Alexa
DOLAR
8,3198
EURO
10,1141
ALTIN
499,70
BIST
1.454
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
29°C
Ankara
29°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
27°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
30°C
Cumartesi Gök Gürültülü
23°C

Mavi Yolculuk Nostalji mi Olacak?

Mavi Yolculuk Nostalji mi Olacak?

Mavi Yolculuk ilk olarak, Türkiye’de, Ege Denizi Kıyılarında ortaya çıkmış bir gezidir. Bizim kültürümüze ve coğrafyamıza özgü ve özgün bir yolculuk türüdür. İlk kez 1945 yılında Halikarnas Balıkçısı ve arkadaşları tarafından yapılır. Balıkçı, 1925 yılında Bodrum’a sürgüne gönderilmiş ünlü yazarımız, aydınımız Cevat Şakir Kabaağaçlı’dır. Bodrum’da sürgün yıllarında boş durmaz. Bir yandan kitaplarını yazıp Mavi Anadolu felsefesini geliştirirken bir yandan da 7,5 metrelik Yatağan isimli teknesi ve balıkçı arkadaşı Paluko ile Gökova’da ve Yarımada’da dolaşıp durur.  Bir süre sonra bu güzelliklerin paylaşılması gerektiğine inanarak İstanbul’dan, Ankara’dan yazar ve edebiyatçı dostlarını çağırır. 1945’teki ilk yolculukta Türkiye’nin ve o dönemin ünlü yazarları çizerleri var. Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Ali, Erol Güney, Necati Cumalı, BenyaRapoport ve tabii Balıkçı ile Paluko.

Nedendir bilinmiyor bu yolculuktan sonra 1950’lerin sonuna kadar bir boşluk var. İkinci yolculuğun tarihi 1957 veya 1958. Bu yolculukta da ilk kadın mavi yolcular Azra Erhat ve Alev Ebuzziya’yı görürüz. 60’lardan itibaren Mavi Yolculukların ve Mavi Yolcuların sayısı geometrik olarak artış göstermiştir.

Mavi Yolculuk bir “yaşam biçimidir” demiş Halikarnas Balıkçısı. Azra Erhat“dalları deniz olan bir ağaca”, Bedri Rahmi “beşiği deniz olan bir bebeğe” benzetmiş. Bu benzetmeler bugün biraz iddialı gelebilir insana. Bir teknede denizin üstünde, doğal ve yapılaşmanın henüz ulaşmadığı bakir koylarda kendiniz ve doğa ile baş başa kalmanın adıdır mavi yolculuk. Orada doğanın ve denizin ortasında ister kendi içinize doğru bir yolculuk yaparsınız, ister tarihe doğru. Ama sonuçta aylarca yaşadığınız kent ve iş stresinizi atmanın, onlardan uzaklaşmanın adıdır mavi yolculuk.

Mavi ile yeşilin iç içe geçtiği, Anadolu uygarlıklarının derin izlerini taşıyan koylarımızla dolu Ege ve Akdeniz sahilleri. Her yıl sırf bu cennet koylar için ülkemize gelen milyonlarca turist var. Göz ardı edilen bir gerçektir ki ülkemiz turizm gelirlerinin büyük bir bölümünü mavi yolculuk ve yat turizminden sağlar. Özellikle son yıllarda koylarımıza demir atan lüks yatların sayısı 1200’ü, diğer yatların sayısı ise 70000’i bulmuştur. Siz düşünün artık mavi yolculuğun ülkemize getirisini.

Bu koylar rağbet görmeye başlayınca da yazıktır ki bazı kesimler ayağa kalktı. Ve bir doğal cennet olan koylarımız çirkin bir yapılaşmanın içine çekildi. Cennet koylarımız koruma altına alınmalıyken bina yığınına dönüşmeleri yönünde kararlar alındı. Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. Yine doğal sit alanlarımız yağmaya açılacak gibi görünüyor. Daha geçen gün Bodrum da doğal ve arkeolojik taşınmazlar satışa çıkarılmış bile. Hadi doğaya saygı kalmadı ama anlaşılan o ki tarihe de saygı kalmamış. Rant her şeyden üstün görünüyor yazık ki.

