Alexa
Medya Siyaset

Kur’an’a Göre Yalan Nedir?

Kur’an’a Göre Yalan Nedir?

Yalan, “Allah’la Aldatma”nın mayasıdır, yalancının sermayesidir. Yalan, Allah’a karşı duruşun örtüsüdür. İnsanlaşmanın, çağdaşlaşmanın, uygarlaşmanın engelidir. Yalan şeytanlığın, şeytanlaşmanın, sömürgenliğin göstergesidir. Dolayısıyla doğruluğun, dürüstlüğün, rahmaniliğin, vicdanlı, adaletli, nezaketli, merhametli, sevgi ve dostça olmanın zehirleyici virüsüdür.

Yalan sözcüğünün Kur’an’da geçtiği şekliyle Arapça karşılığı olan kezib (kizb) sözlükte “doğruluğun (sıdk) karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek, söz hakikate uygun olmamak” anlamındadır.[1] “Olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösteren söz” olarak da tanımlanır.

Kur’an’da “gerçeğe aykırı konuşmak” manasında mastar; “gerçeğe uygun olmayan söz, haber” anlamında isim olarak kullanılmaktadır.[2]

Kur’an’da “K-z-b” ve türevleri 280 kez geçiyor.[3] Bu kullanımların çoğu “bir şeyi yalana nispet etmek” anlamında tekzîb mastarından türeyen fiil ve isimlerdir. Aslında,

* İnsanla ilgili olan tekzîb kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu yalancılıkla suçlama”;

* Olay ve haberle ilgili olanı ise “onu yalan sayma” manasına gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür.[4]

Kur’an’da Allah Elçileri’nin inkârcı uluslarının ve putatapar Arapların Allah’ın dini, elçileri, kitapları, kıyamet, ahret, din gününde yargılama ve adalet, cehennem ve azap, Allah’ın nimetleri, hakikat ve doğruluk gibi genelde imana ilişkin konulardaki yalanlayıcı, reddedici tutumlarıyla bunun kendileri için doğuracağı zararlar anlatılır.

Bu ayetlerde tekzîb;

İlâhi vahyin inkârı”,

Allah tarafından gönderilen hakikatin reddi” anlamını içerir.

Kezib” sözcüğü de ayetlerde otuz üç kez geçiyor. Bunların çoğunda “uydurma, yakıştırma” anlamındaki iftira kavramıyla birlikte,

Allah hakkında yalan uydurma,

O’nun bir’liği ve

Aşkınlığı ve yetkinliğiyle bağdaşmayan iddialar ileri sürme” anlamında kullanıldığını görüyoruz.[5]

Kezib” sözcüğünün üç kez tekrar edildiği Nahl 16/116’da insanların sorumsuzca yalan konuşarak;

* Yiyecekler hakkında “Şu helâldir, bu haramdır” demeleri

*Allah hakkında yalan uydurmak”,

*Allah adına doğru olmayan hükümler üretmek” şeklinde değerlendirilmiştir.[6]

Diğer Ayetlerde Geçen Başka Örnekler Şöyledir:

Medine Yahudilerinin Araplara ait yanlarındaki emanetleri geri vermemenin kendileri için sorumluluk doğurmayacağını ileri sürmeleri (Âl-i İmran 3/75);

Yahudilerin kutsal kitaplarına ekledikleri sözlerin Allah katından geldiğini söylemeleri (Âl-i İmran 3/78);

Bir ayette de “Allah hakkında yalan söylemek, O’na asılsız şeyler isnat etmek” diye nitelendirilmiştir. Müslüman olduklarını ileri süren münafıklar/ikiyüzlüler Allah’a ve Elçisi’ne yalan söylemişlerdir (Tevbe 9/90).

Bir başka ayette “gerçeği konuşana dürüst (sâdık), gerçekdışı konuşana yalancı (kâzib)” denmiştir (Mümin 40/28).

Birçok ayette inkârcılar ve münafıklar hakkında, Allah’ın gönderdiği açık gerçekleri yalan saymaları nedeniyle “yalancılar” ifadesi kullanılmış, ayrıca peygamberlerini yalancı (kâzib /kezzâb) diye suçlayan uluslardan söz edilmiştir.[7]

Tüm bunlardan sonra Ebu Bekir er-Razî’ye göre, yalanın asıl nedeninin “kibir duygusu” ve “yönetim tutkusu” olduğunu belleğimize not edelim.

