Alexa
DOLAR 7,776
EURO 9,1108
ALTIN 470,72
BIST 1137,12
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 28°C
Az Bulutlu

Kur’an’da Dua ve Şükür

Kur’an’da Dua ve Şükür
14.05.2020 - 20:00
A+
A-

I-) DUA

Dua, “davet” ve “dava” sözcükleri gibi mastar olup “çağırmak, seslenmek” demektir.

İslami kavram olarakdua” ise, “yaratıklardan ilgiyi keserek Allah’a yönelip O’ndan hayır istemek (hayır istemek için O’na yakarmak)” demektir.

Dinlerdeki duaların içerik ve biçimleri değişik olsa da,

Asıl olan dua, yalvarıp yakarmaktır.

Çünkü insan, kendisinden daha üstün olan bir varlıkla bağlantı kurma ihtiyacı duyar. Bu nedenle, dua ederek varlığını kabul ettiği o Yüce Güç karşısında duyduğu saygı ve ümit hislerini açıklar, böylece bu ihtiyacını en üst seviyede karşılayarak kalbi huzura kavuşur.

Dolayısıyla dua, Allah ile O’na inanan ve halini arz edip O’ndan niyazda bulunan kul arasındaki yakın ilişkinin nişanesi olan bir konuşmadır.

Zaten bu nedenle duaya, “münacat” (Allah ile gizliden ve zihinsel/ruhsal konuşma) adı da verilmiştir.

  1. Dua, Allah’a Kulluğun Ve İbadetlerin Özüdür

İnsan kişiliğindeki zaafların yol açabileceği kaymaları

Önlemek için olsa gerek, ilahi dinlerde,

İnsanda yaratılıştan var olan dini yöneliş duygusunun

Mümkün olduğu kadar canlı ve etkili bir halde bulunmasını sağlayacak bazı davranışlar, görev haline getirilmiştir.

Bu davranışlar, yapılması zorunlu kılınan ibadetlerdir ve

Özellikle ibadetlerin özü olan duadır.

Dua ile insanın, özellikle refahta ve rahat ortamda iken Allah’ı anımsaması öngörülmüş, böylece bencil, isteklerine kapılmasının engellenmesi hedeflenmiştir.

İbadet ve dua sayesinde Allah’a yönelme isteğini canlı tutan insan,

Allah’a boyun eğmekten [kulluktan] hiç çıkmayacağı gibi,

Bu şekilde gösterdiği küçülme ve saygı da Allah’ın rahmet ve bereketinin hep kendi üzerinde kalmasını sağlayacaktır.

Böylece ilk bakışta;

İnsanın, Allah’a doğru bir yönelişi olarak görünen dua,

Allah’ın rahmet ve şefkatini kendisine çekmek suretiyle,

Allah ile kul arasında, karşılıklı bir ilişkinin başlangıcı haline dönüşecek, bir başka boyut kazanacaktır.

Bu nedenle dua,

* Kulluğun en ileri derecesi ve

* İbadetlerin özü ve en önemlisidir.

  1. Dua’nın Önemi

Rabbimiz, kulun ancak duası ile değer kazanacağını bildirerek duanın önemini şöyle vurgulamıştır:

De ki: “Yakarışınız olmasa, Rabbim size değer verir mi ki de siz, kesinkes yakarmadınız, yalanladınız?

Artık yakarmama, yalanlama sizin ayrılmazınız olacaktır; kendinizi bu durumdan kurtaramayacaksınız.” (Furkan; 77)

  1. Allah’a Yapılacak Dua, Aracısız Olmalıdır

Allah ile kul arasındaki böyle bir ilişkide, bir aracının olamayacağı ortadayken, aracısız yapılacak duaların, Allah tarafından kabul edilip edilmeyeceği hakkında Peygamberimize soru sorulmuş olmalı ki, Rabbimiz bu sorulara;

– Dua edenlere çok yakın olduğunu ve

Onların dualarına karşılık vereceğini bildiren ayetlerle cevap vermiştir:

“Ve sizin Rabbiniz: “Bana yalvarın, dua edin ki,

Size karşılık vereyim.

