Alexa
DOLAR 7,7171
EURO 9,0667
ALTIN 468,598
BIST 1145,24
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 27°C
Az Bulutlu

Kur’an’ı, 23 Nisan 1920’de TBMM’ni 4 ayet üzere oluşturan Atatürk gibi anlamak

Kur’an’ı, 23 Nisan 1920’de TBMM’ni 4 ayet üzere oluşturan Atatürk gibi anlamak
22.04.2020 - 23:00
A+
A-

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun yüzüncü yıl dönümüdür. Nice yüzyıllar varlığını kuruluş amaçlarına uygun bir şekilde sürdürmesi milletimizin asli görevidir. Bunun ne anlama geldiğini Kur’an’ın özünü çok iyi bilen Atatürk’e göre, Kur’an’dan Kur’anca özetlemeye çalışacağım.

* Hilafeti, İslâm devleti,

* Cumhuriyet rejimini, İslâm dışı bir rejim olarak savunanlara Atatürk, İslâm’ın bu konulardaki öğütlerini hatırlatıyor:

[“Dini hükümlere uygunluk noktasından düşünmek isterseniz, hatırlatayım ki, bizim dini hükümlerimizde belirli bir hükümet şekli ifadesi yoktur. Cumhuriyet, mutlakiyet şekilleri gibi bir şekil saptanmamıştır ve din bilginleri zamana göre en despot hükümdarların hükümetlerine meşru demişlerdir.

Kur’an ayetlerine ve Peygamberimizin sözlerine göre, hükümetin yalnız esasları ifade edilmiştir. O esaslar şunlardır:

  1. Danışıp-konuşma (meşveret) (Âl-i İmran 3/159; Şûra 42/38)
  2. Adalet (Nahl 16/90),
  3. Devlet Başkanına itaat (Nisa 4/59).”]

 1-Devlet Yönetiminde Danışma-Görüşme /Meşveret

Bu konuyu Atatürk şöyle açıklamaktadır:

[“Devlet idaresinde danışma ve görüşme çok önemlidir. Yüce Peygamber’in kendisi de danışma ile iş yapmak gereğini söylemiştir ve kendisi bizzat öyle yapmıştır. Bundan başka (veşâvirhüm fi’l emri /iş hakkında onlara danış /Âl-i İmran 3/159) diye Allah’ın da peygambere hitabı vardır. Peygamberin şahsına verilen bu emrin, ondan sonra gelenler için de geçerli olacağından kuşku yoktur. Danışma ve konuşma olmadan /meşveretsiz hükümet/iş yapmak din kurallarına aykırıdır /meşru değildir.”][1]

a-) İstişare /Danışma, Müşavere Farzdır

Atatürk’ün yukarıda işaret ettiği meşveretle, yani yönetimin ve milletin işlerinin halli konusunda uygulanacak yöntem olarak danışıp-konuşma ile ilgili iki ayetin özgün metinleri ve kısa açıklamaları ise şöyledir:

 İşte sen, sırf Allah’ın rahmeti nedeniyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları bağışla, onlar için bağışlanma dile. İş ve yönetim konusunda onlarla müşavere et (veşâvirhüm fi’l emri); işin en güzelini ortaklaşa bulup ortaya çıkar, bir kere de azmettin mi, artık Allah’a işin sonucunu havale et. Şüphesiz Allah, işin sonucunu Kendisine havale edenleri sever.” (Âl-i İmran, 3/159)

Bu ayette, başta yöneticiler olmak üzere herkese, bilmedikleri hususlarda ve içinden çıkamadıkları konularda; ister dinî, ister siyasal, ister ekonomik, ister askerî olsun uzmanlarla istişare edilmesi buyruğu verilmektedir. Ayrıca bu ifadeyle, müşaverenin önemi ortaya konulmuş, müminlerin bu ilkeden vazgeçmemeleri istenmiştir.