Kur’an’da 76 ayrı surede, 280 ayet içinde “yalan” kökünden sözcüklerin geçmesi konunun toplumsal açıdan ne denli ciddi ve önemli olduğunun göstergesidir.

YALAN;

* Hem söylenen SÖZ (Nahl 16/105)

* Hem yapılan İŞ/EYLEM (Münafikun 63/1) ile gerçekleşir.

Münafikun 63/1’de yalancıların sözlerinin aslında doğru olduğunu, yalanlarının sözlerinde değil, inanç sistemlerinde bulunduğuna dikkat edelim.[8]

Bu açıdan bakılınca YALAN;

* İdeolojik, sosyolojik, stratejik, siyasal, küresel omurga bir kavramdır.

* Bir inanç sisteminin (batılın) dayandığı kavramdır.

* Allah’a, Elçisi’ne, Hakka, Kur’an’a Kıyamete, Ahrete İsyan’la başlayan hareketin önce yalanlamak, sonra kendi düzenini yalan üzerine inşa etme eylemidir.

* Süreklidir. Güncellenerek sürdürülür.

* Masumiyeti yoktur.

* Yıkıcıdır, gayrı bilimseldir.

* Gerçeklikle, hak, hukuk, adalet ve insanlıkla hiç ilgisi yoktur.

 YALAN üzere kurulan sistemi KUR’AN, “Sebîlü’l-Ğayy /Taşkınlık, azgınlık, şeytanlık yolu” olarak nitelendirir.

Kizb /yalan, sıdk/doğruluk, gerçekliğin zıddıdır.

Kâzip/yalancı, sadık/doğrucu, gerçekçinin zıddıdır.

Allah’ın en güzel sözü Kur’an’dır. Mümin onu tasdik eder/gerçekliğini kabul eder (saddeka) ve ona inanır, onu yaşam biçimi edinir. Kur’an’ı kabul eden Allah’ı, Elçisi’ni ve ahreti de doğrular, kabullenir.

Kâfir, müşrik, münafık, münkir, zalim Kur’an’ı yalanlar (kezzebe), onu gerçek olarak kabullenmediği için ortadan kaldırmak ister. Kur’an’ı yalanlayan Allah’ı yalanlar, Allah’ın elçisini yalanlar (tekzîb), isyan eder, karşı çıkar; ahreti de inkâr eder. İşte tam bu noktadan itibaren Kur’an’ın yerine bir öğreti /ideoloji /sistem oluşturma eylemi başlar. Bu işi de gerçeklik, akıl, bilim üzerine değil; yalan, iftira, uydurma üzerine bina eder. “Yalancının mumu yatsıya kadar yandığı için”, yeni mumlara, yani güncellemelere ihtiyaçları vardır.

Yalancı, Allah’ı, gerçeği, bilimi aklı ciddiye almaz. 

 YALAN’IN SİSTEM BAĞLAMINDA OLUŞUNUN

Kur’an’dan Karşılaştırmalı Bir Örneği

(a) Hak /Rahmani Sisteme Göre:

Kim malını /kazancını verir (a’tâ), Allah’ın koruması altına girer (v’ettekâ) ve en güzeli doğrularsa (saddeka), Biz ona, o en kolay olan için kolaylık (yüsrâ) sağlayacağız.” (Leyl 92/5-7)

 Yani; “Kim gündüzden/vahyin ışığından/bilimden yararlanarak kazancından verir, kötülüklerden sakınır, en güzeli (Kur’an’ı) doğrularsa, Biz ona kolay olanı, yani mutluluğu kolaylaştıracağız.”

Bu durum ancak gündüzün parıldadığı, aklın, bilimin ışığının her tarafı sardığı, yani vahye uyulup iman edildiği zaman gerçekleşebilir.

Ayette dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir husus da “kazancından verir” ifadesiyle gelir paylaşımı konusunun gündeme getirilmiş olmasıdır. Çağdaş sosyal devlet anlayışının en önemli ilkelerinden birisi de gelir dağılımında adaletin sağlanması konusudur. Ayette geçen “kazancından verir” ifadesi, gelir dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesi çalışmalarında önerilen çarelerin en kestirme ve en gerçekçi yolunu göstermektedir. Rabbimizin müminlere yüklediği bu ekonomik ve ahlakî sorumluluk, bugünkü ekonomi terminolojisinde “yeniden gelir dağılımı” demektir.

