Alexa
DOLAR 6,9707
EURO 8,2034
ALTIN 441,232
BIST 1126,9
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 37°C
Sıcak

Kur’an’da Zekât Ve İnfak

Kur’an’da Zekât Ve İnfak
20.05.2020 - 21:30
A+
A-

Zekât ve infak, Kur’an’da takva sahiplerinin belirgin bir özelliği olarak Bakara; 3’de şöyle nitelendirilmektedir:

Takva sahipleri,  (Allah’a ve ahret gününe) inanırlar, salâtı ikame ederler, kendilerine verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.

I-) ZEKÂT

Sözlük Anlamı: İslam dininin temel unsurlarından olan “Zekât’ın sözcük olarak kökü olan “z-k-v”, “üreme ve artma, arıtma” demektir.

Meyve ve tahıl türünden Allah’ın verdiği; artıp çoğalan her şeye “zekâ” denir. Bu kökün türevlerinden olan “Zekât” sözcüğü, “salah; bir şeyin en iyi, en temiz, en düzgün hali” demektir.

Malın zekâtı” ise, “malın temizlenmesi, saf; arı-duru hale getirilmesi” demektir.

Bu sözcüğün mastarlarından olan “tezkiye”, “Temizlemek, geliştirmek, feyizlendirmek, büyütmek ve temize çıkarmak” demektir.

Bir Kur’an kavramı olarak “tezkiye”,

Nefsini temizlemek,

Onu şirk, günah, nifak (ikiyüzlülük),

Rics (pislik), cehalet, kötü duygular ve benzeri şeylerden temizlemek,

O’na itaati ve takvayı (Allah’ın koruması altına girmeyi) öğretmek demektir ki,  bu anlamı, A’la; 14–17, Leyl; 14–21 ve Şems; 1–10’da görmekteyiz.

İnsanın nefsini arındırması,

Ancak iman etmesi ve

Salihatı işlemesi ile mümkün olan bir durumdur.

Kişiyi kirleten, küfür ve şirktir.

Çünkü şirkin necis (pislik),

Müşrikin de neces (pis) olduğunu Kur’an bildirmektedir (Tevbe; 28).

İman sahibi olan kişide,

İmanın dışa yansıması olan “takva” ortaya çıkacak ve

Her yönüyle tertemiz bir “nefs” söz konusu olacaktır.

İnançsız bir kimsede ise inançsızlığının dışa yansıması olan “fücur” ortaya çıkacak ve her türlü sosyal pisliği barındıran bir “nefis” söz konusu olacaktır.

Zekât” sözcüğü de bu “z-k-v” kökünden gelmektedir.

Zekât”, “salah; bir şeyin en iyi, en temiz, en düzgün hali” anlamına gelmektedir.

  1. Zekâtın, Kavramsal Anlamı Nedir?

“Müminlerin devletinde,

Devletin, var olması, ayakta durabilmesi,

Salâtın ikame edilebilmesi (maddi ve manevi desteğin ve güvenliğin sağlanabilmesi)

Müminlerin iman borcu, kulluk görevi olarak verdiği vergidir.”

Zekât, müminlerin bağımsız bir devlet ortamında tüm ibadetlerini özgürce yapmalarını sağlayarak,

İnananların manevi temizliğini sağladığı, onları kusursuzlaştırdığı,

Ve bu ibadeti yaparken;

Kişiyi mal, mülk, evlât tutkusundan arındırdığı,

Kişileri, günah, cimrilik kirinden arındırıp,

Malda berekete sebep olduğu için

Bu vergi ibadetine “zekat” denilmiştir. Müminlerin;

Kendilerini,

Yakınlarını,

Tüm insanları,

Tüm hayvanları ve doğayı

Fitneden, fesattan zulümden ve bozulmadan koruma görevleri vardır.

Allah’ın verdiği bu görevler, ancak kendilerine ait bir devlet ve sınırları belirli bir yurtlarının olmasına bağlıdır. Onun için Allah, müminlerin mutlaka bağımsız bir ülkelerinin olmasını, bu ülkeyi savunmalarını ve kendilerini yurtlarından etmek için uğraşanlarla savaşılmasını emretmiştir.

Her devlette olduğu gibi, müminlerin kurduğu devlette de, devletin, kendisinden beklenen;

Eğitim, öğretim,

Sağlık, iç-dış güvenlik,

Alt yapı işlerinin yapılması,

Dini hizmetlerin yerine getirilebilmesi,

Geleceğin güvence altına alınması,

Dinin ve bağımsız bir yurdun korunabilmesi için maddi desteğe; vergiye ihtiyaç vardır.

“Çağdaş vergi” ile İslâm dinindeki “Zekât” vergisi, şeklen bazı noktalarda benzeşse de, temelde;

Alınış amacı ve gerekçesi (istifade veya iktidar teorisi),

Harcama yerleri,

Alınan kesim,

Alınan değerler,

Alınacak zaman bakımlarından birbirinden farklıdır.