Güzel olan ne varsa yok etmek adına çalışıyoruz sanki. Yaz aylarında dağ-tepe ormanlarımızı yakıyoruz, göllerimizi derelerimizi kurutuyoruz. Cennet koylarımız yapılaşma nedeniyle yok olma tehlikesi içinde. Şimdi de bilinçsizce kullanılan denizlerimizde yaşamı öldürüyoruz. Tüm bu olan bitenlere karşı ise yetkililer seyirci, hatta teşvik içinde. İçimiz acıyor bu duruma.

Ege ve Akdeniz’deki doğa harikası koylar birer birer yok oluyor. Deniz Ticaret Odası Bodrum Şubesi’nin iki yıl süren envanter çalışmasına göre, 15 yıl içinde 41 koy yok oldu. 94 koy ise yok olma tehlikesi altında.

Tabii bir de balık çiftlikleri sayesinde işgali ve kirletilmesinin önü açıldı. Sonuç: 239 adet olan koylarımızdan 41 tanesi yok oldu. 94 tanesi ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Sorsanız bu yapılanların tamamı turizm adına. Zaten doğal yapı korunduğunda bizler ülke olarak kazanıyoruz. Siz neden bizim doğal ve tarihi zenginliklerimizi ranta açıp ülke olarak kazanmak varken bireylere peşkeş çekiyoruz, anlayamıyorum doğrusu. Onlar para kazanmanın başka yollarını bulsunlar, benim ülkem kazansın. Satışla bir sefer kazanacaksınız ama siz işlerseniz yıllarca sürecek, hatta torunlarınızın torunlarının bile faydalanacağı kazançlar elde edeceksiniz. Hiç mi düşünmüyorsunuz?

Bir de deniliyor ki turizmi teşvik için yapıyoruz diye. Evet turizm teşvik edilmeli, ama Ege ve Akdeniz de değil. Oralar zaten kazanıyor. Bunun yerine bizim İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu için yapılmalı. Oraların turizme açılması için yapılmalı. Kültürel ve tarihi miraslarımızı dünya milletleri ile paylaşma şansının arttırılması için kullanılmalı, ormanlarımızın katli için değil, denizlerimizin kirletilmesi için değil. Zaten her yıl orman yangınları sayesinde hektarlarca ormanımız kül olmaktadır. Yapılması gereken şey bu ormanların yeniden canlandırılması iken orman katliamına seyirci kalmak, o bölgeleri imara açmak doğru mudur?

Yazıktır ki her geçen gün kıyılarımız çirkin yapılarla doldu, taştı. Şimdi ise yeni yasalarla denize kıyısı olan, orman, zeytinlik, arkeolojik, hatta sit alanı olmasına bile bakılmadan ranta açılacakmış. Kendi elleriyle kendi doğasını ve tarihini bitirip, bir seferlik rant için yıllarca sürecek güzelliklerin önüne set çekiliyor. Ülkemi çok seviyorum ve bunları gördükçe elimde değil, çok üzülüyorum, hazmedemiyorum.

Dilerim ki bu yanlıştan bir an önce dönülür ve mavi yolculuk tarih olmaz. Yıllar sonra çocuklarımıza “Eskiden bu koylar yemyeşildi, deniz berrak ve temizdi, bizler teknelerle bu koyları dolaşır o tertemiz denizimizde yüzerdik…” diyerek bir nostalji yaşamak istemiyorum. Eminim ki benim gibi düşünen milyonlar vardır. Lütfen kıyılarımızı çirkin binalarla değil, ağaçlarla dolduralım. Emin olun çok daha kazançlı çıkacağız…

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.