Bu konu, Müddessir 74/43. ve A’lâ 87/15. ayetlerinde “sallâ (sosyal destek sağlama)” sözcüğüyle ima edilmiştir. Bu ayette “kazançtan vermek” ifadesi ile sosyal destek sağlama konusuna bir açıklama ve detay getirilmektedir. Fecr suresinde ise konu daha fazla detaylandırıldığı ve önemsendiği açıkça görülmektedir.

(b) Batıl /Şeytani Sisteme Göre:

Kim de cimrilik (behıle) ederse ve kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görürse (v’esteğnâ) ve en güzeli yalanlarsa (kezzebe), Biz ona en zor olan (‘usrâ) için kolaylık vereceğiz. Aşağı yuvarlanıp değişime, yıkıma uğradığında /öldüğünde malı onu kurtaramayacaktır.” (Leyl 92/8-11)

Gecenin karanlığından (cehaletleri nedeniyle) zarar görerek vahye kulağını kapatıp iman etmeyenler ise cimrilik ederler, kendilerini tüm ihtiyaçların üstünde tutarlar ve kimseye bir şey vermezler. Aksine sürekli mal ve zenginlik isterler, biriktirdikçe biriktirirler. Böyleleri sonuçta hem kendilerinin hem de toplumlarının felâketini hazırlamış olurlar.

Ayetteki “el-usra (o en zor olan şey)” ifadesi ile ilgili olarak “şer, mutsuzluk, sıkıntı” olduğu şeklinde yorumlar yapılmıştır. “Yüsrâ (o en kolay olan şey)” gibi, bu sözcük de yapısı itibariyle “ondan daha zoru bulunmayan, en zor şey” anlamına gelmektedir. “Zor” sıfatının “en” anlamıyla şiddetlendirilmesi, bu büyük zorluğun ancak cehennem olabileceğini düşündürmektedir. Buna göre ayetin anlamı “Biz ona cehennem için her kolaylığı vereceğiz” demektir.

Cehennem için “kolaylık verilmesi” ifadesi, ahreti tekzip edenler/yalanlayanlarla alay içindir. Bu üslupla Kur’an’da edebî bir sanat yapılmaktadır.

Leyl 92/11’de “yuvarlanıp helâk olmak” anlamıyla çevrilen “tereddâ” sözcüğünün üç harfli kök mastarı “redy” sözcüğüdür. Sözcüğün temel anlamı “helâk olmak”tır. Tefe’ul babına sokulduktan sonra “dağdan aşağıya düşerek helâk olmak, kuyuya, çukura düşerek helâk olmak” gibi anlamlar kazanmaktadır.[9]

Ayetten o kişinin “ölmesi, mezar çukuruna yuvarlanması” anlaşılabileceği gibi, “cehenneme yuvarlanıp toptan helâk olması” da anlaşılabilir.[10]

Ayetlerde geçen sözcükler zıtlıklarına göre şöyledir:

* Nehar/Gündüz/Vahyin /bilimin aydınlığı

Leyl/gece/cehaletin karanlığı

* A’tâ/kazancından vermek/cömertlik 

– Behıle/cimrilik etmek

* İttika/Allah’ın koruması altına girmek

– İstiğna/kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görmek

* Saddeka/doğrulamak

Kezzebe/Yalanlamak

* Yüsrâ/kolaylaştırma

– ‘Usrâ/Zorlaştırma

Kur’an’daki kullanımlarına göre yalan ve yalancının ne olduğunu gördükten sonra emperyalizmin, sömürgeciliğin, küreselleşme ile dünya egemenliği iddiasında olanların sistemleri ve davranışlarını bir kez daha gözden geçirip değerlendirmenin önemi çok açıktır. Dostunu, düşmanını tanımayanlar, yalanların kurbanı ve yalancıların tutsağı olmaktan asla kurtulamazlar.

Sedat Şenermen
29 Mart 2020

 

Kaynakça

[1] İbn MANZUR, Lisânü’l-Arab, “K-z-b” md.