Özgür, bağımsız yurt sahibi olmayan müminlerin İslam dininin ilkelerini yaşamaları, varlıklarını sürdürmeleri imkânsızdır. Zekât’ı sadece müminler verirler. Müminlerin devletinin varlığına, ayakta tutulmasına dış destek gelirse o devlet yozlaşmaya mahkûm olur.

Zekât, devlet tarafından istenmez ve zorla alınmaz.

Müminler, canı gönülden paylarına düşeni kendileri verirler.

Onun için Kur’an’da zekât hep “vermek” fiiliyle “Verin!” veya “verirler” ifadesiyle yer alır. Kesinlikle zekâtın alınmasından söz edilmez.

Burada “güzel bir ödünç” ile kastedilen,

Zekâtın dışında verilecek sadakalar, infaklar; muhtaçlara yapılacak diğer yardımlardır.

Ancak “güzel” vurgusu, yapılacak yardımların malın iyisinden ve işe yarayanından olması gerektiğini hatırlatmakta;

Allah’a ödünç verin” vurgusu ise, yapılacak yardımların sanki bizzat Allah’a borç veriliyormuş gibi değerlendirilerek en lâyık olanlara yapılması gerektiğine işaret etmektedir. Kur’an’dan, zekâtla ilgili birkaç ayeti görelim:

Salâtı ikame ediniz (mali yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturunuz-ayakta tutunuz), zekâtı /vergiyi veriniz, Allah’ı birleyenlerle birlikte, siz de Allah’ı birleyiniz.” (Bakara; 43)

Onların mallarından sadaka al ki, sadaka ile kendilerini temizlersin ve arındırırsın. Bir de onlara destek ol. Şüphesiz senin desteğin onlar için bir huzurdur. Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir.” (Tevbe; 103)

Ve rahmet olunmanız için salâtı ikame edin (mali yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturun, ayakta tutun), zekâtı /vergiyi verin ve o Elçi’ye itaat edin.” (Nur; 56)

  1. Kimler, Hangi Maldan, Kimlere /Nereye Zekât Verir?

Kişinin zekât vermekle yükümlü olması için, Müslüman’ın, akıllı, baliğ, hür olması ve asli ihtiyaçlarından fazla bir varlığa sahip olması esastır. Zekâta tabi mallar Kur’an’da;

Altın ve gümüş (Tevbe; 34),

Tahıllar ve meyveler (En’am; 141),

Ticaret ve benzeri işlerden elde edilen kazançlarla

Madenler ve benzeri yeraltı servetleri (Bakara; 276) ve

Diğer mallar (Zariyat; 19) şeklinde belirlenmiştir.

Tevbe; 60’da belirtildiği gibi ZEKÂT;

Fakirlere, miskinlere,

Borçlulara,

Yolda kalmışlara,

Allah yolunda olanlara,

Kalbi, İslam’a ısındırılacak olanlara,

Esir ve kölelikten kurtulmak isteyenlere verilir.

Zekât, anne-baba, büyükanne-büyükbabalara, çocuklara gayri-Müslimlere verilemez.

II-) KUR’AN’DA İNFAK

İnfak, Kur’an’da takva sahiplerinin özelliği olarak Bakara; 3’de şöyle belirtilmektedir:

Takva sahipleri,  (Allah’a ve ahret gününe) inanırlar, salâtı ikame ederler, kendilerine verdiklerimizden Allah yolunda infak ederler.

İnfak” sözcüğünün kökü olan “n-f-k”nın ilk anlamı, “at ve diğer canlıların ölmesi” demektir. Sözcük daha sonra genel olarak “yok olma, tükenme” anlamında kullanılır olmuştur.

Bu sözcüğün “İf’al” babından türevi olan “infak” sözcüğünün anlamı ise, “malın, paranın, canın harcanması tüketilmesi” demektir. Bu sözcüğün türevlerinden olan “nafaka” sözcüğü, “yenilerek, içilerek, giyilerek tüketilen tüketim maddeleri”nin adıdır.

Allah’ın Kur’an’da konu ettiği “infak” ifadelerinin anlamı,

Hem “Allah yolunda harcamak, hem de “nafakalandırmak; tüketim maddelerini sağlamak” anlamındadır.

“İnfak” sözcüğü geçen ayetlerde hangi anlamın tercih edileceği, ayetin bulunduğu pasajdaki söz akışından belli olmaktadır. Bazı ayetlerde her iki anlam da dikkate alınmalıdır.

Kâfirlerin infaktan, kamu yararına mal harcamaktan kaçarak ortaya koydukları bu tavır, onların akılsız oldukları kadar, duygusuz da olduklarını göstermektedir.