Kur’an’da istişare, müşavere farzdır ve İslam’ın temel ilkelerinden biridir. Bu ayetle Kur’an, siyaset için evrensel bir yasa ortaya koymaktadır. Yönetici için (bir Allah elçisi de olsa) toplumu ilgilendiren konularda istişare etme zorunluluğu getiren Al-i İmran, 3/159. ayeti, demokrasinin temellerini bin dört yüz yıl önce atmıştır. “İş hakkında onlara danış /veşâvirhüm fi’l-emri” buyruğu, halkın görüşünün alınmasını emretmekte, halka rağmen halkın yönetilemeyeceği esasını getirmektedir.[2]

Böylece Mustafa Kemal Atatürk’ün daha Kurtuluş Savaşı başlamadan demokrasinin temelini atarak işe başladığını burada açıkça görmekteyiz.

İstişare, sadece idarecilerin halka danışması değil; aynı zamanda halkın da yöneticilerle ve kendi aralarında istişare etmeleridir.

b-) Demokrasinin Gereği Olan ŞÛRÂ Kur’an’ın Değişmez Buyruğudur

Rablerinin çağrısına cevap veren, salâtı ikame eden (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturan-ayakta tutan), işleri /yönetimleri de kendi aralarında Şura; işin en iyi yanını ortaklaşa bulup ortaya çıkarma (ve emruhüm şûrâ beynehüm)” olanlar ayrıca kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar /başta yakınları olmak üzere başkalarının nafakalarını temin ederler.” (Şûra 42/38)

Allah, müminlerle ilgili yönetimin (yasama-yürütme) “Şûrâ” ile olması gerektiğini Kur’an’da bu ayetle bildirmektedir.

“Şûrâ” sözcüğü kavram olarak, “Bilgili, birikimli, deneyimli ehil kimseler tarafından ortaklaşa çalışma ile bir meselenin, bir problemin en tatlı, en iyi ve en güzel çözümünün üretilip ortaya konulması” demektir.

Şûrâ, İslâm öncesi, tarihte de aklın, deneyimin ürünü olarak benimsenmiş ve uygulanan bir sistemdi. Mekke site devletinde de Şura ilkesi vardı. Onlar da problemlerini “Daru’n-Nedve” denilen Şûrâ kurulu ile çözerlerdi.

Kur’an’da (Neml 27/29–35, 38–40’da) Süleyman peygamberin, Sebe melikesinin ve Firavun’un da Şûrâ meclislerinin olduğu; ciddi problemlerde onların çözüm ürettiği” bildirilmektedir. Yine Kur’an’dan (A’raf, Hud, Yusuf, Müminun, Şuara, Kasas sureleri) Yusuf peygamber ve Musa peygamber dönemlerinde Mısır’da firavunların, Şuayb peygamber döneminde Medyen yöneticilerinin de “Şûrâ meclisi”nin olduğunu bilmekteyiz.[3]

Kur’an’da Şûrâ ile ilgili müminlere yönelik üç ayet (Âl-i İmran 3/159; Şûra 42/38; Bakara 2/233) bulunmaktadır.

Günümüzde demokrasi adı verilen yönetim biçiminin temelini oluşturan şûrâ, halka rağmen ulusun yönetilemeyeceğine açıklık getirmektedir. Buna göre yöneten danışmak durumunda/zorundadır. Böylece Kur’an, insanlık cehalet dönemini yaşarken, yönetici ile, halk; halk ile toplum arasında işlerin istişare ve şûrâ (danışma ve meşveret) ile yürütülme ilkesini getirmişti.

Bunun bizi getireceği sonuç şudur:

Kamu işlerini ve siyaseti “birleştirici ortak akıl” ile yürütmek, başarıyı getirecektir. İşleri, uygulamaları farklı açılardan görebilmenin yolu istişareden geçmektedir.[4]

* Birleştirici ortak aklıselim”, ortak düşünmeyi,

* Onlar da “ortak ölçülü/doğru kararı ve çözümü”,

* Tümü birden “başarıyı” getirecektir.

