Alexa
Medya Siyaset

Kuvayi Milliye

Kuvayi Milliye

– Sen hele, şu Millici lafının ne demeye geldiğini bildir ki… ”KuvayiMilliye” lafının ne demeye geldiğini?
+ Milli kuvvetler demek… Bu milletin kuvvetleri… Türk milletinin…

Yorgun Savaşçı, Kemal Tahir (Sayfa 424)

15 Mayıs 1919, Saat 8.55 de Patris gemisinden inenEfzon alayının en önünde atın üstünde bir süvari ilerliyordu. Elinde, püskülleri sarkan bir Yunan sancağı taşıyordu. Rumlar adeta kendinden geçmişti. Bütün bu heyecan arasında bir el silah sesi duyuldu.

Kalabalık, bir anda yerlere uzanmıştı. Sadece ayakta uzunca boylu, esmer bir genç kalmıştı.

İlk anın şokunu atlatan Efzon alayı kendilerine kurşun yağdıran bu genci bir silah darbesi ile yere serdiler. İşte İzmir’in ilk şehidi, Hasan Tahsin, gerçek adı ile Osman Nevres direnişin meşalesini yakmıştı.Ama bu ani ve beklenmedik saldırı, Yunanlıların öfkelerini açığa çıkarttı. Yarbay Stavriani’nin emrindeki kuvvetler Sarıkışla’ya taarruz etmeye başladılar.

Konak meydanından kaçanlar, Ziraat Bankasının girişindeki mermer merdivenlere sığınmışlardı. Yaklaşık 50 kişilik bu Türk grup, Efzon alayı tarafından kurşuna dizildiler. Askeri kıraathanenin üst katında kalan Edremitli Fehmi Bey ve 2 numaralı odada bulunan bir subay süngülenerek şehit edildi.

***

”Müsterih olunuz, düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez!”

Antepli Şahin Bey

5 Kasım 1919’da İngilizlerden işgal hareketini devralan Fransızlar, bir türlü Anadolu’nun bu güzel beldesini işgale muvaffak olamamakta, şehir halkı, sınırlı imkânlarıyla karşı koymaktaydı. Fransızlar bütün ümitlerini Kilis’ten gelecek takviye kuvvetlerine bağlamışlardı. Fakat o yolu da Şahin Bey bir avuç askeri ile tutmuştu. Fransızların silahlı ve kalabalık erzak konvoylarını iki kez buradan geri çevirmiş, Antep’te kuşatılmış bulunan Fransız ve Ermenileri korkudan titretmişti. Fransız kuvvetleri 25 Mart 1920’de Albay Andrea komutasında yeniden yola çıktılar. Bu Fransız kuvvetleri sekiz bin piyade ve iki yüz süvariden oluşmaktaydı. Ayrıca, bu Fransız birliğinde, 1 batarya top, 16 ağır makinalı tüfek, çok miktarda otomatik tüfek ve 4 tank mevcuttu.

Kahraman Şahin Bey ancak 100 kişi kalan fedaileriyle karşısına dikilmişti. 25 Mart günü sabahtan akşama kadar çatışma devam etmiş ve Şahin Bey düşmana ağır kayıplar vermişti. 26 Mart sabahı çatışma tekrar başladı. Şahin Bey kuvvetleri 6 saat kıyasıya çarpıştı. Eşine az rastlanır bir kahramanlık örneği gösterildi. Ancak akşam olduğunda Şahin Bey’in 25 – 30 kadar askeri kalmıştı. Atacak kurşunu da kalmayan Şahin Bey, tüfeğini yere çarparak kırdı ve sel gibi üzerine hücum eden düşmanlara karşı yumruklarını sıkarak karşı durdu.

