Alexa
DOLAR 7,057
EURO 8,4299
ALTIN 461,822
BIST 1091,8
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 36°C
Sıcak

Meclisin Askeri Kimin Umurunda?

Meclisin Askeri Kimin Umurunda?
07.03.2020 - 20:30
A+
A-

1917 yılındaki Ekim Devrimi ile Lenin, Kurtuluş Savaşı ile de Atatürk, 20. yüzyıla şekil veren iki büyük liderdir.

Her iki devrimin de komşu iki büyük ülkede gerçekleşmesi, Batıda kaygıyla karşılanmış ve üstünden geçen onlarca yıla rağmen sindirilememiştir.

Kurtuluş Savaşı yenik düşmüş, batının elinde oyuncak olmuş Osmanlı’yı, Ekim Devrimi ise gerici Rus Çarlığı’nı sonlandırdı.

Atatürk’ün etkili rol oynadığı Çanakkale Zaferi, Rus devriminin önünü açtı mı bilinmez ancak cesaret verdiği kesin. Rus devriminin başarısı ise, Çarlık Rusyasının ülkemiz toprakları üzerindeki hevesinin ve tehlikesinin ortadan kalkması açısından rahatlatıcı oldu. Nitekim, Çarlık Rusya’sının istila ettiği Kars ve Ardahan, Ekim devrimi sonrası Ankara Hükümetine teslim edildi.

Batı Emperyalizmine yenik düşmüş iki ülke Osmanlı ve Çarlık Rusyası, Lenin ve Atatürk’ün birlikte aynı emperyalizme karşı verdikleri mücadele sonrası, Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olarak değişti.

İki ülke Devrimci Liderinin yoldaşlığı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, 26 Nisan 1920’de, Sovyetler Birliği kurucusu Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’e yazdığı bir mektup ile başladı, mektupta;

“Emperyalist hükümetler aleyhine harekâtı ve bunların tahakküm ve esareti altında bulunan mazlum insanların kurtuluşu gayesini hedefleyen Bolşevik Ruslarla mesai ve harekat birliğini kabul ediyoruz. Evvela, milli topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist kuvvetleri kovmak ve gelecekte emperyalizm aleyhine vuku bulacak ortak mücadelelerimiz için dahili kuvvetlerimizi şekillendirmek üzere, şimdilik ilk taksit olarak beş milyon altının ve kararlaştırılacak miktarda cephane ve diğer fenni harp vasıtaları ve sıhhi malzemenin ve yalnız Doğu’da harekât icra edecek olan kuvvetler için erzakın, Rus Sovyetler Cumhuriyeti’nce temini rica olunur” deniyordu. Kaynakça; Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 8, 2. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s.114)

Böylelikle, 1914’te Osmanlı Donanması’nın topa tuttuğu Rus limanı Novorossisk, sadece 6 yıl sonra, 1920’de İnebolu’ya 30 bin ton silah ve cephane gönderen bir liman oldu. Batı cephesinde emperyalizm ve uşaklarına karşı ölüm kalım savaşı veren Atatürk, “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da” sözlerini bunun için sarf etti.

2 Haziran 1920 günü Dışişleri Bakanı Çiçerin üzerinden verilen cevapla, karşılıklı güven ve işbirliğinde somut adımlar atıldı. 11 Mayıs 1920 günü Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığında bir heyet Moskova’ya gönderildi. 4 Ekim 1920 tarihinde Ankara’ya Müsteşar Y.Y. Umpal-Angarskiy’in başkanlığındaki Rus diplomatik misyon görevlileri gelerek Mustafa Kemal Paşa ile görüştü. 19 Şubat 1921 günü Ali Fuat Paşa, Moskova’ya elçi olarak gönderildi. 16 Mart 1921 günü de Dostluk Anlaşması’nı imzaladı.

