Alexa
Medya Siyaset

Maske

“Tekalif-i Milliye yanmış, yıkılmış, işgal edilmiş, düşman esareti altında ezilmekte olan bir milletin yeniden doğma mücadelesinin seferberliğidir ve unutulmaması gereken de emirlerde “…bedeli daha sonra ödenmek üzere…” ifadesine yer verilmiş olmasıdır.”

Maske

Koranavirüs ile mücadele adı altında yapılanlar,belirsizliği dayanılır hale getirmekten öteye gitmemiştir.  Oysa kriz yönetimi kesin ve etkili çözümler gerektirir.

Dünyada ve ülkemizde krizin boyutları ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak her geçen gün derinleşirken ne yazık ki ülkemizde ekonominin içinde bulunduğu durum nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edilememiştir.

Bilindiği üzere alınan yeni tedbirlerle sokağa çıkma yasağı 20 yaş altını kapsayacak şekilde genişletilmişti. Ancak daha sonra 20 yaş altında çalışanların olduğu anlaşılınca “Göç Yolda Düzülür” kültürünün yeni bir örneği devreye sokularak 20 yaş altı istisnaları oluşturulmuştu.

Sokağa çıkabilecek yaş aralığında olanlara getirilen maske zorunluluğu ise vatandaşı düşündürmüştü!…Maske savaşlarının yaşandığı bir dünyada maske bulabilecekler miydi?Ancak daha sonra bizde Koranavirüs öncesine göre 10 katı fiyatlarla maske bulunabileceği anlaşıldı.  Bu seferde var olan maskelerin pahalılığı vatandaşı düşündürür oldu.

İşte tam da bu noktada ucuz fiyata maske edinmenin çözümü bulundu.Ticaret bakanı halkın ucuz maske temini için maske satışı yapılacağını duyurdu.Çare bulunmuştu.  İşte büyük resmi görebilmekte buydu!Derken Cumhurbaşkanı tarafından duruma el konuldu ve maskelerin ücretsiz dağıtılacağı duyuruldu.

18 yıllık iktidarında en çok halkın gözüne dağıttığı, yardım kolileriyle, odun kömürle giren iktidar, “devlet içinde devlet olmaz” diyerek muhalefet belediyelerinin kampanyalarını yardım kanununa aykırı bularak durdurdu ve ‘Biz Bize Yeteriz Türkiyem’ kampanyasını başlattı. Böylece belediyelerin kampanyalarının bağış mı, yoksa yardım mı olduğu da açığa kavuşturulmuş oldu.

‘Biz Bize Yeteriz Türkiyem’ kampanyasına yapılan bağış miktarları açıklanmaya başlanınca en büyük miktarların kamu bankalarına ve merkez bankasına ait olduğu şaşkınlıkla görüldü.

Nasıl yanı?

Milletin parasıyla millete bağış mı yapılırdı?

Sorular çok. Öyle görünüyor ki ‘Biz Bize Yeteriz Türkiyem’ kampanyası daha çok konuşulacak, tartışılacak. İktidar kanadında moraller bozulmuştu. Kampanya ile ilgili olumsuz algının giderilmesi gerekiyordu ve nihayet bunun da çözümü bulundu.  Bu bir milli dayanışmadır denilerek geçmişle Tekalif-i Milliye emirleri ile bağlantı kuruldu.

Görünen oydu ki KURTULUŞ ile başlayıp, KURULUŞ ile devam eden Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti destanının sayfalarıyla -yapılan her uygulama, karşılaşılan her güçlük karşısında- bağ kuruluyordu. Yine öyle olmuştu.

Böylece Tekalif-i Milliye emirleri gündemin bir numarasına oturdu.Ancak bir şey unutulmuştu. O da büyük Atatürk’ün bize bıraktığı stratejik bir belge olan  ‘Nutuk’ un tarihimizin bu sayfasıyla asılsız kurulan hiçbir bağı kabul etmediğiydi.

Tekalif-i Milliye (Milli Sorumluluk)

Büyük Atatürk,‘Tekalif-i Milliye’ başlığı altında oluşturulan emirleri Nutuk’ta şöyle anlatır.

“Başkumandanlığı fiili olarak kabul ettikten sonra birkaç gün daha Ankara’da kalarak çalıştım. 7-8 Ağustos 1921 tarihlerinde Tekalif-i Milliye emri adı altında yaptığım genel bildiriler hakkında kısaca bilgi vereyim. Bir savaşın kazanılması için ne derece küçük şeylerin bile dikkate alınması gerektiğine ilişkin bir fikir vermek için bunları sunmayı yararlı görüyorum. “der ve devamında Tekalif-i Milliye emirlerini 10 maddede özetler.

Tekalif-i Milliye bildirilerinde tekerlekli araçlardan,çarığa, çiviye,gaz yağına, şekere, pirince, tuza,  kumaştan, ipliğe, meşine kadar her şey düşünülmüştü.Bu gün bağımsız bir ulusa sahip olmamızın temelleri geçmişte alınan ve uygulanan bu olağanüstü kararlar ile atılmıştı.

