Alexa
Medya Siyaset

Köylü ve Tarım

Köylü ve Tarım

Necati Doğru’nun 21 Aralık 2019 tarihli yazısından aşağıdaki alıntı ile başlamak istiyorum.

“ Gültekin, Sultanahmet civarında hamamda çalışan bir emekçi. Memleketine ailecek tatile gitmişti.Hoş geldin Gültekin, ne var ne yok memlekette anlat bakalım dedim.

Bıyık altından güldü.

Sorma dedi.

Türkiye’nin ikinci büyük nehri Yeşilırmak, Kösedağ eteklerinden doğar, kolları bizim köylerden geçer. ( sağlı sollu 17 köy saydı. ) Sabah namazından önce bir minibüs kasabadan kalkıyor, fırından yeni çıkmış ekmekleri dolduruyor. Her köyün kadını, erkeği ekmeğini kasabadaki fırından yemiş oluyor. Sonra ikinci minibüs peynir, zeytin, tereyağı, margarin, yumurta, şeker ne varsa paketli, ambalajlı, şehir üretimi ürün yüklemiş geliyor. Arkasından üçüncü minibüs nohut, fasulye, pirinç, patates, soğan, sarımsak doldurmuş köylere tek tek uğruyor.

Bir minibüs daha var.

Dört oldu.

Evet dördüncü.

O ne yapıyor?

Bankamatik lojistiği!

Köydekiler devletin bağladığı maaşı kasabadaki bankamatik ten çeksin diye “ kredi kartlarını “ dördüncü minibüsçüye teslim etmişler. Aybaşlarında maaşı çekip getiriyor. Karşılığında 20-30 TL” bankamatikten çekim ve köye teslim hizmet ücreti “ alıyor.

Köylerde üretim yok.

Tarlalar bomboş.

Terk edilmiş.

Çünkü oğullar ile gelinler, gençler ile torunların hepsi büyük kentlere gitmişler. Kimse köyde kalıp çiftçilikten geçinecek bir ortam bulamıyorlar. Tarla, bağ, bahçenin, ağıl ile ahırın geliri az.

Köylerde kalıp “ minibüs getirsin biz yiyelim düzeni “ kuranların hepsi beli bükülmüş ihtiyarlar. “

Ülkemiz de tarım ve köylümüzün acıklı durumunu Aziz Nesin’i aratmayacak kadar mizahi bir üslupla anlatabilen bir başkası bulunabilir mi bilmem.

Tam tarihini anımsayamam ama yıllarca önce; ilçedeki tapu dairesinde sıra beklerken karşılaştığım,Mudanya’nın büyükçe bir köyünde yaşayan köylü; sohbet sırasından şöyle bir hikâye anlatmıştı.

“Abi köyde üç banka var Ziraat, Halk Bankası, İş Bankası. Her birimizin elinde üçünün de kredi kartı var. Hangisinin son ödeme günü önce gelmişse öbüründen kredi çekip onu ödüyoruz. Öbürünün günü geldiğinde berikinden kartla kredi çekip sırası geleni ödüyoruz. Bütün yıl üç banka arasında dolaşıp duruyoruz. “

İyi ama siz böyle devam ettikçe kazancınız banka faizine gider dediğimde; adam tekrar aldı sazı eline.

“ Abey;kazanç mı kaldı zaten. Zeytin iki senede bir mahsul verir. Ancak babamızdan kalan ağaçları üç mirasçı paylaştığımız için ürettiğimiz zeytin yağ ve yemeklik olarak ancak kendimize yetiyor. Artan’ı kooperatife verip parasını ödediğinde senin dediğin faizleri kapatıyoruz. Bende iki inek var, aldığımız sütle yıllık peynir ihtiyacımızı anca karşılıyoruz. Yumurta dersen elli, altmış tavuk var bir hastalık gelince hepsini ölmeden kesip yemeye çalışıyoruz.

Alabilirsem beş-on kuzu alıp Kurban’a kadar besleyip satayım diyorum onların da harcı borcunu ödemiyor. Baba’dan kalma bir tarla satıyorum bu gün,oğlanın düğününü yapacağım bu ay. Bereket o Siemens’te çalışıyor kendi evine bakabilir artık.

Köylü ’nün hikâyesi daha uzun ama burada keseyim.

Nasıl buldunuz ülkenin en batısında yer alan Mudanya köylüsünün anlattıklarını?

Yozgat köylüsü Gültekin’in anlattıklarına benzemiyor mu?

Türk köylüsü bugün kendini besleyemiyor. Çünkü ya yeterince toprağı yok veya çalışıp üretecek genç çiftçi yok. Mudanyalı köylü çocuk evlendirmek için tarla satıyor. Kendi arazisinde elde ettiği ürün kendi ailesini beslemiyor. Üretip kendi ihtiyacını karşılayamaz Yaş’a geldiğinde gidip şehre oğlunun yanına sığınacak.

