Alexa
Medya Siyaset

Lozan, İnönü ve Orbay Çekişmesi

Lozan, İnönü ve Orbay Çekişmesi

Rauf Orbay, Lozan görüşmelerine gitmek istemiş ancak Atatürk, İsmet İnönü’yü tercih etmiştir.

Çünkü Orbay, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getiren Mondros Anlaşması’nı imzalayan kişiydi.

İnönü ise düşmana yeni Türkiye devletinin varlığını kabul ettiren, Mudanya Anlaşması’nı imzalatan baş mimardı.

Çetin görüşmelerin, ateşli tartışmaların yapıldığı Lozan’da, nihayet sona gelinmişti.

Türk Heyeti’nin Başkanı Dışişleri Bakanı İsmet İnönü, dayanılmaz baskıları direnmiş, emperyalist tehditlere göğüs germiş, Türkiye’nin tezlerini o devletlere kabul ettirmişti.

Kan dökerek, can vererek kazandığımız İstiklalimizi, inatla savunmuş, ekonomik bağımsızlığımıza göz diken İngiltere’nin mali tahditlerini boşa çıkarmıştı.

Lozan’daki görüşmeleri düzenli olarak Hükümet Başkan’ı Rauf Orbay’a bildiren İsmet Paşa, Hükümet’ten yeterli desteği alamamaktan şikayetçiydi.

Hükümet, İsmet Paşa’nın sorularına geç yanıt veriyor, hatta İsmet Paşa’yı görüşmelerden geri çekmeyi bile planlıyordu.

Durumdan şikayetçi olan İsmet Paşa, Rauf Orbay’a gönderdiği şifreli yazışmaları Atatürk’e de bildiriyordu.

İsmet Paşa’nın Bakanlar Kurulu tarafından güç durumda bırakıldığını anlayan Atatürk, Lozan görüşmelerini Bakanlar Kurulu ile birlikte takip etmiş, delegelere verilecek talimatı bizzat not ettirmiştir.

***

İsmet İnönü, Lozan’da çok zor günler geçirir.

Karşısında, üzerinde güneş batmayan imparatorluğun tecrübeli diplomatları, devlet adamları vardır.

Bunlar, İsmet Paşa’yı kolayca yola getireceklerine inanmaktadırlar.

Ekonomik durumumuzu masaya yatırırlar.

Yokluğumuzdan, yoksulluğumuzdan “dem” vururlar.

Kapitilasyonların devamını isterler.

Doğu’da bağımsız Ermenistan devletinden, Güneydoğu’da özerk Kürt devletinden söz ederler.

İstekleri kabul edilmezse, yeni bir savaşın başlayabileceği tehditin de bile bulunurlar.

İnönü, hak-hukuk, eşitlik, özgürlük, bağımsızlık vurgusunda ısrar eder.

Savaş’a hazır olduğumuzu söyler.

Sabahlara kadar çalışır, arkadaşlarına danışır.

Hükümetle görüşür, Atatürk’le konuşur.

Ve inatla ve sabırla ve bilinçle işi tatlıya bağlar.

Gel-gitlerden sonra, konferans Temmuz ortalarında sona erer.

İçerdeki saltanatçılar, gericiler, işbirlikçiler telaşlanır.

İsmet Paşa, anlaşmayı imzalanacağını Başbakan Rauf Bey’e bildirdiği halde ondan “evet” ya da “hayır” cevabını alamaz.

Birkaç gün bekler, ancak yine cevap gelmez.

Atatürk’e telgraf çeker ve yardım ister.

Atatürk o günleri şöyle anlatır:

“ İsmet Paşa, barış antlaşması imzalanmadan önce Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey’e konferansın son bulduğunu ve meselelerin ne şekilde çözüme bağlandığını bildirmiş… Rauf Bey, olumlu veya olumsuz hiçbir cevap vermemiş… İsmet Paşa, bekleyiş içinde geçirdiği bu günlerde çok üzülmüş. Hükümetin hiçbir cevap vermeyişini, Ankara’da bir kararsızlığın hüküm sürmekte olduğuna bağlamış… Rauf Bey’e yazdıktan üç gün sonra 18 Temmuz 1923 tarihinde durumu bana da bildirdi. Telgrafında, Hükûmet’i kararsızlığa düşürebileceğini tahmin ettiği noktaları birer birer sayıp açıkladıktan sonra, düşüncelerine şu sözlerle son veriyordu:

