Alexa
DOLAR 7,8187
EURO 9,3602
ALTIN 449,331
BIST 1328,73
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 18°C
Az Bulutlu

Kişiler, Olaylar, Fikirler

Kişiler, Olaylar, Fikirler
23.04.2020 - 12:53
A+
A-

1900-1986 yılları arasında yaşayan, ilk nükleer denizaltı olan Nautilus’u bizzat tasarlayan, politik çıkışları, geleceğe yönelik öngörüsel yaklaşımları ile düşünce, duygu ve ilkeleri özlü sözlerle (aforizma) açıklama yeteneğine sahip Amerikalı Amiral Hyman George Rickoverşöyle diyor; Küçük insanlar kişileri, normal insanlar olayları, büyük insanlar ise fikirleri tartışırlar.

Bilim insanları, felsefeciler ve yazarlar tarafından oldukça kabul gören ve çokça referans yapılan bu özdeyişte insanın küçük, normal ve büyük olması durumu ile kastedilen;insanın zihin durumu yani akıl çapı durumudur.

Mücadele Halka Dayanılarak Yapılacaktır

Bugünkü yazımızda;bir fikri, bu köşeye sığdığı nispette huzurunuza getirmeye çalışacağız. Tabii ki bu fikirden bahsederken bugün 100. yılını idrak ettiğimiz TBMM’nin açılışından, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gibi olaylardan ve bu olaylara önderlik etmişolanGazi Mustafa Kemal Atatürk’ten de bahsedeceğiz. Olaylardan bahsedişimizin nedeni; anlatmaya çalışacağımız fikrin somutlaşmış tezahürleri olduğu içindir. Atatürk’ten söz edecek olmamız ise sarı saçlı ve mavi gözlü bir kişiden bahsediyor olmamız nedeniyle değil, onun Aydınlanma, çağdaşlaşma, akılcı ve bilimsel düşünce, ortak akıl ve egemenliğin halka verilmesi gibi fikri tezahürlerin yaşadığımız topraklarda ete ve kemiğe bürünmüş hali olmasındandır.

Mustafa Kemal daha İstanbul’dayken kararlıdır; kurtuluş mücadelesi halka ve halkın temsilcilerinden oluşacak meclise dayanılarak yapılacaktır. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışından itibaren bunu hızla gerçekleştirmeye çalışır. Bunun ilk emaresini 22 Haziran 1919’da yayınlanan genelgede “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” açıklaması ile verir. Arkasından Erzurum ve Sivas Kongrelerinigerçekleştirir, 27 Aralık 1919’da milli mücadelenin merkezi yapmayı planladığı Ankara’ya gelir ve 11 ay sonra 23 Nisan 1920’de TBMM açılır.Sakarya Savaşı’nın sürdüğü en zor günlerde bile Meclis’i kapatmak veya işlevsizleştirmek aklına gelmemiştir.

Bu Bayram, Esasında Egemenliğin Bayramıdır!

Bugün kutladığımız bayramın adı; Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’dır. Burada çocuk derken kast edilen,bayramın sadece çocuklara ait olması değildir. Buradaki vurgu; bayramın yarınımız olan çocuklarımıza armağan edilmesi, yani geleceğimizin taçlandırılmasıdır.

Bugün kutladığımız bayram; gerçekte ulusal egemenlik bayramıdır. Ulusal Egemenlik ise halkın kendi tercihini yapabilme ve seçenekleriniüretebilme gücüdür. Halkın geçmişte böyle birgücü yoktu. Geçmişte padişahlar, imparatorlar, krallar ve sultanlar egemenliğin Allah’ta bulunduğunu, kendilerinin Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve temsilcileri olarak bu egemenliği kullandıklarını söylerlerdi. Bu egemenlik gücüyle padişahların verdiği emirler, çıkardığı kanunlar ve yayınladığı fermanlar Allah’ın verdiği hükümler olarak kabul edilirdi ve tartışılamazdı.

Alınması Gereken Kafa Yapısıydı!

Geçmişte,Osmanlıda dahil yerkürenin hemen hemen tüm tepe yöneticileri (padişah, imparator, kral, sultan) hikmetinden sual olunmaz ve tartışılmaz şekilde böyle bir egemenlik gücünü kullanırdı. Ama insanlığın düşünsel evriminin bir ürünü olarak ortaya çıkan Aydınlanma ile birlikte, egemenliğin kaynağı gökten yere indirildi ve onun gerçek sahibine,halka verildi.

Bu gelişmelerOsmanlı’nın hemen yanı başındaolanAvrupa’da yaşandı.Tabii ki kolay olmadı! İçeriğindeRönesans, reform, hümanizm (insan odaklılık), siyasal devrimler, aydınlanma, sanayi devrimi, akılcı ve bilimsel düşünce dönemine geçişde vardı. Osmanlı, bunların hepsini ıskaladı ve çağdaşlıktaçok geriye düştü. Başta padişahlar olmak üzere Osmanlı’yı yönetenler çok geriye düştüklerini fark ettiler ama sorunun kaynağına dair teşhisleri ve buldukları çözümler yanlıştı. Çünkü onlar egemenliğin kaynağını gökten yere indiren, akılcı ve bilimsel düşünce dönemine geçen kafanın ürettiklerini alarak farkın kapanacağını ve Avrupa’ya yetişeceklerini sandılar. Hâlbuki alınması gereken o kafanın ürettiklerini değil, o üretimi sağlayan kafa yapısıydı.