Orta Anadolu’nun ortasındaki Yozgat köylüsü ile ülkenin en gelişmiş bölgesinde yer alan Mudanya’da durum bu olduğuna göre ülkenin diğer köyleri farklı mı acaba?

Çaresiz vatandaş, bu durumda devlet köylüyü unuttu diye dert yanıyor.

Antalya köylerinde üretilen yerli ve milli muzlarımız ve üreticilerimiz ithal edilen, aşırı şeker ihtiva eden yabancı muz tekellerine ezdirildi.

Güney sahillerimizde tek tarımsal dış satım  ürünümüz olan narenciye ihracatımız doğalgaz da olduğu gibi Rus dostlarımızla iyi geçinmeye mahkûm olmuş durumda. Narenciye yüklü kamyonlar Rus sınırlarını geçerken ya Rus standartlarına uymadığı için geri gönderilmekte veya aylarca gümrük kapılarındaki kırmızı hatlarda bekletilmekte.

Tarım da en büyük pazarımız bugün için ne yazık ki Rusya. Alternatif pazarlarımız kaybolmuş durumda.

Orta doğu pazarlarımız; Irak, Suriye, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan İslamcı ve İhvancı politikalar yüzünden yok olmuş. Bu yüzden Rus komşularımız ürünlerimize burun kıvırmasınlar diye gözlerinin içine bakıp sempatik görünmeye çalışıyoruz.

En büyük gelir kaynağımız haline gelen turizm endüstrimiz batı ile gereksiz sürtüşmelerimiz sonucu aynı sorunlarla karşı karşıya.

Atatürkçü dış politikalardan sapmış olduğumuz için, Suriye’den sonra içine düştüğümüz Doğu Akdeniz de ataklar yapıyoruz. Ama çok geç kaldığımız bu ataklar nedeni ile devletin tarıma ayıracağı vakti ve nakdi kalmadığı yetmiyormuş gibi, başımıza birde Kanal İstanbul derdini açmaya çalışıyorlar sevgili yöneticilerimiz.

Devlet köklü çözümler üretip hem köylüyü, hem tarım ve hayvancılığı ihya edip ithalat ’tan kurtulup ihracata yöneleceğine, günü kurtarmaya çalışıyor.

Yıllardır uyguladıkları, sonuç vermeyen teşvik yöntemleri ile oyalanıyorlar. Buğdaydan mercimeğe, soğandan Ceviz’e kadar her mahsul ithal ediliyor.

Önceki yazılarımda da ısrarla belirtiğim üzere; Türk Tarım ve Hayvancılığının kurtuluşu, yerli otomobil üretmekten veya büyük kanallar kazmaktan önce, dünya ölçeklerinde büyük sermayeli üretim şirketleri yaratıp bunları tarım ve hayvancılığa yönlendirmektir.

Tarımda bu günkü aile üretimi ile ancak işsizler ordusuna hizmet edebilirsiniz.

Otomobil üretin, ama buraya ayıracağınız Bütçe’nin yüzde 15 ini de tarım ve hayvancılığa ayırın. Tarım Şirketlerinde sermayenin en büyük payı topraktır. Toprağa para ayırmaya gerek yoktur.

Nasıl’ mı?

Üretim dışı kalmış olan, miras yolu ile parçalanmış tarım arazileri ayni sermaye ( Tarlaların güncel değerleri ile paraya çevrilerek büyük toprak sahibi şirketler yaratmak)ile kurulacakkooperatif veya Anonim Şirketler kanalı ile yüksek teknoloji kullanan tarım işletmelerine dönüştürülmelidir.

Böylece hem genç nüfus tarım işçiliğinde kullanılacak, hem de kentlerde işsizler ordusunun büyümesi önlenecektir.

Osman Arıkan

 

ETİKETLER:
Osman Arıkan

Osman Arıkan

1940 Bursa Orhaneli doğumluyum.İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden ve İstanbul üniversitesi İsletme fakültesi işletme iktisadı enstitüsünden mezun oldum.Özel sektörde yöneticilik yaptıktan sonra kendim bir şirket kurarak ticaret hayatına devam ettim. 1976-12 Eylül 1980 arası CHP il yönetim kurulu üyesi ve eğitim komisyonu başkanlığı yaptım. 1992 seçimlerinde SHP Bursa üçüncü sıradan ön seçimle milletvekili adayı oldum.Fakat Bursa da SHP milletvekili çıkaramadığı için seçilemedim. Halen Sade bir CHP üyesiyim.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