* Ortak Akılla hareket etmek, sorumluluğu yaymak ve

* Kamuya mal etmek anlamına da gelir.

Şûrâ 42/38. ayeti, işin çözümünün Müslümanların arasında ortak olması (beynehüm) demek, sorunun çözümüne düşünsel olarak katkıyla birlikte, doğru ve son uygulanacak çözümün kararlaştırılmasına katılmayı içermektedir. Bu ayette son karar tek kişide değildir. Bu karar verme sürecine katılım biçimi doğrudan olabileceği gibi temsili de olabilir.[5] Kur’an’ın istediği, hangi yöntem ve araçlarla olursa olsun, bu katılımın sağlanmasıdır.

2-Devlet Yönetiminde Adaletin Gereği Ve Önemi

Bu konuda Atatürk’ün yaptığı özgün, gerçekçi, mülkün/devletin olmazsa olmaz temelinin tespiti ise şöyledir:

[“Adaletin gereğinde birleşmek /ittifak doğaldır ve buna herkes katılır.][6]

Kur’an’ın bu konudaki buyruğu ise çok açıktır:

Şüphesiz Allah, adaleti (inn’Allahe ye’müru bi’l-Adli), iyileştirmeyi-güzelleştirmeyi (ihsan) ve yakınlara vermeyi emreder; hayâsızlıktan, kötülükten ve azgınlıktan (fahşâ) nehyeder. O, düşünüp öğüt alırsınız diye size öğüt verir.” (Nahl 16/90) 

 Adalet: Bu sözcük lügatte “bire bir karşılık, denge, denklik, eşitlik” demektir.[7] Kavramsal olarak ise “Sınırlama olmadan, herkesin haktan nasibini alabilmesi için eşit şartların oluşturulması”[8] anlamına gelmektedir. Örneğin, bir toplumda vatandaşlık hakları, diline, dinine, etnik kökenine ve cinsiyetine bakılmadan herkes için eşit olmalıdır. Verilen cezalar da ayırım yapılmadan herkes için eşit ve suç ile orantılı olmalıdır.

Adalet, toplumları ayakta tutan en önemli değerdir.[9]

 3-Devlet Yönetimine İtaat

 [“Devlet yönetimine (Ûlû’l-emre) itaat ise toplumsaldır. Tek bir ferde itaat /boyun eğmek değildir. Her hangi bir işte, o işin en iyi bir şekilde çözümlenip sonuçlandırılması için, işin ehil kişilerce çözüme bağlanması için üstün/seçkin nitelikli insanlar gereklidir. Bu nedenle milletin seçtiği ve güvenilir temsilcilerinden, vekillerinden oluşan manevi şahsiyet en büyük makamdır. Yüce kudret onda vücut bulur. Ona ve onun işleri idarede görevlendireceği ve vekilliğini yapacağı kişilere itaat etmek lazımdır. İşte bu şûra, (milletin işleri idarede                                                                                             görevlendirdiği meclis) adalet üzerine hareket ederse, işte Kur’an’ın ve Allah’ın istediği hükümet olur. (Nisa 4/59).”][10]

Atatürk’ün, hangi yönetime itaat olunacağı konusunda Kur’an’dan örnek aldığı ilgili ayet şudur:

Ey iman etmiş kimseler! Allah’a itaat edin, Elçi’ye (Kur’an’a) ve sizden olan emir sahiplerine /yönetime itaat edin. Sonra, eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahret gününe inanan kimseler iseniz, onu Allah ve Elçi’ye havale edin. Bu, daha iyidir ve en uygun çözümü bulmak bakımından daha güzeldir.” (Nisa 4/59)