Egemenliğin Kaynağı Kim?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te bu farkındalık vardı ve teşhisi doğruydu. 19 Mayıs’ta mücadeleye başladığı günden itibaren yaptığı tüm hamleler,buna yönelik oldu. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıiseçağdaşlığa, Cumhuriyet’e, halkın kendi seçenekleriniüretebilme gücü olan demokrasiye ulaşmayı hedefleyen stratejinin ilk ve en büyük adımıydı.

Eğer birileri “Egemenlik Allah’ındır” diyorsa, esasında “Egemenliği onun adına ben kullanacağım, benim dediklerimi yapacaksınız, benim söylediklerim Allah’ın söyledikleridir, bana itiraz edemezsiniz ve beni tartışamazsınız” demek istiyordur.

İnsanlık Bedel Ödedi!

İnsanlık uzunca bir dönem acı çekerek, kan dökerek ve ağır bedeller ödeyerek, tüm kusurlarına rağmen bugün için en iyi yönetim modeli olan demokrasiye ulaştı. Artık egemenliğin kaynağı ilahi güçler ve onların yeryüzündeki tartışılmaz temsilcileri olantek adamlar değil,milletti ve halktı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” derken; egemenliğin kaynağının artık Allah olmadığını, egemenliği gökten yere indirdiklerini, egemenliğin kaynağının millet olduğunu, yani onun çıkardığı yasaların ve uygulamaların tartışılabileceğini söylemek istedi ve demokrasiye giden yolu açtı!

Egemenliğin Sınırları Var

Egemenliğin kaynağının millet olması demek; sandıktan çıkanın her türlü herzeyi yemesi, kafasına göre ülkeyi idare etmesi, çalması, yolsuzluk yapması, hukuku yok sayması ve bildiğini okuması demekdeğildir.  Egemenliğin kaynağının millet olması demek; iktidarın kullandığı bu egemenliğin sınırlarının olması demektir. Bu sınırlar; o ülkenin kurucu ideolojisidir, anayasasıdır, hukuktur, milletin temsilcisi olan Meclis’tir, insan hak ve özgürlükleridir.

Bugün Türkiye olarak yaşadığımız sorunların asıl nedeni iseinsanlığın düşünsel bir evriminin sonucu olarak ortaya çıkan egemenliğin kaynağının kim olduğu,egemenliği halk adına kullananların sınırlarının neler olduğu,Cumhuriyet, Meclis’in üstünlüğü, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, kadın erkek eşitliği, pozitif bilimin yaşamda tek yol gösterici olması gibi kavramlar konusunda kafası karışık, hatta yer yer bunlaradüşmanlık eden bir zihniyet tarafından yönetiliyor olmamızdır.

Bayramımız Kutlu Olsun!

Sizce bu zihniyet kazanabilir mi? İmkân ve ihtimal yok! Milyonda bir bile şansları yok! Bu halleri ile sadece ülkemize acı çektirirler, mutsuzluğun kaynağı olurlar ve bizi çağdaş uygarlık yolunda biraz daha geriye düşürürler, o kadar! Sonunda kaybedecekler, göreceksiniz.Bundanşüpheniz bile olmasın. Karanlıkların aydınlığı, geçmişin aklının çağdaş aklı uzun dönemde galebe çaldığını tarih kaydetmedi.

Sakın halkımızı da hafife almayın. 1930’lu yılların Almanya’sı iktidarlarına iki yılda teslim oldu! Almanlar hala bu utancı yaşıyorlar!  Halkımız baskıya, zulme, sansüre, hukuksuzluğa, tarihte eşi ve benzeri görülmemiş partizanlığa ve ekonomik sıkıntılarına rağmen 18 yıldır direniyor, teslim olmuyor, Cumhuriyet’e, egemenliğine, bayramlarına ve değerlerine sahip çıkıyor. İnanmıyorsanız,camdan dışarı bakın!

Bugün 100.yılını idrak ettiğimiz Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Bu bayramın; yarattığı etki ve rol model olması itibarıyla ulusal sınırlarımızın ötesine taşan ve mazlum milletleri kucaklayan bir anlamının da olduğunu hatırlatmak isterim.

Türker Ertürk

Türker Ertürk

1957 yılında Trabzon’da doğan Türker Ertürk, ilköğrenimini İstanbul’da, orta öğrenimini ise Ankara ve Trabzon’da tamamladı. 1971'de Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesi'ne başladı. Lise ve müteakiben o zaman yine Heybeliada’da bulunan Deniz Harp Okulu mezuniyetinin ardından, 1979 yılında subay olarak donanma saflarına katıldı. 2008 – 2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı. Bu görevde de birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan Ertürk, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı icra edilen psikolojik savaşta komutanlarının bu süreci iyi yönetemediği ileri sürerek 9 Ağustos 2010 tarihinde istifa etmiş ve mücadelesine siyasi yaşamda devam etme kararı vermiştir. Türker Ertürk askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra birçok televizyon ve radyo programına katılmış, makaleleri yayınlanmış, çok sayıda konferansta konuşmacı olarak katılmıştır. Özden Ertürk ile evli olan Türker Ertürk'ün Deniz Sinem Ertürk İlhan ve Berrak Ertürk adlarında iki kız çocuğu vardır.
Türker Ertürk Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.