Eğer hükûmet kabul ettiğimiz noktalardan geri dönmemiz hususunda kesinlikle ısrar ediyorsa, bunu bizim yapmaklığımıza imkân yoktur. Benim düşüne düşüne bulduğum yol, İstanbul’daki İtilâf Devletleri komiserlerine, imza yetkisinin bizden alındığını bildirmektir. Gerçi, bu durum, bizim için yer yüzünde görülmemiş bir skandal olur. Fakat vatanın yüksek çıkarları, şahsî düşüncelerin üstünde olduğundan, Millî Hükûmet istediği gibi hareket eder. Hükûmetten teşekkür beklemiyoruz. Yaptıklarımızın muhasebesi milletin ve tarihin yargısına bırakılmıştır.

Efendiler, İsmet Paşa’nın yürüttüğü ve sonuçlandırdığı işin ne kadar önemli olduğunu açıklamaya gerek yoktur. Bu işin sonuçlandırıldığı, son günün, imza gününün geldiğini bildiren telgrafa sevinçle ve can atarak cevap verileceğini kabul etmek tabiîdir. Ankara ile Lozan arasında, bir veya iki günde haberleşmek mümkündü. Üç gün geçtiği halde, hiçbir cevap verilmemiş olması, en basit bir anlayışla, Hükûmet Başkanı’nın işi önemsemediğini ve aldırmazlıkla karşıladığını gösterir. Yapılan işin hükûmetçe noksan görülerek, kabul edilmemesi yoluna girdiği ve bundan dolayı da cevap verilmemekte olduğu zannına da düşülebilir. Bu durum karşısında, işi bitirmek için büyük ve tarihî sorumluluk yüklenerek imza kullanacak olan zatın ne kadar güç bir durumda kalacağı düşünülürse, İsmet Paşa’nın üzüntü ve ıztırap çekmesini haklı görmek gerekir.

İsmet Paşa’nın telgrafına hemen şu cevabı verdim:

İsmet Paşa Hazretleri’ne; 18 Temmuz 1923 tarihli telgrafınızı aldım. Hiç kimsede kararsızlık yoktur. Elde ettiğiniz başarıyı en sıcak ve içten duygularımızla tebrik etmek için antlaşmanın usulüne göre imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz, kardeşim.”

İsmet Paşa mutlu olmuştur. Atatürk’ü şöyle yanıtlar:

“Her dar zamanımda hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış, yaptırmış adamsın. Sana bağlılığım bir kat daha artmıştır.”

24 Temmuz 1923’te anlaşmayı imzalar.

***

Lozan Heyeti’nin Ankara’ya döneceği günler yaklaşmıştır.

Rauf Orbay, İsmet Paşa’yı karşılamak niyetinde değildir.

Atatürk’e başvurarak seçim bölgesine gitmek için izin ister.

Atatürk, hükümet başkanı sıfatıyla İsmet Paşa’yı karşılamasının uygun olacağını hatırlatır.

Rauf Bey; “Kendime hakim değilim. Ben bunu yapmayacağım. Seyhatime lütfen izin veriniz” diye ısrar eder.

Gazi’nin canı sıkılmıştır:

“Başbakanlıktan istifa etmek şartıyla gidebilirsiniz.”

Bu konuşma üzerine Rauf Bey başbakanlıktan istifa eder.

***

İsmet Paşa Lozan’dan döneli iki gün olmuştu.

Atatürk kendisini, Çankaya’daki (eski) köşküne, akşam yemeğine davet eder.

Bu çok özel bir yemektir. İsmet Paşa, Dr. Rıza Nur Bey, Fethi Bey (Okyar), Salih Bey (Bozok) eşleri ile Kılıç Ali yalnız katılır. Atatürk’ün eşi Latife Hanım da yemektedir.

Sofra, eski köşkün havuzlu holünde kurulmuştur.