[2] Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI, “YALAN”, TDV İslam Ansiklopedisi, Ankara, 2013, c.43, s.297.

[3] M. Fuad ABDÜLBAKİ, el-Mu’cemu’l-Müfehres, “K-z-b” md.

[4] Mustafa ÇAĞRICI, “YALAN”, a.g.e., c.43, s.297.

[5] Bkz. ÂL-İ İMRAN 3/94; NİSA 4/50; MAİDE 5/103.

[6] TABERÎ, Câmiu’l-Beyân, c.VI, s.658’den aktaran: Mustafa ÇAĞRICI, “YALAN”, a.g.e., c.43, s.298.

[7] Mustafa ÇAĞRICI, “YALAN”, a.g.e., c.43, s.298.

[8] Ragın el-ISFAHÂNÎ, el-Müfredât, “K-z-b” md.

[9] İbn MANZUR, Lisânü’l-Arab, c.4, s.124.

[10] Hakkı YILMAZ, Tebyînü’l-Kur’an /İşte Kur’an, 2015, c.1, s.199-201.

 

ETİKETLER:
Sedat Şenermen

Sedat Şenermen

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdiği 1970’den günümüze “Kur’an Araştırmaları” yapıyor. Bu çalışmalarıyla “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak” yöntemini Kur’an’dan oluşturdu. Bu yöntemle; Kur’an’ı İlahi Mantığı Ve Kendi Bütünlüğü İçinde; Kavram bütünlüğü + Konu bütünlüğü + Sistem bütünlüğünde anlayıp anlatan konuşmalar yapıyor, makaleler ve kitaplar yayınlıyor. Hâlen “Konulu Sistematik Kur’an Sözlüğü” çerçevesinde kitap çalışmalarını sürdürüyor. Eserleri: 1) GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN İSLAM /KUR’AN KÜLTÜRÜ (1 ve 2. Baskı, 2013), TOGAN Yayınları. 2) Akıl ve Bilim Işığında DİNLER VE DÜNYA EGEMENLİĞİ (Haziran 2013), TOGAN Yayınları. 3) Bilim ve Kur’an Dilinde KALP /AKIL (Mart 2014), TOGAN Yayınları. 4) MİLLİ İRADE NEDİR? (21 Yazar ile birlikte), İstanbul, 2014, ELMADAĞI Yayınları. 5) ATATÜRK, İSLAM ve LAİKLİK (Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi ve Eğitimi), İstanbul, 2015, ELMADAĞI Yayınları. 6) AKLIN KAYNAĞI İSLAM’DA BEYİN (SADR), Bilim ve Kur’an Dilinde, 2014, İstanbul, NERGİZ Yayınları. 7) İSLAM’DA ADALET (Adl, Kıst, Mizan, Hakk, Vasat), Temmuz 2015, NERGİZ Yayınları. 8) “Tarihsel Olaylarla AKIL TUTULMASI KİTLENME”, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 9) ATATÜRK, İSLÂM VE LAİKLİK, HALİFELİĞİN KALDIRILMASI, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 10) ATATÜRK VE TÜRK KADINI, İstanbul, 2018, NERGİZ Yayınları. 11) ŞEYTAN İÇİMİZDEKİ… DIŞIMIZDAKİ bireysel… küresel, İstanbul, 2019, Ulak Yayınları. 12) “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak”, (Editör: Abdullah YILDIZ), Kur’an’ın Hayata Müdahalesi (Kitabı içinde: s. 31-38), İstanbul, 2004, Umran Yayınları. - MİLLİ İRADE BİLDİRİSİ imzacıları kapsamında Ekim 2013 tarihinden beri MİB çalışmalarına ”Milli İrade Birliği” sitesine yazıları ve konuşmalarıyla katılmıştır. - 1968-1969 yıllarında İSLAM MEDENİYETİ adlı aylık dergiyi yayınlamak. - Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 15 günde bir yayınlanan DİYANET GAZETESİ’Nİ 1970’de kuruluşunu gerçekleştirerek, aynı zamanda aylık DİYANET DERGİSİ’NİN de bir süre yayınını sürdürmüştür. - Aylık UMRAN Dergisi’nde 1998, 1999 yıllarında “Kur’an Kavramlarını Kur’anca” ele alan makaleleri yayınlanmıştır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