 Bu ayette, müminlerin itaat edeceği “emir sahipleri /yönetim”, sizden olan ifadesiyle kayıtlanmıştır. Yani, toplumun, müminlerin, sadece kendilerinden olan emir sahiplerine itaat etmeleri istenmiş, kendilerinden olmayanlara itaat etmemeleri hükme bağlanmıştır. Başka ayetlerde müminlere; müşrik, münafık, Yahudi, Hıristiyan, işgalci olanları, babaları ve kardeşleri bile olsa velî edinmemeleri, onlara velâyet (yönetim) yetkisi vermemeleri emredilmişti. Enfâl, Ahzâb ve Âl-i İmrân surelerinde işlenen velâyet konusu dikkate alındığında burada geçen “sizden olan emir sahibi” ifadesi, daha net anlaşılır.[11]

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı yürütmek üzere yola çıkarken daha işin başlangıcındayken Türk Milletinin birlileştirici /bütünleştirici ortak aklını Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kurumsallaştırmıştır. Bu rahmani Meclis ile zafere ulaşılmış, bir uygarlık projesi olan Cumhuriyet devrimlerle taçlandırılarak oluşturulmuştur.

Evet, dini Atatürk gibi anlamak demek, Kur’an’ın özünü kavramak demektir. Zira Kur’an’ın insan yaşamında yaptığı en büyük devrimlerden biri, üstünlük ve otoriteyi kişilerden alıp bilgiye vermesidir. Kur’an’ın özünü çok iyi kavrayan Atatürk, dini, aklın ve bilimin rehberliğinde toplum yararına yorumlayıp uygulamıştır.[12] 

Kur’an açısından siyasal faaliyeti, kamuyu ilgilendiren işlerin (emanetin) teknik ve ahlakî anlamda “ehline” verilmesi olarak nitelendirilebilir. (Bkz. Nisa 4/72) Kur’an, bir devlet yapısı, yönetim biçimi veya sistem önermemektedir. Bunlar Müslümanların sorumluluk alanlarına giren işler ve düzenlemelerdir.[13] Atatürk de Kur’an’daki evrensel değerler üzerinde böyle yapmıştır.

İşte böylece 23.Nisan.1920 günü Hacı Bayram Camiinde Cuma namazının kılınmasının ardından topluluk cami avlusunda toplanmıştır. Törene katılanlar tekbir getirerek Meclisin toplanacağı binanın yanına gelinceye kadar yürümüşlerdir. Yürüyüş alayının önünde, üzerinde Kur’an-ı Kerim bulunan rahleyi taşıyan bir kişi yer almıştır. T.B.M.M’nin açılışında dualar edilmiş, kurbanlar kesilmiştir. Camide başlatılan Kur’an hatmi ve Buhari-i Şerif okunmasının son bölümü Meclise gelindiğinde tamamlanmıştır. İlk hükümetin kuruluşunun ardından yaptığı konuşmada Mustafa Kemal, “Yüce Allah’ın avn-ü inâyeti bizimledir”, diyerek içtenliğini göstermiştir.[14]

 Sedat Şenermen

23 Nisan 1920

 

Kaynakça

[1] Mustafa KEMAL, Eskişehir-İzmit Konuşmaları (1923), İstanbul, 1999, Kaynak Yayınları, s. 65-66.

[2] Prof.Dr. Bayraktar BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, c.4, s.445.

[3] Hakkı YILMAZ, Tebyînü’l-Kur’an /İşte Kur’an, 2015, c.4, s.95

[4] B.BAYRAKLI, a.g.e., c.17, s.243.

[5] Ömer ÖZSOY – İlhami GÜLER, Konularına Göre Kur’an, Ankara, 1996, Fecr Yayınevi, s.532.

[6] Mustafa KEMAL, Eskişehir-İzmit Konuşmaları (1923), s.66.  

[7] İbn MANZUR, Lisânü’l-Arab, c.7, s.359-360, “’A-d-l” md.

[8] Hakkı YILMAZ, Ta.g.e., c.5, s.480.

[9] Kur’an’da ilgili tüm ayetlere göre “Kur’an’da Adalet” konusunda bakınız: Sedat ŞENERMEN, İslam’da Adalet, İstanbul, 2015, Nergiz Yayınları.