Şüphesiz Bana kulluk etmekten büyüklenen kimseler, yakında horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir” dedi.” (Mümin; 60)

  1. Allah, İnsanlara Şah Damarından Daha Yakındır

Ve kullarım, sana, Benden sordukları zaman,

Biliniz ki, şüphesiz Ben, çok yakınımdır.

Bana yakarınca, yakaranın yakarışına cevap veririm.

O halde rüşte ermeleri için,

Onlar da Bana karşılık versinler ve

Bana inansınlar.” (Bakara; 186)

Yüce Allah, kuluna cevap vermek için ondan, sadece Kendisine başvurmasını istemektedir. İnsanın, Allah’a başvurması için pek çok nedeni olabilir. Bu nedenler;

* Hayranlık, hamt, şükür olabileceği gibi,

* Herhangi bir şeye ihtiyaç,

* Korkulandan kurtulma ve

* Yapılan hataların bağışlanması isteği de olabilir.

İslam öncesi ilkel toplulukların, Yahudilerin ve Hıristiyanların da dua ettikleri, inançlarında, duanın da bulunduğu biliniyor. Kur’an’da, dua ile ilgili ayetler oldukça geniş yer tutmaktadır. Doğrudan dua ile ilgili 200 kadar ayetten başka, Kur’an’da ayrıca;

-Tövbe, istiğfar gibi

-Kulun Allah’a yönelişini ve

O’ndan dileklerini ifade eden çok sayıda ayet vardır.

Dua ile ilgili ayetlerin bir bölümünde, insanların, Allah’a, dua etmeleri emredilmiş;

Bir kısmında ise duanın usul, adap ve etkileri üzerinde durulmuştur.

  1. Dua, Ana Dilde Yapılmalıdır

İnsan, Allah’a karşı duasını anadilinde ve kalpten yapmalıdır.

Ağzından çıkanı, kulağı duymalı ve

Allah’tan ne istediğini bilmelidir.

Bilinçsizce yapılan istekler anlamsızdır.

Hem de yerli yerine uygun düşmez.

Rabbimizin, biz kullara duayı emrettiği ayetlerden bir tanesi vardır ki, bu ayet duaya, başka bir boyut getiriyor, hatta tüm dua ayetlerini açıklıyor.

  1. Dua, Allah’a Zillet Göstererek Yapılmalıdır

Rabbinize alçala alçala ve gizlice /açıkça göstererek dua edin; namaz kılın. Kesinlikle O, sınırı aşanları sevmez. Ve düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.

O’na, ürpererek ve rahmetini umarak dua edin. Kesinlikle Allah’ın rahmeti, iyileştirenlere-güzelleştirenlere çok yakındır.” (A‘raf; 55-56)

Bu ayette Rabbimiz,

Kendisine yapacağımız niyazı,

Dil, beden ve kalp/akıl üçlüsü ile yapmamızı emrediyor.

Bu tarz yapılan dua ve niyaz,

Toplumda “NAMAZ” adıyla yerleşmiş bulunmaktadır.

“Namaz” sözcüğü Hintçeden Farsçaya, Farsçadan da Selçuklular döneminde Türkçeye geçmiştir. Farsçadaki ilk anlamı, “ateş önünde saygıyla eğilmek” demektir.

Sanskritçe, “saygı sunmak” anlamına gelen namaste kelimesinin, Farsçaya geçmiş şekli olması, olasıdır.

Bu kelime de, “selam vermek” anlamına gelen “nam” sözcüğünden türemiş olmalıdır.

Hem, nam (selam) ve hem de namaste (saygı sunmak),

Günümüz Hint kültüründe de görülebileceği üzere,

Eğilerek” yapılan bir fiildir.

Namaz” sözcüğünün Farsçadaki bu “eğilerek, saygı ile dua etmek” anlamı, Arapça ve Kur’an’da “ed-du‘au bi’t-tezarru = alçala alçala /sürekli alçalarak yakarma” şeklinde ifade edilir.

Rabbinize alçala alçala ve gizlice /açıkça göstererek dua edin” (A‘raf; 55)” buyruğu, “Namaz” adıyla meşhur olan, niyaz şeklini ifade etmektedir.

