Alexa
Medya Siyaset

Kuruluşlardan Türk Adı Çıkarılamaz

Kuruluşlardan Türk Adı Çıkarılamaz

Türk Tabipleri Birliği’nin “Savaşa hayır” bildirisi, bakın neleri açığa çıkardı? TTB yönetimini yakından tanıyoruz. Bunlar; vatanımızı bölmek için her türlü cinayeti işleyen; şehirleri yakıp yıkan, masum insanları katleden teröristleri kınamazlar. Mecbur kalırlarsa da, bunu kerhen yaparlar. Emperyalistlerin maşası teröristlerin saldırılarına değil, güvenlik güçlerimizin meşru savunma hakkına, şu veya bu bahane ile karşı çıkarlar. Şimdi olduğu gibi… Kendilerinden olmayanların, katliam ve etnik temizlikle yurduna yuvasına el koyan, PKK/PYD/YPG’nin vahşetini görmezler.

Neymiş, efendim; savaş insan sağlığına zararlıymış.” Bunu bilmek için tabip olmaya gerek var mı? Tam da, askerlerimizin cephede can verdiği bir sırada, acaba bu fetva neyin nesi? Bu psikolojik saldırı, askerimize mi, yoksa teröristlere mi yarar? Belli değil mi? Ayrıca, savaş tıbbî değil, öncelikle siyasi bir olaydır. Büyük Atatürk‘ün dediği gibi “Harp zorunlu ve hayati olmadıkça, millet hayatı tehlikeye düşmedikçe bir cinayettir. Geç de olsa Türkiye, bu hayati tehlikeye karşı harekete geçti.

Fetvada olduğu gibi “Savaş insan sağlığına zararlıdır” diyerek, “savaş”tan vazgeçsek ne olur? Akılları ermeyebilir, biz söyleyelim: Türkiye engellemezse; ABD desteğindeki PKK/PYD/YPG terör koridoru [Siz buna, daha da açıklayıcı olması için  İsrail koridoru da diyebilirsiniz], Irak ve Suriye’nin kuzeyinden İskenderun’a kadar kolayca ulaşır! Türkiye’nin kuşatılması tamamlanır! Sonra sıra, terör unsurlarının içeride yığınak yapmasına gelecektir. Uzmanların iddiasına göre; yeni teknikler ve araçlarla, büyük şehirlere, hassas noktalara ve önemli kişilere yönelik saldırılar başlayacaktır. ABD maşaları PKK/KCK’nın, hedefine ulaşmak için eylemlerini artıracağı düşünülmektedir. (İsteyen ABD  2017-2027 Küresel Tehditler Raporuna bakabilir.)

Yorumlar böyle, ama TTB fetvacıları, yol göstermeyi de ihmal etmemişler. Bildiride deniliyor ki; “Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır. Savaşa hayır, barış hemen şimdi.” Bu çözümü hatırlamış olmalısınız; PKK’ya aittir. “Adil”, “demokratik”, “eşitlikçi”, “özgür” ve “barışçıl” kavramları ne kadar masum, değil mi? Bu ülkeyi yönetenler, bu ülkenin parçalanmasını istemeyenler, egemenliğimize ortağı kabul etmeyenler, acaba ABD ve PKK/KCK’nın bu önerilerini, acaba neden kabul etmiyorlar? Çok mu bilgisizler? Peki deyiverseler, “savaş” bitiverecek, “barış” geliverecek”!

Bilen için her şey belli de, ahmaklar için açıklayıverelim: Savaşı bitirecek denilen yukarıdaki masum kavramlar, örtülü bir amaçla kullanılmaktadır. Vatandaşlar için geçerli kavramlar, saptırılarak etnik topluluklar içinmiş gibi kullanılmaktadır. Bu bakımdan, dünya hukuku, eşitliğin ölçülerini, kriterlerini koymuştur -anayasamız da buna göre hükümler taşımaktadır- ama, toplulukların eşitliğini sağlayacak bir kavram, ölçü ve kriter yoktur; olamaz da. Örnek verelim, bir aile öteki aileye hukuk ve kanun önünde nasıl eşit olabilir? Mümkün mü? Asla. vatandaş eşit olur; kuralları da bellidir. Bütün dünya anayasaları bu böyledir.