[10] Mustafa KEMAL, Eskişehir-İzmit Konuşmaları (1923), s.66.

[11] Hakkı YILMAZ, Ta.g.e., c.7, s.658.

[12] Mustafa SAĞ, Dini Atatürk Gibi Anlamak, İstanbul, 2006, s.59.

[13] Ö.ÖZSOY – İ.GÜLER, Konularına Göre Kur’an, s.530.

[14] İhsan EZHERLİ, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara, 1986, TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, s.302.

Sedat Şenermen

Sedat Şenermen

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdiği 1970’den günümüze “Kur’an Araştırmaları” yapıyor. Bu çalışmalarıyla “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak” yöntemini Kur’an’dan oluşturdu. Bu yöntemle; Kur’an’ı İlahi Mantığı Ve Kendi Bütünlüğü İçinde; Kavram bütünlüğü + Konu bütünlüğü + Sistem bütünlüğünde anlayıp anlatan konuşmalar yapıyor, makaleler ve kitaplar yayınlıyor. Hâlen “Konulu Sistematik Kur’an Sözlüğü” çerçevesinde kitap çalışmalarını sürdürüyor. Eserleri: 1) GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN İSLAM /KUR’AN KÜLTÜRÜ (1 ve 2. Baskı, 2013), TOGAN Yayınları. 2) Akıl ve Bilim Işığında DİNLER VE DÜNYA EGEMENLİĞİ (Haziran 2013), TOGAN Yayınları. 3) Bilim ve Kur’an Dilinde KALP /AKIL (Mart 2014), TOGAN Yayınları. 4) MİLLİ İRADE NEDİR? (21 Yazar ile birlikte), İstanbul, 2014, ELMADAĞI Yayınları. 5) ATATÜRK, İSLAM ve LAİKLİK (Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi ve Eğitimi), İstanbul, 2015, ELMADAĞI Yayınları. 6) AKLIN KAYNAĞI İSLAM’DA BEYİN (SADR), Bilim ve Kur’an Dilinde, 2014, İstanbul, NERGİZ Yayınları. 7) İSLAM’DA ADALET (Adl, Kıst, Mizan, Hakk, Vasat), Temmuz 2015, NERGİZ Yayınları. 8) “Tarihsel Olaylarla AKIL TUTULMASI KİTLENME”, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 9) ATATÜRK, İSLÂM VE LAİKLİK, HALİFELİĞİN KALDIRILMASI, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 10) ATATÜRK VE TÜRK KADINI, İstanbul, 2018, NERGİZ Yayınları. 11) ŞEYTAN İÇİMİZDEKİ… DIŞIMIZDAKİ bireysel… küresel, İstanbul, 2019, Ulak Yayınları. 12) “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak”, (Editör: Abdullah YILDIZ), Kur’an’ın Hayata Müdahalesi (Kitabı içinde: s. 31-38), İstanbul, 2004, Umran Yayınları. - MİLLİ İRADE BİLDİRİSİ imzacıları kapsamında Ekim 2013 tarihinden beri MİB çalışmalarına ”Milli İrade Birliği” sitesine yazıları ve konuşmalarıyla katılmıştır. - 1968-1969 yıllarında İSLAM MEDENİYETİ adlı aylık dergiyi yayınlamak. - Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 15 günde bir yayınlanan DİYANET GAZETESİ’Nİ 1970’de kuruluşunu gerçekleştirerek, aynı zamanda aylık DİYANET DERGİSİ’NİN de bir süre yayınını sürdürmüştür. - Aylık UMRAN Dergisi’nde 1998, 1999 yıllarında “Kur’an Kavramlarını Kur’anca” ele alan makaleleri yayınlanmıştır.
Sedat Şenermen Tüm Yazıları
YORUMLAR
  1. Mehmet Baygın dedi ki:

    Yazınız aydınlatıcıydı teşekkür ederim, yazılarınız daim olsun…