Silahsız Şahin Bey’in yanına yaklaşamayan düşman askerleri, uzaktan ateş ederek Şahin Bey’i şehit ettiler. Şahin Bey, Antep’te; istiklal meşalesini tutuşturmuş, on binlerce Şahinler, tutuşturulan bu meşaleyi söndürmemek için var güçleriyle vuruşmaya koşmuşlardır. Antepliler düşmana tek bir taş vermemek için 11 ay düşmana kan kusturmuşlar ve din için, millet için, vatan için 6.000’den fazla şehit vermişlerdir.

( Antepli bir KuvayiMilliyeci baba ve oğulları )

 

( Şahin Bey ) Ruhu şad olsun…

***

Balkan Savaşı’na katıldı.
Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde  savaştı.
Eşi Binbaşı Ahmet Bey, Sarıkamış’ta şehit olunca memleketi olan Erzurum’a geri döndü.

1919 yılında Mustafa Kemal Atatürk ile bizzat görüşebilmek için Sivas’a gitti, Milis Müfreze Komutanı olarak Batı cephesine atandı ve burada göreve başladı. Aldığı talimatlar doğrultusunda İstanbul’a giderek, silah ve adam kaçırma görevlerini tamamladı.

İzmir’in Yunan işgaline uğraması sonucunda İzmir’e geçerek savaştı.
300’ü aşkın birliğiyle Birinci ve İkinci İnönü Savaşı, Sakarya Meydan Savaşı ve Dumlupınar Meydan Savaşı’nda boy gösterdi.

Büyük Taarruz’un ilk günlerinde esir düşse de kaçarak yeniden ordusunun başına geçti ve Bursa’nın Yunan işgalinden kurtuluşunda büyük rol oynadı.

Savaşın ardından , çavuş rütbesiyle başladığı askerliğini üsteğmen rütbesiyle tamamladı ve emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı.
Fatma Seher Hanım, hepimizin bildiği ismi ile KARA FATMA 2 Temmuz 1955’te Darülaceze’de 67 yaşında hayata gözlerini yumduğunda, göğsünde gururla taşıdığı İstiklal Madalyasından başka bir serveti yoktu.

***

Harbiye telgrafhanesinden memur Ali, bilgi vermeye başladı:

‘’Sabahleyin İngilizler karakolu basarak altı erimizi şehit ettiler. On beş kadar da yaralı var. Şimdi İngiliz askerleri dolaşıyor. Şimdi,  işte İngiliz askerleri Nezarete giriyorlar, işte içeri giriyorlar. Nizamiye kapısına. Teli kes ! İngilizler buradadır’’

( Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, s. 229)

***

1921 yılının son günleridir.
Yöre halkı İnebolu’ya inen mermi sandıklarını imece ile cepheye sevk etmekteydi.
Şerife Bacı’nın kağnısına da top mermileri yüklendi, yol verildi.  Şerife Bacı köyde bakacak kimsesi olmadığı için Elif’i de yanına almıştı. Bir süre sonra, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurdu. Sırtında taşıdığı kızı için top mermilerinin arasında bir yer açtı. Yün yorganını da mermileri ve kızını yağıştan korusun diye, üzerlerine örttü. Tekrar kağnı başına geçerek “Bismillah” deyip öküzleri çekmeye başladı.
Şerife Bacı öküzleri çekiyor, kar ise sürekli yağıyordu. Kağnı tekerleri karla karışık çamurlu yollarda tek düze gıcırtılarla ilerliyordu. Bu durumda epeyce yol aldıktan sonra kağnı birden duruverdi: Kara öküz yürümüyordu. Her zamanki huyu idi; zorlamaya, yüke hiç gelemezdi. Şerife Bacı yulara asıldı. Hayır, yürümüyordu. Yağan kar durmuş, hava soğumaya başlamıştı. “Kurbanın olayım kara tosun” dedi Şerife Bacı, “beni perişan etme; haydi n’olur yürü!”