Büyük Ortadoğu Projesi ile içinde bulunduğumuz coğrafyayı hallaç pamuğu gibi attıran Emperyalizm, tuhaftır, Cumhuriyet tarihimizi yalan dolanla yeniden yazmaya çalışan yeşil kuşakçılarla Leninin torunlarını yeniden yakınlaştırdı ama bir farkla; Leninin bütün heykelleri sökülüp ve kimi heykeli ormana gömülürken ülkenin adı da SSCB’den Rusya Devletine dönüştü. Atamızın heykelleri ise birkaç meczubun saldırısı dışında yıllardır dimdik ayakta ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile, kurulduğu gün gibi sonsuza kadar yaşayacak.

Bir diplomasi dehası olarak Atatürk, hasta yatağında Hatay’ı topraklarımıza katarken, Şam’da namaz kılma hayaliyle Suriye karşıtı olduğumuz son 10 yılda, Emevi Camisine girmek Putin’e nasip oldu.

Bir tek askerin burnu dahi kanamadan vatanlaştırılan Hatay’ın aksine, bir yılda asker yapılan Türk Genci Suriye toprağına Rusya eliyle kanını akıtıyor.

Moskova’ya neden gittik?
Türkiyenin itibarını iki paralık eden Suriye politikasında son kırk günde 50’ye yakın askerimizi kaybettik. Madem ateşkes yapılacak ve Şubat sonuna kadar Esad Soçi anlaşmasında çizilen sınırlara dönmeyecekti de 34 evladımızı neden şehit verdik. Bugünkü anlaşmaya bakıldığında mevcut sınırlar üzerinden ateşkes yapıldığını görüyoruz. O halde sormayalım mı? İdlib’de ne işimiz var? ve sizler ne yaptığınızın farkında mısınız diye?

Ortadoğu artık, günümüzde etnik ve mezhepsel bir tarzda bölünüp parçalandığı, katliamlar, baskılar, ezilen ve sömürülen milyonlarca insanın vatanından edildiği bir coğrafyadır. Lenin’in torunları artık sıcak iklimlerde, Suriye’nin hamisi durumundadır.

Ya biz?

Bakın Esad son Moskova ziyareti sonrası şunu söylüyor “Erdoğan bile şimdi Türklere ordusunu Suriye’de savaşmak için neden gönderdiğini söylemeye kadir değildir. Bu Türkiye’nin üstün çıkarları ile ilgisi olmayan, ancak Erdoğan’ın ideolojisi ile ilgisi olan bir ihvancılık meselesidir.”

Bay başkan bugün çıkıp sıkılmadan ve utanmadan İdlib konusunda “Temennimiz odur ki bu ateşkes sürer. Böylece Müslüman’ın Müslüman ile böyle bir savaşı yapması da bitmiş olur” diyebiliyor!

Aklımızı koru Tanrım.
Neden Suriye’deydik, onlarca askerin canına mal olan o kutsal çıkarlar nelerdi? Kişisel siyasi çıkarlar ve kitle yansıması adına dün kardeş dediklerinizi bugün düşman ilan edip savaşa girişebilirsiniz çünkü bu saçma sistemde düşmanın kim olduğunun önemi yok, önemli olan içerideki milliyetçiliği diri tutup iktidarı sürdürmektir ve Sistemin şu anda ihtiyaç duyduğu tek şey bütün toplumsal sorunları bir süre erteleyebilecek bir teyakkuz havası estirmektir.

Mehmetçik kimin umurunda? Rus hava saldırısı sonucu ölen gençlere Tanrıdan rahmet, kalanlarına sabır diliyorum.

Mehmetçik bizim umurumuzda, Meclisin Askeri sahada neye karşı savaşıyor bilinmiyor ama savaşta barışın bir karşılığı var. Artık Askerimizi topraklarımıza çekin!

ETİKETLER:
Seda Özçelik

Seda Özçelik

Ankara’da doğdum ve yetiştim. Université Libre de Bruxelles, Modern Languages and Letters’de İngiliz Dili ve Anadolu Üniversitesinde Sosyal Bilimler Okudum. Özel Sektörde ve Hollanda Devletinin Türkiye Ofislerinde çeşitli görevlerde bulundum ve elektronik ortamda kurucusu olduğum bir danışmanlık ve çeviri ofisim var. Yazmak en büyük tutkum. Tarih, Felsefe ve Dinler Tarihi özel ilgi alanım.
Seda Özçelik Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.