Alexa
Medya Siyaset

Köy Enstitüleri Anlatıyor

Köy Enstitüleri Anlatıyor

Dönemin Sağlık Bakanı Behçet Uz, Aksu Köy Enstütisini ziyaret eder.

Paçası lastikli golf pantolonlu öğrenciler, okul alanında toplanmıştır.

Bakan, topluluğa bakar, yüksek sesle; “Siz ne biçim öğrencisiniz? Kiminizin paçası, kiminizin yen’i sallanıyor…”diyerek öğrencileri azarlar.

Bir öğrenci fırlar ortaya: “Toplantınıza yetişebilmek için koştum, paçamın lastiği koptu.

Sözünü ettiğiniz öğrenci benim. Herkesi suçlamayın!” yanıtını verir.

Paçasının lastiği kopan öğrenci Abdullah Aksakal’dır.

Aksakal’ın yanıtına kızan Bakan, “sen benimle idareye gel” der.

Aksakal, idare binasına geçer.

Bakan: “Sen nasıl böyle konuşabilirsin?

Aksakal:”Ben düşündüklerimi söylerim.”

Bakan: “Seni gittiğin her yerde izleteceğim.”

Aksakal: “İstediğin kadar izle! Siz egemen sınıflar, suskun millete alışmışsınız, konuşana bir yumruk vurup yere deviriyorsunuz. Ezik bir toplum oluşuyor böylece.”

***                                      ***

Mestan Yapıcı, Cılavuz Enstitüsü’nde Tarım öğretmenidir. Hakkı adındaki öğrencisi kendisine karşı gelmiştir. Durum Disiplin Kurulu’na havale edilir. Disiplin Kurulu karşı gelmeye çözüm bulamaz. Müdür, konuyu Öğretmenler Kurulu’na havale eder. Oylama yapılır; bir olumsuz, bir çekimser oyla Hakkı’nın başka bir enstitüye gönderilmesi kararı çıkar.

Müdür, olumsuz oy verenin kim olduğunu sorar?

“Benim” der Mestan öğretmen.

Müdür “Bu iş şaka değil, ciddi bir durumdur” diyerek Mestan öğretmeni azarlar.

Mestan öğretmen, “Müdür Bey, öğrencinin savunma hakkı var da, bizim yok mu? İzin verin de düşüncemi savunayım. Beni, buraya öğretmen diye atadılar. Bu mesleğe severek girdim. Öğrenciyi başka okula yollamakla güçsüzlüğümüzü, beceriksizliğimizi onaylamış olmuyor muyuz? Bu öğrenciyi biz eğitmiyoruz, siz eğitin demektir” der.

Konu yeniden tartışmaya açılır. Hakkı, okulunda kalır.

Konuşmalara tanık olan Hakkı, toplantı çıkışı Mestan öğretmenin ayaklarına kapanır.

Mestan öğretmen, öğrencisine şu öğütte bulunur: “Ben, seni yerde değil, dimdik gökte görmek için savundum. Kalk ayağa, derslerine çalış; seni iyi bir öğretmen olarak görmek, görev yaptığımın kanıtı olacaktır.”

***                                      ***

“Akşamüstü, karayolundan köye doğru bir cip döndü.

Çocuklar cipin arkasından koşarak okula kadar geldiler.

Cipten üç kişi indi.

Önce çalışmaları izlediler.

Sonra bir çocuğa ‘öğretmen nerede?’ dediler.

Çocuk beni göstererek ‘işte çatıda çalışıyor’ dedi.

Çatıdan indim. Üzerimde iş elbiseleri, elimde testere ve keser…

‘Öğretmen misin?’

‘Evet, öğretmenim. Siz kimsiniz, tanışalım.’

‘Ben Milli Eğitim Müdürüyüm. Böyle öğretmen olmaz. Sen öğretmen misin, işçi misin?

Köy Enstütitülü müsün, ne olacak, enstitülerden böyle öğretmen çıkar…’ (Nedim Şahhüseyinoğlu)

***                                      ***

“Okulun bahçe duvarı yoktu.

Köylüye imece yöntemiyle taş çektirdim.

Fakat köylü ekin biçme işine girince yalnız kaldım.

Taşlar da ortada kaldı.

Duvarı yalnız başıma örmeye başladım.

Duvar ördüğüm günlerden birinde okulun önüne bir cip geldi.

Baktım, inen Milli Eğitim Müdürü Hakkı Rodop.

‘Hoşgeldiniz Müdür Bey!’ dedim.

Şöyle bir gözden geçirdi beni;

‘Karşıma böyle bir kıyafetle çıkmamalıydınız’ dedi.

‘Ben okulun bahçe duvarını örüyorum; kendi işimi yapmıyorum. Kravatla da duvar örülmez.

Bu mevsimde yaz günü hangi köyde öğretmen bulabilirsiniz…” (Mustafa Gül)

***                                      ***

“Yerkozlu köyündeki görevimde kerpiç döküp okul duvarlarını örüyoruz. Birlikte hela yapıyoruz. Okul ve çevresini düzenliyoruz. Ağaç dikiyoruz.

Köyde bit var. Elimde ilaçla ev geziyorum. Köyde bit kalmıyor. Köylü hoşnut oluyor. Dertlerini açıyor, yardımcı olmaya çalışıyorum.