Kur’an’daki namaz, işte böylece bu ayetle emredilmiştir,

Kur’an’da geçen salât” sözcüklerinin, bilinen namazla ilgisi yoktur. Bu ayet,  Kur’an’da geçen iki yüz civarındaki dua kelimesinin konu edildiği ayetlerin tefsiri konumundadır.

O nedenle Kur’an’da namaz, tek bir ayette geçiyor demek yerinde değildir. Kur’an’daki her dua ayeti, namazdan söz etmektedir. Her duamızı da tazarrulu olarak yapmalıyız.

Tazarrulu duanın ana hatları,

Allah’ın Elçisi Sevgili Peygamberimizden bize intikal etmiştir.

Tazarru ile duanın nasıl yapılacağını insan düşünmelidir.

Bunu Rabbimiz tarif etmemiştir. Onun için insan;

Rabbine karşı zilleti, dua ederken nasıl sergileyebilir?

Bunu, kendisi iyi düşünüp bulmalıdır.[1]

Zaten Saygıdeğer Allah’ın Elçisi de öyle yapmıştır.

Duanın ana gayesi, insanın Allah’a halini arz etmesi ve O’na niyazda bulunması olduğuna göre dua, Allah’la insan arasında bir iletişim anlamı taşır.

II-) KUR’AN’DA ŞÜKÜR

Temel kavramlardan biri olarak şükür, Kur’an’da 70’e yakın yerde geçmektedir. “Şükür”, nankörlüğün karşıt anlamlısı bir sözcük olup “bir ihsanın karşılığını eylemli olarak vermek” demektir. “Şükür” sözcüğü en başta “deve ve koyun gibi hayvanların yedirilen yem karşılığı semirmesi ve süt vermesi” için kullanılmış, ama daha sonraları, “yapılan iyiliklere karşı nankörlük etmemek ve yapılanın karşılığını herhangi bir şekilde imkânlar ölçüsünde dışa yansıtmak” şeklinde bir anlam zenginleşmesine uğramıştır.

Sözcüğün ifade ettiği bu anlam doğrultusunda ayetteki kullanımından çıkarılması gereken en önemli sonuç, “Şükür” denen olgunun laf ile olmayacağı gerçeğidir. Şükür, düşünce yolu, dil yolu ve aksiyon şeklinde eylem olarak yerine getirilir.

Başta Mekkeli müşriklere, sonra da Rabbimizin ihsanına ulaşmış tüm insanlara bir sitem mahiyetinde olan; “Hala şükretmeyecekler mi?” (Ya-Sin; 73) şeklindeki sözlerini şöyle takdir etmek mümkündür:

“Herkes kendisine sunulan ihsana karşılık şükretsin, yani

Mallarıyla, canlarıyla nimetlerin karşılığını yansıtsın!”

Rabbimiz, Kur’an’da kendisini;

Sınırsız ihsan sahibi,

Ölçüsüz merhamet sahibi,

Keremi sonsuz,

Bağışlayıcı ve affedici bir tanrı olarak bildirir.

Allah’ın bu yanı, Kur’an’da şu anahtar sözcüklerle belirtilir:

Nimet, fadl, rahmet, mağfiret ve benzeri.

Allah, insana karşı o kadar lütufkâr davranmakta ve ona ayetler (işaretler) şeklinde o kadar nimet ve ihsan göstermektedir ki, insanın bunlara vereceği bir tek doğru yanıtı vardır. Allah’ın yaptığı şeyler insan için, yalnız bir tek cevabı zorunlu kılar. Bu tek cevap, Allah’ın verdiği bütün nimetlere teşekkür yahut şükretmektir.  Ancak bu şükür;

Allah’ın ayetlerini iyi anlamaya,

– İyi takdir etmeğe dayalıdır.

Ayetleri anlayıp takdir eden, Allah’a şükreder.

Demek ki insan, Allah’ın ayetlerini kavradığı zaman, Şükür mümkün olmaktadır.

Bunu şöyle ifade edebiliriz:

Allah’ın ayetleri/işaretler >>> akıl süzgecinde anlaşılırsa >>> şükür /teşekkür oluşmaktadır.