Tekalif-i Milliye hazinesiz bir milletin bağımsızlık mücadelesinde cephede ki askerlerine cephane, giyecek,  gıda malzemeleri ile ihtiyaç duydukları en küçük şeylerin dahi tespiti, temini ve atlarla, kağnılarla taşınarak ulaştırılmasının sağlanmasıdır.

Tekalif-i Milliye yanmış, yıkılmış, işgal edilmiş, düşman esareti altında ezilmekte olan bir milletin yeniden doğma mücadelesinin seferberliğidir ve unutulmaması gereken de emirlerde “…bedeli daha sonra ödenmek üzere…” ifadesine yer verilmiş olmasıdır.

Nitekim 12 Nisan 1923 tarihinde çıkarılan bir kanunla Tekalif-i Milliye borçlarının halka geri ödenmesi sağlanmıştır. Yani Tekalif-i Milliye emirleri bir bağış kampanyası değildir. Halktan dar günde alınanların iyi günde halka iade edilmiştir.  Yani yokluğun da, varlığın da paylaşılmıştır.

Görünmeyen Maskeler

Dünyanın başına bela olan görünmeyen bir virüsten korunmak için zorunlu olduğumuzda ucuz maskelerimizi, belki de ücretsiz maskelerimizi edinip sokağa çıkabileceğiz. Böylece hem kendimizin, hem de toplumun sağlığını koruyabileceğiz. Ancak maske derken beni asıl endişelendiren yüzlerde olan ancak görünmeyen maskelerdir.

Görünmeyen maskelerin olduğu bu yüzler tarihin her döneminde ortaya çıkarlar ve görülmemiş tahribatlar yaparlar. Tarihin sayfaları iktidar, saltanat kavgalarıyla doludur.  İnsanlık için en büyük tehlike de işte bu görünmeyen maskelerle örtülen yüzlerdir.

Sonuç zaman geçer tarihin sayfalarında yaşananlar yerini alır!

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarihin sayfalarında ONARICI LİDER olarak yerini almıştır. O 1978 yılında UNESCO tarafından “Sömürgecilik ve emperyalizme karşı açılan savaşların ilk önderi” olarak nitelenmiştir. Attığı her adımda düşündüğü tek şey insandır, insanlıktır. Tekalif-i Milliye de o günkü koşullarda oluşturulmuş dahiyane bir çözümdür.

İçinde bulunduğumuz süreçte sürekli değişen politikalar, değiştirilen kararlar, birinin dediğini veya yaptığını değiştirmeye çalışan uygulamalar korku ve panik içerisinde olan halkın aklını daha da karıştırmakta ve yönetime olan güveni her geçen gün azaltmaktadır.

Ne zaman biteceği bilinmeyen bu mücadelede insan önceliklendirilmelidir. Krizle mücadelede belirlenmiş ve olumlu sonuçlar vermiş uygulamalar bütünü kucaklayan bir anlayışla devreye sokulmalı ve uygulanmalıdır.  Aksi gidiş daha büyük felaketlere gebedir.

Sağlıkla kalın…

Hatice Topçu

Hatice Topçu

Rize’de doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini Rize’de tamamladı. Lisans Eğitimini İşletme alanında, Yüksek Lisans eğitimini Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Eğitim Yönetimi ve Politikaları Ana Bilim Dalı, Eğitim Yönetimi ve Teftiş Doktora Programına devam etti. Eğitim işkolunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. Şubat 2019 tarihinde kamudaki görevinden emekli oldu. Yazın hayatına çeşitli dergi ve antolojilerde yayımlanan şiirleri ile başladı. 2004 yılında “TODAİE Hazırlık Kılavuzu” adlı Orta Doğu Amme Enstitüsü Sınavlarına Hazırlık Kılavuzu yayımlandı. İlk şiir kitabı;“Karanlığın Elleri”2008 yılında, ikinci şiir kitabı; “Yasak Elma” 2016’da yayımlandı. Eğitimci, Şair ve Yazar’ın okul öncesi eğitim çocuklarına yönelik hazırladığı “Can Okulda Dizisi” olarak altı adet hikâye kitabı (Okul Heyecanı, Okulda İlk Gün, Can ve Cansu, Görüyor Öğreniyoruz, Balonlarla Dans ve Can Partiyle) 2017 yılında yayımlandı. “Çağları Delen Önder Atatürk” dizisinin ilk kitabı olan “Altın Saçlı Çocuk” romanının birinci baskısı Ocak 2019 yılında, ikinci baskısı Ağustos 2019 ve üçüncü baskısı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Serinin İkinci romanı “Hayallere İlk Adım” romanının birinci baskısı Ağustos 2019 yılında, ikinci baskısı Kasım 2019 yılında yayınlanmıştır. ‘Kül Rengi Dünya” romanı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Ayrıca yazarın, Eğitim Bilimleri alanında bilimsel makaleleri bulunmaktadır ve çeşitli gazetelerde makale yazmayı sürdürmektedir. İki çocuk annesidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