Bir köylü vergisini ödemesine rağmen tahsildar ondan para alıp makbuz vermemişti. Kimseye söylememesi için tehdit etmişti. Köylüye bir dilekçe yazıyorum ve kaymakama gönderiyorum. Ama kaymakam tepki gösteriyor.

‘Şu Yerkozlu öğretmeni olan eşekoğlueşek mi yazdı, bu dilekçeyi? O mikrop, her taşın altından çıkıyor’der. Bunun üzerine Osman öğretmen, bir sıpa, bir de at, eşek yuları alıp kaymakamın yanına varır. Kaymakam çok şaşırır.

Kaymakama, bu ilçenin başısınız, devleti temsil ediyorsunuz. İki yular aldım. Biri büyükbaşlar için diğeri küçükbaşlar için. Yani biri sizin için, diğeri de benim için. Ben devletin öğretmeni değil miyim? Devletin öğretmeni eşekse, onun başı olan kaymakam daha büyüğüdür. Kaymakam hakkında tutanak tutturur, mahkemeye verir. (Osman Bolulu)

***                                      ***

“Bir 24 Kasım Öğretmenler Gününde salon ağzına kadar dolu.

Öğretmen okulunun öğrencileri, konuklar, vali, eğitim müdürü vb.

Okulun tarih öğretmeni kürsüde:

Köy Enstitülerinin komünist yuvası olduğunu, kız öğrencilerin çocuk düşürdüğünü; söylemeye başladı.

Bunun üzerine yerimden fırladım ve mikrofonu elime aldım.

Bu okul benim mezun olduğum eski Gölköy Enstitüsü idi.

‘Sen Köy Enstitülerini bilmiyorsun.

Bu okulda para babalarına hizmetkar, ağalara çoban yetişmiyordu.

Burada adam yetişiyordu, adam…” diye bağırdım. (Hamdi Akçaoğlu)

***                                      ***

“Çok ilginçtir, çok da dikkat çekicidir.

O dönemde Köy Enstitülerini, bizleri ziyarete gelen büyüklerimiz, aralarında sözleşmişcesine, hep neden çok okumadığımızı değil, neden o kitabı, neden bu kitabı okumakta olduğumuzu sürekli sormuşlardır.

Nitekim Yüksek Köy Enstitüsünde okurken, çevresiyle birlikte ziyaretimize gelen devlet büyüklerimizden biri, elimde o günlerde henüz yayınlanmamış olan Tarih Boyunca İlim ve Din (A.E. Adıvar) kitabını görünce bayağı sinirlenmiş;

‘Neden derslerinize çalışmıyorsunuz da böyle kitaplarla zaman öldürüyorsunuz’ diye beni paylamak istemişti. (Ali Dündar)

***                                      ***

Dünyada eşi, benzeri olmayan Köy Enstitüleri’nde bilimsel, laik, uygulamalı ve üretici eğitim yapılmıştı.

Köy Enstitüleri’nde okuyan, okuduğunu yorumlayan; düşünen, düşündüğünü söyleyen, eleştiri ve özeleştiri kültürünü özümsemiş, özgüvenli, yetkin, kişilikli öğretmenler yetiştirildi.

Bu okullardan mezun olan öğretmenler, görev yaptığı köylerde, köylülerle birlikte okul yaptılar, yol yaptılar, tarla sürdüler, fidan diktiler. Suyu olmayan köye su getirdiler, tuvaleti bulunmayan eve tuvalet kazandırdılar. Köylünün gözü, kulağı ve sesi oldular.

Haklının yanında, haksızın karşısında durdular.

Gittikleri her köye ışık götürdüler, akıl ve mantık taşıdılar, çağdaşlığın, uygarlığın öncüsü oldular.

Ağaların, beylerin düzenini bozdular.

Sahte “hacıların”, sahte “hocaların” neden olduğu bağnazlığı yıktılar.

Halk’ı “hor” gören,“tepeden” bakan bürokratlarla çatıştılar.

Laf canbazı, oy hırsızı siyayetçinin maskesini indirdiler.

İnanılmaz iftiralara, dayanılmaz soruşturmalara uğradılar.

Aç kaldılar, işsiz kaldılar, hapis yattılar; Asla “pes” etmediler.

Başlattıkları yoldan dönülmeseydi, mezun oldukları okullar kapatılmasaydı;

“Kirli” siyaset biter, özü, sözü bir, erdemli siyasetçilerimiz çoğalırdı.

“Cici demokrasi” değil, gerçek demokrasi boy atardı.

Torpil kalkar, liyakat baştacı edilirdi.

Alan ülke olmaz, satan ülke olurduk.

Yönlendirilen değil, yöneten devlet kalırdık.

Sözün özü; dağımızı, ovamızı, yaylamızı, tarlamızı kendimiz eker, kendimiz biçerdik.

Bağ da bizim olurdu, bostan da; Fabrika yapan fabrikalarımız da olurdu, uzaya çıkan filomuz da.

Kentlimiz de, köylümüz de mutlu ve mesut yaşardı.

“Demokratımız”, gerçekten demokrat, “demokrasimiz” gerçekten demokrasi kıvamında yaşardı.

 

KAYNAK: Köy Enstitüleri  / ADD Bulancak Şubesi.

blog.milliyet.com.tr.

 

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