu yurt dışından dönüşünde karşılamak büyük bir keyifti benim için. Bazen beni havalimanında eker, onu karşılamaya gelen arkadaşlarıyla giderdi. O zaman çok bozulurdum. Ama çok iyi hatırlıyorum, Mustafa geldiğinde ev yeniden cıvıl cıvıl olur, herkes çok mutlu olurdu.”

Semahat Arsel’e göre Mustafa, bütün derdi sadece sınıfı geçmek olan bir öğrenciydi. Hatta Vehbi Koç daha sistematik çalışsın, muntazam olsun diye sık sık uyarırdı Mustafa’yı. Tüm bunları 1991 yılında verdiği röportajda doğrulayacaktı Mustafa V. Koç: “Lisansüstü eğitim yapmayacağım için, çok fazla üstün başarı göstermek mecburiyetim olmadı. Hiçbir zaman okulla ilgili problemim de olmadı. Üniversiteyi dört yıl içinde bitirdim.” Aynı röportajda kendisine dair samimi açıklamalarda da bulunuyordu: “En beğendiğim huyum ‘iyi bir insan’ olmam, zaafım ise ‘zaman zaman fazla yumuşak’ olmam.” Koç Ailesi’nin bir üyesi olarak doğmamış olsaydı en büyük isteğinin ne olacağını ise şu sözlerle açıklıyordu: “Çiftlik hayatını tercih eder, sakin, doğayla haşır neşir bir hayat sürerdim.”

YARIN DEVAM EDECEK

Murat Selamoğlu

Murat Selamoğlu

Ülkesi ile ilgili sorunlara kafa yoran ve bununla ilgili çözüm yolları arayan Türklüğüne aşık iş adamı. Medya Siyaset genel yayın yönetmeni. Gazeteci yamağı.Köşe yazarı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Bütün Türk ulusu ve iş dünyasının, Fenerbahçe ve Fenerbahçe’lilerin ve tüm GEZİ melekleri ve erkeklerinin omuzları üzerinde uğurlanmış olduğu cennetin en ak, pak ve parlak ışıkları içinde yatsın ve yaşasın.

BİR YORUM YAZ