Kara öküz biraz daha yürüyüp boynunu eğdi. Ardından, olduğu yere gürpedek çöküverdi. Şerife Bacı “Eyvah! Ne yapacağım ben şimdi” diyerek tekrar kara öküzün yanına vardı: “Haydi kara tosunum. N’olur yatma, kalk. Boyunduruğa ben de koşulayım. Yeter ki sen kalk.” Kara öküz nice zorlamadan sonra yerinden kalktı. Ne var ki, boyunduruğu kaldıramıyor, başını yere bırakıyordu. Bereket, eşi olan sarı öküz güçlü idi; kağnı aslında oraya kadar onun sayesinde gelmişti.

Şerife Bacı, öküzlerin yularını arabanın okuna taktı. Kaç defa kara öküz yatmış, kaç defa boyunduruğu Şerife Bacı göğüslemiş, bunların artık sayısını unutmuştu. Ne kadar yol aldığını ise hiç bilmiyordu. Acıkmıştı, ancak dert etmiyordu. Biricik Elif’i aklına geldi, dönüp baktı, Elif uyuyordu. Soğuk dondurucu bir hal almıştı. Yorganı Elif kızın ve top mermilerinin üstüne iyice sıkıştırdı. Tekrar aceleyle arabanın önüne seğirtti, öküzleri çekmeye başladı. Nice önüne geçenler uzaklaşıp görülmez olmuş, nice arkasında olanlar Şerife Bacı’ya yetişmiş, geçip gitmişlerdi. Üzerlerine zimmetli olan cephaneyi yerine ulaştırmaktan başka bir şey düşünmüyorlardı.

Derken, kağnı tekrar durdu. Kara öküz yine yürümüyordu. Şerife Bacı ise üşüyor, tir tir titriyordu; çene kemikleri birbirine vuruyordu. Tipi o kadar artmıştı ki, ilerleyemiyordu. Durmanın ölüm olduğunu bildiği için ilerlemeye çalışıyor, bir yandan da elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyordu. “Yazıklar olsun sana; çekil boyunduruktan, çekil de ben koşulayım” dercesine bir süre kara öküze baktı. Öfkesinden üvendireyi kaldırdı, kaldırdı; sonra, birden karlar üzerine yuvarlandı. Yerden kalkabilmek için uzun süre çabaladı, kendini güç bela kağnının üzerine attı. Kısılmış sesiyle, öküzlere son bir defa “deh” dedi. Ne var ki, artık donuyordu. Tatlı bir uykunun etkisi altına girmiş, bedenini hissetmez olmuştu. Sonunda bütün ışıklar söndü, her şey karanlığa gömüldü.

Kağnı şehrin dışında bulunan Kastamonu kışlasının yakınına kadar gelebilmiş, orada durmuştu. Kışlanın kule nöbetçileri, sabaha karşı alaca karanlıkta belli belirsiz kağnıyı fark ettiler. Hemen gönderilen iki asker kağnının yanına varınca bir an ürperdiler. Kağnının arkasında genç bir kadın hareketsiz yatıyordu. Cephanenin üstüne örtülü olan yorganı sanki kucaklamak ister gibiydi. Ne var ki, donmuş kaskatı kesilmişti. Kucaklayıp karlar üzerine yatırdılar. Tam o sırada ince bir ses duyuldu, bir çocuğun ağlamasıydı bu. Ses yorganın altından geliyordu. Hemen yorganı kaldırdılar. Gördükleri, top mermileri arasında otlara sarılı, eski çulların içinde bir kız çocuğuydu! Şerife Bacı, ıslanmasın diye kazağını cephanelerin üstüne örtmüş, üşümesin diye de yavrusunun üzerine abanmıştı. Sonuçta kendisi soğuktan donarak hayatını kaybetmişti.

Şerife Bacı daha 21 yaşındaydı.

***

Her eline silah alana Kuvayi Milliye diyemem ben !
Dersem, mahşerde
Hasan Tahsin’in
Kara Fatma’nın
Şerife Bacının
Telgrafçı Ali’nin
Topal Osman’ın
Karayılan’ın
Diyap Ağanın
Şahin Bey’in
MUSTAFA KEMAL’in yüzüne nasıl bakarım ?

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