Böylece Arap düşünce tarihinde ilk kez şükür, dini bir kavram olmuştur. Bu yeni kavramın büyük önemi şuradan anlaşılır:

*Şükür, Allah’ın başlattığı iyiliğin,

*İnsan tarafından karşılığıdır ve

Bundan dolayı en karakteristik ilahi sıfatlarla ayrılmaz bir bağ kurmuştur.

Ve şükürle, iman arasında yalnız bir adımlık mesafe vardır.

Şükür, imana o kadar yakındır ki,

Kur’an’da çok kez şükür, iman anlamında kullanılmış,

İnsan; 2-3’de, imanın eşanlamlısı olmuştur:

Şüphesiz Biz, insanı karışık bir nutfeden oluşturduk.

Onu yıpratacağız /yükümlülükler vereceğiz.

Bu nedenle onu çok iyi işitici, çok iyi görücü yaptık;

İyiyi kötüyü ayıracak bilgileri yollayarak bilgilendirdik.

Şüphesiz Biz, ona (hidayet ve dalalet) yolunu gösterdik;

İster kendisine verilen nimetlerin karşılığını ödeyen biri, yani şükreden olsun, ister (sapıtıp) nankör olsun.”

Ayette görüldüğü gibi şükrün zıddı, küfürdür. Esasen küfür, “nankörlük etmek” demektir. İslâm’dan önce, dinle hiçbir ilgisi olmayan bu nankörlük kavramının, Kur’an düşünce sisteminde nasıl dini bir önem kazandığı açıkça görülmektedir.

Fakat bu dini anlamı kazanmadan önce kavramsal yapı, cahiliye döneminde iyice yerleşmişti. Yani, nankörlük kavramı şeklinde yerleşmişti ama dini bir anlam taşımıyordu.

İnsanın fücura olan yeteneği nedeniyle doğasında nankörlük vardır: “İnsan, Rabbine karşı çok nankördür (lekenud).” (Adiyat; 6)

Kuşkusuz biz, Rabbimize döneceğiz.

Ama onlar, kullarından bir bölümünü, O’nun bir parçası saydılar. Gerçekten insan, apaçık bir nankördür (lekefurun mübin).” (Zuhruf; 14-15)

Görülüyor ki, dini olsun olmasın,

Nankörlük, birinin yaptığı iyiliğe,

İnsanın, olumlu cevap (karşılık) vermemesi demektir.

Verilen nimet, ister dünyevi olsun, ister dini olsun,

Nankörlüğün, bu niteliği her zaman aynıdır.

Nimete karşı insan

Ya şükreder,

Ya da küfreder. Bunun dışında bir davranış biçimi yoktur.

Eğer kişi, nimete karşı şükrediyorsa,

Burada şükrün, teşekkürden, imana dönüştüğü görülür.

Eğer kişi nimete karşı nankörlük ediyorsa,

Bu durumda küfrün, “nankörlükten” “inkâra” dönüşmesinin gerçekleştiği görülür. Onun için Yüce Allah, verdiği nimetlere karşı insanları kendi özgür iradeleriyle serbest bırakmış, kişi hangi yaklaşımda bulunmak istiyorsa onu yapsın.[2] O takdirde de ayetteki belirleme gerçekleşmiş olmaktadır.

Şüphesiz Biz, ona doğru yolu gösterdik;

İster şükreder (inanır),  

İster (sapıtıp) inkâr eder.” (İnsan; 3)

Kulları Arasında Allah’a Hakkıyla Şükreden Azdır:

Ey Davut ailesi! Nimetlerin karşılığını ödemek için çalışın! Ama kullarım içinde, verilen nimetlerin karşılığını ödeyen de çok azdır!–” (Sebe; 13)

Esasen Şükür, Nimetin Artmasına Vesile Olur:

Ant olsun ki sahip olduğunuz nimetlerin karşılığını öderseniz, elbette, size artırırım ve eğer iyilikbilmezlik ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok çetindir.” (İbrahim; 6-7)

Şükür, Azap Edilmeme Nedenidir:

Eğer kendinize verilen nimetlerin karşılığını ödediyseniz ve iman etmişseniz, Allah, size azabı ne yapacak? Allah, yapılanların karşılığını verendir ve en iyi bilendir.” (Nisa; 147)

Arının bal yapması, Allah’a karşı şükrüdür.