  1. İnfak, Allah’ın Rızasını Kazanmak Niyetiyle Karşılıksız Yapılan Harcamalardır

Mallarını Allah yolunda harcayan /başta yakınları olmak üzere başkalarının nafakalarını sağlayan kimselerin örneği, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren bir tanenin örneği gibidir. Allah dilediğine katlar. Ve Allah, bilgisi ve rahmeti geniş ve sınırsız olandır, çok iyi bilendir.” (Bakara; 261)

Ayette geçen ve “harcamak, sarf etmek” manasına gelen “İnfak”, toplumun yararına, fakat Allah rızası için yapılan her şeyi kapsayan bir ibadettir.

Okul, hastane, cami, çeşme, yol, hastaneler araç-gereç almak gibi işler infak ibadetini oluşturur. İnfakta, eylemin Allah adına yapıldığına dair niyet ihmal edilmemelidir.

Hiçbir karşılık beklemeden insanlara yardım etmek, toplumun kalkınması için, insanların yararlanacağı kamu ihtiyaçlarına destek olmak, onları çözmek için katkıda bulunmak Allah’ın Kur’an’la teşvik ettiği en değerli eylemlerdir.

Allah için, insanlara karşı özveride bulunmak, insanlara hizmet etmek, yoksulun elinden tutup kaldırmak, servetini, toplumun yararına sunmak kadar önemli bir erdem olur mu?

Fakirlerini gözetmeyen,

Kamunun sorunlarını çözmek için harekete geçmeyen toplumların yaşama hakkı olmadığını Allah, Muhammed; 38’de şöyle belirlemektedir:

İşte sizler, Allah yolunda infak /harcama yapmaya çağrılan kimselersiniz. Öyleyken sizden kimileri cimrilik ediyor.

Ve kim cimrilik ederse, artık kendi benliğinden cimrilik ediyordur. Ve Allah zengindir, siz ise fakirlersiniz.

Eğer siz, davet olunduğunuz infak ibadetinden yüz çevirirseniz, Allah yerinize sizden başka bir toplum getirir. Sonra onlar, sizin benzerleriniz olmazlar.”

Ayetin birinci anlamı:

Savaşa giden orduyu donatmak için yapılacak bağışı ifade etmektedir.

İmanımızı, kültürümüzü, namusumuzu ve refahımızı koruyan askerlerin; şehitlerin ve gazilerin fakir ailelerine yardım etmek, bu ayette işaret edilen yardımlaşmanın /dayanışmanın kapsamına girmektedir.

Bu tür yardımlarda isteksiz davranan veya hiç yardım etmeyenlere Yüce Allah, bir uyarıda bulunmaktadır. İnfak, yani toplum için karşılıksız yardımda bulunmayan toplumları yaşatmayacağını, onların yerine, onlar gibi cimri davranmayan başka bir toplum getireceğini ifade etmektedir.

Ayetin ikinci anlamı:

Toplum yaşamının dayandığı temel ögelerden birinin düzenli ekonomik hayat olduğudur.

Kamu hizmetlerinin yürümediği,

Zenginle yoksul arasında uçurumların bulunduğu toplumlar, yaşama şanslarını kaybetmektedir.

İnsanın karşılık beklemeden yardım etmesi çok zordur.

Bunu teşvik etmek için, Yüce Allah, bazı benzetmelerle bu eylemin ne kadar değerli olduğunu Bakara; 261’de açıklamış ve Bakara; 262’de ise, karşılıksız yardımda /infakta bulunanlara şu müjdeyi vermiştir:

Allah yolunda mallarını harcayan /başta yakınları olmak üzere başkalarının nafakalarını sağlayan,

Sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayan ve incitmeyen şu kimselerin ödülleri Rablerinin yanındadır. Onlar üzerine hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”

  1. İnfak İbadetinin 4 Şartı Vardır

(1) Allah rızası için yapıldığına dair niyet etmek.

(2) Yardımda bulunulan kimseyi minnet altında tutmamak ve ona eziyet etmemektir. Halkımız buna, başa kakmak diyor.

Başa kakmak ise, yardım ettiği kimseye, bu yardımı daima anımsatmak, onu minnet altında tutmak ve ondan bir karşılık beklemektir. Bu ise, o kişiye eziyet etmekten başka bir şey değildir.

(3) Yardım edilen kişiden bir teşekkür bile beklememektir.

Yüce Allah bunu, İnsan; 8-10’da şöyle açıklamaktadır:

(Müminler): “Yoksula, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. Sonra onlara şöyle derler:

Sizi, sadece Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir hediye isteriz, ne de bir teşekkür. Çünkü biz, Rabbimizden korkarız; kötü çehreli, çatık suratlı bir günün azabından korkarız.