TTB’nin bildirisinde bahsi geçen kavramlar, Türkiye’deki etnisiteler için kullanılmaktadır. Yani, etnik toplulukların eşitliği, özgürlüğünden söz edilmektedir. PKK da, 40 yıldır bunun için kan dökmüyor mu? Bizden devlet istemiyor mu? Eğer bu yola gidilecek olursa, Anadolu’da bin yıldır Türk Milletine ait olan egemenliğe son verilmiş, yeni çok ortaklı etnik ortaklığa dayalı devlet kurulmuş olur. Aynen Yugoslavya ve Sovyetlerde olduğu gibi. Buna egemenliğin bölüşülmesi denir ki; ülkeyi iç savaşa sürükler. Çünkü, egemenlik bölüşülemez, ortağı da olmaz. Osmanlı Türk Cihan devleti buna; “hakimiyet, aynen iffet ve namus gibidir; tecezziyi (bölünmeyi) ve ortağı kabul etmez.” demektedir.

Bu izahlardan sonra denebilir ki, tamam meselenin özü böyledir. Ancak TTB’nin yukarıda sayılan kavramları etnik topluluklar için istediğini nasıl iddia edebiliriz? Hemen söyleyelim; bahsi geçen masum kavramlar, 1876 Osmanlı Kanunu Esasisinden başlayarak cumhuriyetin bütün anayasalarında açıkça ve kesin bir şekilde yer almıştır. Buna rağmen TTB, zaten var olanı niçin istesin ki? Değil mi? Efendim uygulamada ciddi arızalar var denebilir; doğrudur, ancak bu üzücü durum herkes için geçerlidir. Sadece bölücü terör örgütleri için değil. Dünyamızı kan gölüne çeviren emperyalistlerin parası, aklı ve silahıyla kendi devletine ve milletine terör yapamaz. Esasen, bölücü terör unsurlarının 40 yıldır topluma yaptığı açıklamalar, herkesin malumudur; maalesef TBB açıklamalarıyla, bire bir örtüşmektedir. Bildiri bahane edilerek meslek birliklerinin adından Türk çıkarılırsa, bundan Türk milleti rahatsız olur.

İlaçla mikrobu karıştırmak

Türkiye Barolar Birliği ile TTB karıştırılamaz. TBB hukuk açısından, Türk egemenliğini, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığını, vatanın bütünlüğünü ve Türk Milletinin birliğini savunmaktadır. Tarihinin en etkili ve en faydalı dönemini yaşamaktadır. İktidar sahiplerini uyarıyor diye cezalandırılamaz. Esasen TBB, önemli bir devlet kuruluşudur; adının değiştirilmesi, kendinden önce Türk Milletine zarar verir.

Son söz: Birilerinin yine, Türk ve Türkiye alerjisi hortladı dedirtmeyin!

Sadi Somuncuoğlu

Sadi Somuncuoğlu

1940 yılında Aksaray'da doğdu. 1962 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nden mezun oldu. 1957 - 58’den itibaren Türk Ocakları'nın faaliyetlerine katıldı. 1967 yılında aktif siyasete atıldı. MHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı yaptı. 1969 yılında MHP Genel İdare Kurulu'na seçildi ve 12 Mart 1971'e kadar gençliğin eğitim ve teşkilatlanması işlerini yürüttü. 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar MHP' Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. 1977 yılında Niğde Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Demirel'in Başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetinde Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 1980 darbesi sonrasında tutuklandı. MHP davasında idamla yargılandı. 2 yıl tutuklu kaldıktan sonra beraat etti. 1980 - 1995 yıllarında siyasetten ayrıldı. Türk Ocakları Genel Merkez Heyeti üyeliği ve Genel Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1995 seçimlerinde ANAP Aksaray Milletvekili seçildi. 1.5 yıl sonra MHP'ye katıldı, Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. 1999 seçimlerinde tekrar MHP' den Aksaray Milletvekili seçildi. 57. Hükumette Devlet Bakanlığı görevini üstlendi. Cumhurbaşkanlığına aday olduğu için Mayıs 2000'de bu görevinden ayrıldı. Halen Milli Düşünce Merkezinde başkanlık yapmaktadır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. zafer dedi ki:

    Sona doğru geçen, “… yaptığı açıklamalar, herkesin malumudur; maalesef TBB açıklamalarıyla, bire bir örtüşmektedir. ” Sanırım, TTB olacak, değil mi?..

BİR YORUM YAZ