Holün bir kenarında da Ankara’nın ünlü alaturka çalgıcılarından Kemani Aleksi ile bir udi arkadaşı çalgı çalmaktadır.

Atatürk, Lozan sözleşmesini başarıyla sona erdiren İnönü ve arkadaşlarını tebrik eder.

İsmet Paşa, doludur.

Lozan’da yaşadığı acı dolu günleri anımsar.

Hükümetin müzakere süresince kendisini desteklemediğinden şikayet eder…

Rauf Orbay’a yüklenir:

“Yaptığım işler hakkında kendisine bilgi veriyor, buna karşılık hükümetin bakış açısını anlamak istiyordum. Fakat o … yazdıklarıma cevap vermeyerek beni çok büyük azap ve ıstırap içinde bıraktı” der ve Atatürk’e dönerek, yüksek sesle:

“Güçlükleri çözücüsün. Burada da beni sen kurtardın. Yüksek emirlerinle imdadıma yetişmeseydin Lozan’dan tabutum gelecekti, tabutum.”

Sofradakiler susmuştur.

Fethi Bey; “Eleştirdiğin kükümetin içinde ben de varım” itirazında bulunur.

İsmet Paşa daha da sinirlenir.

“Öyleyse sen de…”

İki taraf ayağa kalkar…

Sofrada bulunan hanımlar bayılacak duruma gelmiştir.

Kılıç Ali ve Salih Bozok araya girer.

Sofranın tadı kaçmıştır.

Canı çok sıkılan Gazi, hemen yemeği emreder.

Yemek biter bitmez herkes tatsız bir şekilde ayrılır.

Gazi, yemek boyunca hiç konuşmaz.

Yaşananlardan memnun olmadığı her halinden bellidir.

***

İsmet Paşa, vefasızlığa isyan etmiştir.

Hükümet’in duyarsızlığına, Lozan’da yalnız bırakılmasına kızmıştır.

Rauf Orbay’ın kendisinden kaçmasına içerlemiştir.

Tebrik beklerken, köstek olanların sözlerine, imalı davranışlarına üzülmüştür.

***

Türkiye’nin tapusu, Lozan’da imzalanmıştır.

Lozan’ı küçümseyen, Lozan’ın kazanımlarına dudak büken aymazlara sesleniyorum:

Yargıdan kaçırdığın yabancı gazetecilerden söz et…

Yabancılara sattığın KİT’leri anlat, özelleştirdiğin fabrikaları say…

Tarım nere de, sanayii nere de, ticaret nere de, biz ne haldeyiz onu yanıtla.

Borçtan haber ver… Bütçen açık, hazinen tam takır…

“Lozan hezimettir” diyorsun.

Lozan hezimet olsa; İngiltere İşçi Partisi, İngiliz Hükümet’e “İngiltere tarihinin Lozan’da en rezil antlaşmasını yaptınız” der miydi?

Hükümet’in istifasını sunmak üzere kürsüye gelen Başbakan Lloyd George; “Her yüzyılda bir ülkeden bir dahi çıkar. Şu talihsizliğimize bakın ki, bizim zamanımızda bu dahi Türklerden çıktı. Mustafa Kemal’i yenemedik” itirafında bulunur muydu?

Toprak kaybı söylemin de yalan.

Türkiye, Batı Trakya’yı, Ege  Adaları’nı ve On İki Ada’yı Lozan Antlaşmasıyla kaybetmedi. Buralar 1912-1913-1914 yıllarında zaten kaybedilmişti.

Türkiye, Lozan’da Gökçeada, Bozcaada, Tavşan adaları ile Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan tüm adaları ve kayalıkları elde etmişti. Yunanistan’a bırakılan adaların askerden ve silahtan arındırılmasını da kayıt altına aldırmıştı.

Bugün 18 adanın Yunanistan’ın işgali altında olduğunu bilmiyor musunuz?

Lozan’ın baş mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, baş müzakerecei İsmet İnönü ve Heyetine şükranlarımı sunuyorum. Aziz hatıraları önünde hürmetle eğiliyorum.

 

KAYNAK : 1- Nutuk / Mustafa Kemal Atatürk

2-Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları.

3- Panzehir / Sinan Meydan

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