Ayetlerden şu sonuçları çıkarabiliriz:

Yaptığı hayrı başa kakmayan,

Karşısındaki yoksula eziyet etmeyen,

Yoksuldan hiç karşılık ve teşekkür beklemeyen ve

İbadetini sadece Allah rızası için yapanların ahrette cezadan yana hiçbir endişeleri olmayacaktır.

Bu durumun aksi davranışlarda bulunanların ibadetinin değerlendirilmeyeceği Bakara; 264’de şöyle açıklanmaktadır:

Ey iman etmiş kimseler! İnsanlara gösteriş için malını verip Allah’a ve son güne inanmayan adam gibi, başa kakmak ve eziyet etmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. İnsanlara gösteriş için harcayanın durumu, üzerinde biraz toprak bulunup da üzerine bir sağanak isabet ettiği zaman, sağanağın cascavlak olarak bıraktığı kayanın durumu gibidir. Onlar, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Ve Allah, kâfirler toplumuna; kılavuzluk etmez.”

(4) Sevdiğimiz malı infak etmemizdir.

Kendimizin beğenmediği, defolu malı veya herhangi bir şeyi infak etmemeliyiz. Yüce Allah, bunu, Bakara; 267’de şöyle açıklamaktadır:

Ey iman etmiş kimseler! Kazandıklarınızdan, sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamayacağınız pis şeyleri vermeye yeltenmeyin. Ve şüphesiz Allah’ın çok zengin /hiçbir şeye muhtaç olmayan, övülen  /övgüye layık bulunan olduğunu bilin.

Sevdiğiniz mallardan sadaka vermedikçe siz, iyiye ulaşamazsınız.” (Âl-i İmran; 92)

Sedat Şenermen

ETİKETLER:
Sedat Şenermen

Sedat Şenermen

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdiği 1970’den günümüze “Kur’an Araştırmaları” yapıyor. Bu çalışmalarıyla “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak” yöntemini Kur’an’dan oluşturdu. Bu yöntemle; Kur’an’ı İlahi Mantığı Ve Kendi Bütünlüğü İçinde; Kavram bütünlüğü + Konu bütünlüğü + Sistem bütünlüğünde anlayıp anlatan konuşmalar yapıyor, makaleler ve kitaplar yayınlıyor. Hâlen “Konulu Sistematik Kur’an Sözlüğü” çerçevesinde kitap çalışmalarını sürdürüyor. Eserleri: 1) GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN İSLAM /KUR’AN KÜLTÜRÜ (1 ve 2. Baskı, 2013), TOGAN Yayınları. 2) Akıl ve Bilim Işığında DİNLER VE DÜNYA EGEMENLİĞİ (Haziran 2013), TOGAN Yayınları. 3) Bilim ve Kur’an Dilinde KALP /AKIL (Mart 2014), TOGAN Yayınları. 4) MİLLİ İRADE NEDİR? (21 Yazar ile birlikte), İstanbul, 2014, ELMADAĞI Yayınları. 5) ATATÜRK, İSLAM ve LAİKLİK (Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi ve Eğitimi), İstanbul, 2015, ELMADAĞI Yayınları. 6) AKLIN KAYNAĞI İSLAM’DA BEYİN (SADR), Bilim ve Kur’an Dilinde, 2014, İstanbul, NERGİZ Yayınları. 7) İSLAM’DA ADALET (Adl, Kıst, Mizan, Hakk, Vasat), Temmuz 2015, NERGİZ Yayınları. 8) “Tarihsel Olaylarla AKIL TUTULMASI KİTLENME”, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 9) ATATÜRK, İSLÂM VE LAİKLİK, HALİFELİĞİN KALDIRILMASI, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 10) ATATÜRK VE TÜRK KADINI, İstanbul, 2018, NERGİZ Yayınları. 11) ŞEYTAN İÇİMİZDEKİ… DIŞIMIZDAKİ bireysel… küresel, İstanbul, 2019, Ulak Yayınları. 12) “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak”, (Editör: Abdullah YILDIZ), Kur’an’ın Hayata Müdahalesi (Kitabı içinde: s. 31-38), İstanbul, 2004, Umran Yayınları. - MİLLİ İRADE BİLDİRİSİ imzacıları kapsamında Ekim 2013 tarihinden beri MİB çalışmalarına ”Milli İrade Birliği” sitesine yazıları ve konuşmalarıyla katılmıştır. - 1968-1969 yıllarında İSLAM MEDENİYETİ adlı aylık dergiyi yayınlamak. - Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 15 günde bir yayınlanan DİYANET GAZETESİ’Nİ 1970’de kuruluşunu gerçekleştirerek, aynı zamanda aylık DİYANET DERGİSİ’NİN de bir süre yayınını sürdürmüştür. - Aylık UMRAN Dergisi’nde 1998, 1999 yıllarında “Kur’an Kavramlarını Kur’anca” ele alan makaleleri yayınlanmıştır.
Sedat Şenermen Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.