İnsanın ise, yaratılış amacına uygun yaşaması, şükürdür.

Sedat Şenermen

Kaynakça

[1] Hakkı YILMAZ, İslam Dininin Temel Direkleri, İstanbul, 2019, Nergiz Yayınları, s.15-33.

[2] Prof.Dr. Toshihiko IZUTSU, Kur’an’da Allah ve İnsan, (Çev. Süleyman ATEŞ), Ankara, 1975, s.219-221; Hakkı YILMAZ, Kur’an’daki Önemli Sözcük ve Kavramlar, İstanbul, 2017, Nergiz Yayınları, s.585.

ETİKETLER:
Sedat Şenermen

Sedat Şenermen

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdiği 1970’den günümüze “Kur’an Araştırmaları” yapıyor. Bu çalışmalarıyla “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak” yöntemini Kur’an’dan oluşturdu. Bu yöntemle; Kur’an’ı İlahi Mantığı Ve Kendi Bütünlüğü İçinde; Kavram bütünlüğü + Konu bütünlüğü + Sistem bütünlüğünde anlayıp anlatan konuşmalar yapıyor, makaleler ve kitaplar yayınlıyor. Hâlen “Konulu Sistematik Kur’an Sözlüğü” çerçevesinde kitap çalışmalarını sürdürüyor. Eserleri: 1) GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN İSLAM /KUR’AN KÜLTÜRÜ (1 ve 2. Baskı, 2013), TOGAN Yayınları. 2) Akıl ve Bilim Işığında DİNLER VE DÜNYA EGEMENLİĞİ (Haziran 2013), TOGAN Yayınları. 3) Bilim ve Kur’an Dilinde KALP /AKIL (Mart 2014), TOGAN Yayınları. 4) MİLLİ İRADE NEDİR? (21 Yazar ile birlikte), İstanbul, 2014, ELMADAĞI Yayınları. 5) ATATÜRK, İSLAM ve LAİKLİK (Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi ve Eğitimi), İstanbul, 2015, ELMADAĞI Yayınları. 6) AKLIN KAYNAĞI İSLAM’DA BEYİN (SADR), Bilim ve Kur’an Dilinde, 2014, İstanbul, NERGİZ Yayınları. 7) İSLAM’DA ADALET (Adl, Kıst, Mizan, Hakk, Vasat), Temmuz 2015, NERGİZ Yayınları. 8) “Tarihsel Olaylarla AKIL TUTULMASI KİTLENME”, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 9) ATATÜRK, İSLÂM VE LAİKLİK, HALİFELİĞİN KALDIRILMASI, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 10) ATATÜRK VE TÜRK KADINI, İstanbul, 2018, NERGİZ Yayınları. 11) ŞEYTAN İÇİMİZDEKİ… DIŞIMIZDAKİ bireysel… küresel, İstanbul, 2019, Ulak Yayınları. 12) “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak”, (Editör: Abdullah YILDIZ), Kur’an’ın Hayata Müdahalesi (Kitabı içinde: s. 31-38), İstanbul, 2004, Umran Yayınları. - MİLLİ İRADE BİLDİRİSİ imzacıları kapsamında Ekim 2013 tarihinden beri MİB çalışmalarına ”Milli İrade Birliği” sitesine yazıları ve konuşmalarıyla katılmıştır. - 1968-1969 yıllarında İSLAM MEDENİYETİ adlı aylık dergiyi yayınlamak. - Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 15 günde bir yayınlanan DİYANET GAZETESİ’Nİ 1970’de kuruluşunu gerçekleştirerek, aynı zamanda aylık DİYANET DERGİSİ’NİN de bir süre yayınını sürdürmüştür. - Aylık UMRAN Dergisi’nde 1998, 1999 yıllarında “Kur’an Kavramlarını Kur’anca” ele alan makaleleri yayınlanmıştır.
Sedat Şenermen Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.